İnsan Odaklı Felsefe ve Genel Olarak Sofistler

Felsefe Genel
Felsefe Genel

İlk dönem doğa filozoflarından farklı olarak Sofistler, insan ve kültür sorunlarını merkeze alan bir felsefe anlayışına yönelmişlerdir. İnsan odaklı bir felsefe açısından epistemolojik ve ahlaki sorunlar başat bir rol oynarlar.

İnsan kavramıyla birlikte özne kavramı da ön plana çıkar. Özne kavramı ise bize bilgi, bilinç, irade ve eylem kavramlarını verecektir. İnsanlık tarihi bize doğanın tarihinden farklı olarak bilgi, bilinç, irade ve eylem alanı olarak görünür. Bilinçli ve ussal bir varlık olarak insan, kendi doğal çevresinin dolaysız bir uzantısı değildir.

O artan bilgi birimi ve iradi eylemleriyle kendi doğal gerçekliğini değiştirir ve kendisini sürekli bir tarihsel birikim ve oluşumun öznesi kılar. İnsanın öznelliği zamanla ve tarihsel süreç boyunca onun nesnelliğini de belirler. İnsan öznelliğiyle nesnel varoluşun dolaysız bir uzantısı olmayan reflektif ve diyalektik bir belirlenim taşır.

Genel olarak insan bilinci ve özel olarak da felsefi düşüncenin en önemli bileşenlerinden olan kavramlar, evrensel bir karakter taşırlar. Kavramlar herbir bireysel varoluşta geçerli olan ya da tüm bireysel varlıkların tabi olduğu oluş sürecini betimlediği düşünülen genel nitelik ve kategorilerdir. Bu bağlamda her kavram evrensel bir belirlenim olmakla birlikte tikel ve bireysel gerçekliği zorunlu olarak gerektirir, çünkü tikel ve bireysel bir gerçeklik olmadan evrensel bir belirlenim ya da kategoriden söz etmek abes olacaktır.

Örneğin varlık genel ve en evrensel kavram olarak tikellik içerir, yani bazı varlıklar canlı bazıları ise cansızdır. Yine varlık bireysellik ya da tikellik kategorisini de gerektirir ve içerir, çünkü dünyamız bireysel varlıklardan oluşur. İşte Sofistler epistemolojik ve etik açıdan bireysel öznenin varlığını temel alırlar ve insan algısını bireysel istemin tikelliğinin ve keyfiyetinin özü olarak sunarlar.

Sofistler mitolojinin dogmatik katılığına ve aristokratik sınıfların eşitsizlik üzerine kurulu yönetimlerine karşı gelişen özgürlükçü ve demokrat bir ruhun temsilcileridir. Onlar özgürlüğü geleneksel dinin, toplumun ve politik iktidarın inkârcı ve baskıcı otoritesinin karşısına koyarlar. Özgürlük genel olarak bireysel özgürlük olarak tanımlanır. Sofistlerin özgürlüğü modern anlamda bir tür liberal özgürlük olarak tanımlanabilir.

Sofistler için özgürlük genel olarak, bireyin doğal dürtü ve tutkularına gem vurmaması ve onları geleneğin ve politik otoritenin insafına terk etmemesi olarak da anlaşılabilir. Bu açıktır ki daha dünyevi ve algı temelli bir özgürlük anlayışı olarak, Platoncu rasyonel ve idealist özgürlük anlayışından farklıdır. Bilindiği üzere Platon için özgürlük doğal dürtü ve tutkuların serbestliğinden çok, doğal ve bedensel olanın baskılanması ve denetlenmesi anlamına gelir.

Sofistler evrensel kavram ve kategorileri temel alan akılsal bir ahlak anlayışı savunmazlar. Onlar için akıl daha çok bireyin tikel ilgi ve çıkarlarına hizmet etmesi gereken teknik bir araç olarak görülebilir. Bu nedenle onlar aklın evrensel hakikat arayışı olarak tanımlanabilecek bir felsefeye (philosophia) yönelmekten çok, aklın günlük ilgi ve çıkarlar için retorik kullanımını gözardı etmeyen bir felsefeye yönelirler.

Doğal olarak Sofistlerin ahlak anlayışları da özgürlük anlayışlarına uyumlu olacaktır. Bu noktada Sofistlerin ahlak anlayışlarının ayrıntılarına girmeden önce onların bilgi anlayışlarına ve dolayısıyla düşünme ve davranış alışkanlıklarına kısa bir gözatmak yararlı olabilir. Sofizm ve sofist sözcüklerinin kökeni Yunanca bilgelik anlamına gelen sophia sözcüğüne dayanır. Sofist böylece bilgeliğe sahip olan ya da bilge anlamına gelir. Sofist Yunanca aslı philosophia, yani bilgelik sevgisi, bilgelik aşkı anlamlarına gelen felsefeden ve dolayısıyla filozoftan farklı bir anlama sahiptir.

Sofist yalnızca bilgeliği seven ve onu arayan biri değil, bizzat bu bilgeliğe sahip olduğunu düşünen kişi anlamına gelmektedir. Dahası Sofistler Antik Dönemde bu bilgeliği paraya dönüştürmüşler ve parayla bilgelik dersleri vermişlerdir. Bu nedenle de Sokrates ve Platon gibi filozoflar tarafından eleştirilmişlerdir. Sokrates ve Platon açısından doğruluk ve erdemin araştırılmasında, bilgelik arayışında filozof tümüyle özgür olmalı ve tüm pratik kaygı ve çıkarlardan bağımsız olmalıdır. Sofistler için ise pratik ilgi ve çıkarlardan tümüyle bağımsız bir teorik ilgi ve uğraşı temelsiz ve gerçek dışıdır. Düşünen öznenin bireysel algı ve ilgilerinin ötesinde nesnel bir teorik ve epistemolojik doğruluk anlayışı savunulamaz.

Bu anlayış Sofistlerin düşünme ve tartışma yöntemleriyle de örtüşür. Eğer bireysel öznelerin algılarını ve pratik ilgilerini aşan nesnel ve evrensel bir doğruluk ve gerçeklik söz konusu değilse bireyler arasındaki düşünsel tartışmalar, pratik ilgi ve çıkarları dışavuran bir uzlaşı çabasının ötesinde anlam taşımazlar. Kamusal alandaki tartışmaların birincil amacı, var olduğu düşünülen nesnel ve evrensel bir hakikate ulaşmak değil, bireysel ve tikel ilgileri karşı tarafa kabul ettirme, ikna ve rıza yaratmadır. Felsefe ve politika, yüce ve ideal amaçlar uğruna değil bireysel ve özel ilgiler uğruna yapılır.

Bireysel ve tikel ilgiler gerçek bir varoluşa işaret ederken, evrensel bir ilgi ise bir aldatmaca ve yanılsamanın sonucu olabilir. Sofistik tartışma böylece ilkin farklı anlayış ve ilgilerin bir dışavurumu ve uzlaştırılması çabasıdır. Böyle bir çabanın demokrasi kültürü ve insan davranışları açısından önemi açıktır. Eşit bir ağırlığa sahip oldukları düşünülen farklı ve karşıt görüşlerin belli bir rekabet ortamında birlikte var olmaya çalışması, sağlıklı bir liberal ve demokrat yaşam ortamı için çok gereklidir. Böyle bir bireysel eşitlik ve rekabet ortamının aşkın bir doğruluk ve erdem anlayışıyla aşılmaya çalışılması demokrasi kültürü açısından sakıncalar doğurabilir.

Öte yandan Sofistik tartışma eristik bir karakter de taşıyabilir ve tarihe bakıldığında böyle bir evrilme ve dönüşüm yaşadığı da görülmektedir. Burada eristik tartışma ile kastedilen şey, tartışmak için tartışmak, sorun çözmek ve bir sonuca ulaşmak için değil yalnızca hasmını yenmek ve küçük düşürmek amacıyla tartışmaktır. Tartışmak yalnızca zihinsel bir güç gösterisi ve yengi aracına dönüşür. Doğrusu güç haktır görüşünün Sofistler arasında yaygın bir ahlaki ve politik ilke olduğunu da burada belirtmeliyiz. Güç haktır ilkesi güçlü olan kazanır saptamasının ötesine uzanır, güçlü olan yalnızca kazanmaz, bu yengi ve kazanç onun hakkıdır. Bu ilke aynı zamanda bazı Sofistler tarafından doğal olanın, dolaysız güç ve şiddetin toplumsal uzlaşı ve normlara karşı birincil değeri olarak da yorumlanmıştır.

Güç haktır ikesi orman kanununun bir onaylanması olarak da yorumlanabilir. Bu bağlamda özgürlük ve ahlaki davranış, doğal itki ve dürtülerin baskılanması olmayacaktır. Doğa yasası toplumsal normlara göre bir referans noktası olarak iş görecektir. Bu anlayışa göre, toplumsal normlar doğa yasalarına uygun düzenlenmelidir. Tüm bu yorumlara karşın Sofistlerin bazı ortak epistemolojik ve etik ilkelere sahip olmakla beraber, oldukça farklı görüşlerle de ortaya çıkmış olduklarını unutmamak gerekir. Belli bir grup toplumsal uzlaşı ve normların toplumsal yaşamın esenliği ve huzuru için gerekli olduğunda diretirken, başka bir Sofist grubu ise doğa yasasının her zaman bu toplumsal uzlaşı ve normlara üstün olduğunda diretirler. İsterseniz şimdi iki önemli Sofist düşünürün (Protagoras ve Gorgias) etik anlayışlarına daha yakından bakalım.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*