Felsefe.gen.TR

Philon Kimdir? Filon

11.11.2019
Philon Kimdir? Filon

Philon ya da okunuşuyla Filon, İskenderiyeli Yahudi bir filozoftur.

PHİLON (FİLON) KİMDİR?

Philon İskenderiye’de doğmuş ve aynı kentte ölmüştür. Philon Eski İbrani inançlarına bağlı, varlıklı bir ailenin çocuğuydu.

Philon aslen Yahudi olup önemli etkinliği olan bir düşünürdür. Bu filozofun, İskenderiye Yahudilerine bazı kolaylıklar sağlaması için Roma İmparatoru Caligula’ya gönderilen heyette bulunduğunu biliyoruz. Philon; Yahudi dini ile Yunan felsefesini, özellikle de Platon felsefesini uzlaştırmaya çaba göstermiştir. Bu çalışmasıyla o, dönemin tipik filozofu sayılmıştır. Öyle ki kendisi Yunancayı eski İbraniceden daha iyi biliyordu.

Philon, Yunan felsefesi ile Tevrat’ın özdeş olduğunu kanıtlamaya çalışmış, Yahudilerin kutsal kitabını Platon’un felsefesi ışığında yorumlamıştır. Kendisi tıpkı Plotinos gibi Tanrı ile insan arasında iyi ve kötü ruhların var olduğunu savunmuştur. Philon felsefe ile dinin iç içe geçtiği görüşünü benimsemiştir.

Philon, Filon

Philon, Filon

M.Ö. 25 yılında doğan ve M.S. 50 yılında ölen Philon İskenderiye’de yaşadı. Platon’un, zamanın ve mekanın üstünde gerçek varlıklar olarak düşündüğü ideaları, Philon, “Tanrı’nın onları düşünmesiyle idealar varlık kazanırlar” diyerek, Platon ve Aristoteles’te görülen mimar Tanrı kavramı yerine, yaratan Tanrı kavramını ortaya atmıştır.

Önce İbrani dinini temel alan bir öğrenim gördü, sonra felsefe, dilbilgisi, geometri ve müzik konularında uzun boylu çalışmalara koyuldu. Özellikle Yunan filozoflarından Platon, AristotelesPythagoras ve Stoacılar’ı inceledi. Bir süre toplumdan uzak kalarak yalnız tuz, ekmek ve ot yiyerek içe kapalı bir yaşam sürdü, sonra AntisthenesEpikurosHerakleitosAnaksagorasZenon gibi değişik öğretileri savunan bilgeler üzerinde çalıştı.

Bu çalışmalarından edindiği bilgi birikimine dayanarak Tevrat’tan kaynaklanan İbrani düşüncesiyle, Platon ve Pythagoras felsefelerini bağdaştırmayı amaçlayan bir öğreti benimsedi.

Bir aralık Atina’ya giderek retorik okudu, Pindaros, SophoklesEuripides gibi Yunan yazarlarının yapıtlarını inceleme olanağı buldu.

PHİLON’UN FELSEFESİ

Philon, felsefeyle yaşamı bağdaştırmak isteyen, düşünceyle davranışlar arasında uyumun sağlanması gereğini savunan bir görüşün öncüsü sayılır.

Ona göre bilge düşündüğü gibi yaşayan, davranışlarında alçakgönüllülüğü, azla yetinmeyi, süsten ve gösterişten kaçınmayı ilke edinen kimsedir. Bu nedenle felsefesinin temelini ahlak oluşturur. Ahlakın kaynağı da günün birinde bütün insanlığın benimseyeceği, İbrani dininin önerdiği yaşama biçimidir. Bu yaşama biçiminin özünü “bilimsel sevgi” oluşturur.

Philonbilimsel sevgi”den bütün varlık türlerini öğrenmeye yönelik çalışmasını, nesneleri incelemesini, böylece evren bütününü tanımayı amaçlayan derin ilgisini anlar.

Philon’un öğretisine göre, evren bütününü konu edinen felsefenin temelini tanrısal varlığı kavrama çabası oluşturur. İnsan tanrısal özü, somut olarak, göremediği gibi bilemez de bilinen onun ilinekleridir. Tanrısal özün bilinmesi Tanrı kayrasına bağlıdır, Tanrı bilinmeyi istediği zaman bilgenin gönlüne bir ışın gönderir, bu ışın ise bir esinlemedir. Tanrısal kayra aracılığıyla Tanrı’yı bilmek kişiyi yokluktan kurtarır, varlığa dönüştürür.

Tanrısal özün kavranmasında Platon’un “idea” kavramından esinlenen Philon’a göre, Yunan felsefesi, Hz. Musa’nın Tevrat’ta bildirdiği görüşlerden doğmuştur, bu nedenle Hz. Musa diniyle bu felsefe özdeştir. Çünkü Platon’un ileri sürdüğü “idealar” gerçekte tanrısal usun (logos) söze dönüşen düşünceleridir. Tanrı bunlarla evreni etkiler, bu düşünceler, bütün varlık evrenini yoktan yaratan, tanrısal usun ürünleridir. Bu özellikleri dolayısıyla “idealar” da yaratılmıştır.

“İdealar”ın yaratıldığı görüşünü savunan Philon, bu konuda, Platon’dan ayrılır. Çünkü Platon’a göre “idealar” yaratılmamış, önsüz-sonsuzdur, bütün varlık türlerinin, erişilmez bir olgunluk aşamasında bulunan ilkeleridir, temel örnekleridir.

Philon’a göre bilimsel gerçekleri aydınlatan yalnız tanrısal kayradır, bu nedenle felsefeyi uğraş edinen bilgenin önce, Tanrı’nın Hz. Musa’ya bildirdiği kutsal yasaları öğrenmesi, onları derin bir düşünceye dalarak açıklamaya çalışması gerekir.

Philon’un bilimsel gerçekleri kavramak için önerdiği yöntem simgelere dayanır ve kavramların alışılagelen dışında gizli birer anlam taşıdığı görüşünden yola çıkar. Bu da felsefeye gizemci bir içerik kazandırma amacını güder. Gizemi kutsal yazıların özü sayan bu anlayışa göre harfler birer nesnedir (cisim), bunların gerçek anlamını kavramadan girişilen her eylem kişiyi ahlaksızlığa sürükler. Çünkü kutsal yazılarda us ilkelerine aykırılık söz konusu değildir, oysa bunların görüşüne, yüzeysel anlamına inananlar us ilkeleriyle bağdaşmadıklarını ileri sürerler.

İşte ahlak kurallarına aykırılığın kaynağı da budur. İnsanın ahlaklı bir varlık olarak yaşayabilmesi için başlıca kural kendini Tanrı’ ya adaması, geçici varlıklardan yüz çevirerek ölümsüz ve yüce olana yönelmesidir. Bu da içekapanışla, derin düşünceye dalışla sağlanır.

Philon, kutsal yazılardan, özellikle Hz. Musa’nın getirdiği inanç kurumundan kaynaklanan düşünceleriyle, çağlar boyunca, dinle ilgilenen düşünürleri, filozofları etkilemiş, kimi felsefe tarihçilerine göre tanrıbilimin kurucusu olmuştur.

Philon, Filon

Philon, Filon

Onun geliştirdiği öğreti felsefeyi, inancın denetimi altına verdiğinden bütün Orta Çağ tanrıbilimcilerinin, özellikle Platon’un görüşlerini benimseyenlerin başlıca kaynağı olmuştur. İbrani inançlarını temel almasına, kimi kilise düşünürleri karşı çıkmışsa da dini bilimin ilkesi diye nitelemesi geniş bir ilgi uyandırmıştır. Platon ve Pythagoras felsefelerinin getirdiği yeni yorum, sonradan Yeni-Platonculuk’un gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Yunan felsefesi, kendisini dinin etkilerinden kurtarmaya çalışan bir düşünce olarak başlamıştı. Zamanla dini görüşlerin yerini bilimsel görüşler aldı. Yunan felsefesi, dönüp dolaşıp başlangıçtaki amacının tam karşıtı olan bir sona ulaşmış, yani son dönemlerinde bu felsefeye yine dinsel görüşler hakim olmuştur.

İlk Çağ’ın son dönemlerinde “dinsel motifler” gittikçe daha çok güç ve de etkinlik kazanmıştır. Bu dönemde, öncelikle, insanın dinsel gereksinimlerini doyuma ulaştırmak için felsefeye başvurulmuştur. İlk Çağ’da Yunanistan ve Roma’da dinler devlet dini şeklini alacak yol izlemiştir.

İlk Çağ’da Tanrılar, özel kişilerle ilgileri çok az olan “Devlet Tanrıları” idi. Bu gelişimin sonunda devletin kendisi de bir Tanrı şekline sokulmuş, söz gelişi Roma’da imparatorlara tapınılmış ve kurbanlar sunulmuştur. imparator devletin temsilcisinden başka bir şey olmadığına göre, gerçekte tapınma konusu yine devlettir.

Roma’da bu resmi din yanında bir de tamamen “bireye” ait bir din gereksiniminin ortaya çıktığına tanık oluyoruz. Bu kişisel dinin ağırlık merkezini de “ruhun ölümsüzlüğü” düşüncesi oluşturur.

Ruhun ölümden sonraki durumu konusu, insanı daima ilgilendirmiştir. Resmi devlet dini bu gereksinime cevap veremiyordu. İşte bu gereksinim, Doğu’dan gelen dinlerin Roma’da yerleşip cemaatlerini oluşturmasına çok yardımcı olmuştur. Bunun sonucu olarak Roma’da, özellikle son dönemlerde, küçük büyük çeşitli Tanrılara inanıldığını biliyoruz.

İlk Çağ’ın sonlarında din gereksiniminin felsefeyi de etkilediğini, felsefede de yer aldığını görüyoruz Bu nedenle bu dönem felsefesi ruh göçüne inanıyor, Daimonlara evrende önemli bir yer ayırıyordu. Çünkü bu felsefe evrene yalnız maddesel güçlerin değil, aynı zamanda ruhsal güçlerin de hâkim olduğuna inanıyordu.

Bu felsefede, bilginin yalnızca bir gözlemden, yalnızca mantıksal bir çıkarımdan oluşmadığı, bilgide mistik motiflerin de önemli rol oynadığı görüşü ağırlık kazanıyordu.

Mistik bilgiler bir sezişin, bir gözlemin ürünüdür ve sezgi de ancak olağanüstü insanlara has bir yetenektir. İnsana son gerçekleri tanıtan bu seziş yeteneği, Tanrı’nın bir hediyesi olup, herkeste değil, yalnızca bu bağışa kavuşmuş olanlarda bulunur. Bu tür düşünceler yanında bir de çeşitli dinlerin mitolojileri işe karıştırılmış ve bunların felsefi yönden yorumuna kalkışılmıştır.

Bu türden görüşlere sahip olan bir felsefe, bugün bizim değerlendirmemizde uydurma inançlarla (hurafeler) dolu olan bir felsefeden başka bir şey değildir. Din ile iç içe girmiş bu felsefeden büyük bir sonuç, önemli bir başarı ortaya çıkmıştır: İlk Çağ’ın son dönemi, öteki büyük felsefe sistemleriyle haklı olarak aynı ayarda sayılabilecek olan bir felsefe akımını, yani “Yeni Platonculuk”u yaratmıştır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...