Zamanı mı Yaşıyoruz, Zamanda mı Yaşıyoruz? Nedir Bu Zaman?

Zaman ve uzam hem felsefeyi hem de bilimin özel alanlarını tarihin her döneminde düşündürmüş ve çalıştırmış iki ana düşünsel kavramdır. Bu iki kavram arasında zaman ise özellikle daha karmaşık ve daha özel görülmüş, zaman üzerine yapılan inceleme, düşünme ve çalışmalar; ortaya atılan hipotezler, geliştirilen teoriler her zaman daha çok dikkat çekici ve popüler olmuştur. Zaman üzerine, döneminin en ünlü teologlarından birisi olan St. Augustinus şöyle konuşmuştur:

Peki, o hâlde ‘zaman’ denen şey nedir? Kim zaman’ı basitçe ve kısaca açıklayabilir ki? Kim bunu fikrince kavrayabilir ve sözcüklere dökerek açıklayabilir ki? Oysa gündelik konuşmalarımızın arasında sıkça geçen şu ‘zaman’ kelimesinden daha aşina olduğumuz, hemencecik tanıdığımız başka bir sözcük var mıdır? Sahiden de bu sözcük kullanılır kullanılmaz ne anlatılmak istendiğini hemen anlıyoruz. Hem de hem kendimiz söylediğimizde anlıyoruz hem de bir başkasının bu sözcüğü kullandığını işittiğimizde anlıyoruz. Peki, o hâlde nedir bu ‘zaman’? Hiç kimse bana sormazsa biliyorum da biri sorup da ona açıklama yapmam gerektiğinde bilmiyorum. Buna rağmen bildiğimden eminim diyebileceğim bir şey varsa o da şudur: Hiçbir şey geçip gitmemiş olsaydı o hâlde ‘geçmiş zaman’ olmazdı; hiçbir şey gelecek olmasaydı, o hâlde de ‘gelecek zaman’dan bahsedilemezdi; hiçbir şey şu anda olmamış olsa idi, bu kez de ‘şimdiki zaman’ olamazdı. O hâlde şu iki zaman; ‘geçmiş’ ve ‘gelecek’ nasıl var olabiliyor; eğer ‘geçmiş’, geçip gitmişse ve artık yoksa; ‘gelecek’ de henüz gelmemişse ve yoksa? ‘Şimdi’ye gelirsek, eğer ‘şimdi’ hep ‘şimdi’ olarak kalmış ve sadece kendisi olmuş olsaydı ve geçmişe akıp gitmemiş olsaydı ‘zaman’ olmaktan çıkıp ‘ebediyet’ olurdu. Bu yüzden, eğer şimdinin zaman olması geçmişe akıp gidecek olmasından kaynaklanıyorsa, bu kez de ‘şimdi’nin olduğunu nasıl söyleyebiliyoruz? Varlık sebebi, olmamak olduğuna ve olmamaya, yani ‘geçmiş’e dayandığına göre, ‘şimdi’, nasıl var olabilmekte? Yani aslına bakarsanız, zaten var olmamaya yönelik olmamış olsaydı, biz zamanın var olduğunu söyleyemezdik.¹

İşte felsefenin güzelliği buradadır: Zihin egzersizleri yaptırır. Bakalım: Gelecek, şimdi yoksa ne zaman olacaktır? Buna verebileceğimiz cevap, yeni bir soruyu beraberinde getirecektir ve bu cevap muhakkak “gelecekte” olacaktır. Aynı soru geçmiş için de sorulabilir: Geçmiş, şimdi yoksa, ne zaman vardır? Cevap: “geçmişte” ve felsefe, her soruda yeni bir cevap ve her cevapta da yeni bir bulmaya devam edecektir.

Belki de zaman yalnızca zihnimizdedir. Antik Çağ’daki Parmenides’ten Kant’a, ondan 20. yüzyıldaki F. H. Bradley’e kadar, çeşitli filozoflar buna benzer düşünceler geliştirmiş, hatta bazı çağdaş fizikçiler de yine benzer görüşler ileri sürmüştür. Ancak zaman düşüncede temellenmiş olsa da düşünce de durmaksızın değiştiğine göre, bu bizatihi zamanın gerçekliği anlamına gelmez mi? Belki zaman yalnızca salt görünümlerden ibaret bir şeydir. Ama öyle olsa bile, sistematik olarak istikrarlı görüntüler bizatihi bir tür gerçeklik oluşturmaz mı? Ve son tahlilde, şeyler hakkında zamanı referans almaksızın tutarlı bir biçimde düşünmeyi başaramıyoruz. Çünkü ne zaman “Yağmur yağıyor” ya da “Karnım acıktı” gibi iddialar ileri sürsek, bu iddiaların doğruluğunu ve yanlışlığını belirlemekte zaman hayati bir unsurdur ve böylece anlamlı iletişimin vazgeçilmez bir unsuru olarak kendini göstermektedir.

1. St. Augustine, The Confessions of St. Augustine, Kitap: 11, Bölüm: 14, Paragraf: 17
Derleme: Ömer Yıldırım
101 Anekdotta Felsefe Tarihinde Yolculuk

1 Comment

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*