Felsefe hakkında her şey…

Kant’ın Ödev Ahlakında Maksim, Maksimler Ne Demektir?

05.11.2019
Kant’ın Ödev Ahlakında Maksim, Maksimler Ne Demektir?

Kant, herhangi bir eylemin ardında duran niyetleri maksim olarak tanımlar. Maksim eylemin altında yatan genel ilkedir.

Örneğin Merhametli İnsan “Eğer çektiğin zorlukların ardından ödüllendirileceğini düşünüyorsan, yardıma muhtaç olanlara her zaman yardım et” maksimini eylemlerinin zeminine oturtmuş olabilir. Keza o, “Yardıma muhtaç olanlara merhamet hissettiğin zaman yardım et” maksimiyle de eyliyor olabilir.

Gelgelelim Merhametli İnsanın davranışı ahlaklı bir davranış olsaydı eğer, bu durumda o muhtemelen “Yardıma muhtaç olanlara, bu senin görevin olduğu için, her zaman yardım et” maksimine göre eyliyor olurdu.

Kant, diğer hayvanlardan farklı olarak bizleri insan yapanın, kendi tercihlerimiz üzerine reflektif bir şekilde düşünebilmemiz olduğuna inandı. Eğer bilerek eylemde bulunamasaydık, makinelerden farksız olurduk.

Bir insana “neden bunu yaptın?” diye sormak, hemen hemen her zaman anlamlıdır. Yalnızca içgüdüyle hareket etmeyiz, aynı zamanda aklımıza dayanarak hareket ederiz. Kant bunu eylemlerimizin kaynaklandığı “maksimler”le ifade ediyordu. Maksim altta yatan ilke, “neden bunu yaptın?” sorusunun cevabıdır.

Kant, aslolanın eyleminizin altında yatan maksim olduğuna inanıyordu. Eylemin yalnızca evrenselleştirilebilir olan maksimlere dayanması gerektiğini iddia etti.

Bir şeyin evrenselleştirilebilir olması için, o şey herkes için geçerli olmalıydı. Bu, yalnızca, sizinle aynı durumda kalan herkes için anlamlı olacak şeyi yapmanız demekti. Her zaman şu soruyu sorun: “Ya herkes böyle yapsaydı?”

Kendiniz için özel bir durum yaratmayın. Kant, bunun uygulamadaki karşılığının başkalarını kullanmamak, insanlara saygı çerçevesinde, onların otonomilerini, kendileri için mantıklı kararlar alan bireyler olarak kapasitelerini hesaba katarak davranmak gerektiği olduğunu düşündü.

İnsan onuruna ve bireyin değerine gösterilen bu saygı modern insan hakları teorisinin özüdür. Bu, Kant’ın ahlak felsefesine yaptığı büyük bir katkıdır. Bir örnek üzerinden bunu anlamak daha kolaydır:

Bir dükkânınız olduğunu ve meyve sattığınızı hayal edin. İnsanlar sizden alışveriş yaptığında her zaman kibarsınızdır ve para üstünü noksansız verirsiniz. Böyle davranırsınız, çünkü belki de bunun işiniz için iyi olduğunu ve insanların bu sayede dükkânınıza daha sık gelerek para harcayacaklarını düşünürsünüz. Eğer para üstünü noksansız vermenizin tek gerekçesi buysa bu, istediğinizi elde etmek için insanları kullanmanın yollarından biridir.

Kant, herkesin herkese bu şekilde yaklaşmasını mantıksal açıdan öneremeyeceğiniz için, bunun ahlaki bir davranış biçimi olmadığına inanıyordu. Ama eğer başkalarını aldatmamanın ödeviniz olduğunun farkına vardığınız için para üstünü noksansız verirseniz, o zaman bu ahlaki bir eylem olur. Ahlaki bir eylemdir, çünkü “başkalarını aldatma” maksimine dayanmaktadır. Kant’a göre bu, her duruma uyarlayabileceğimiz bir maksimdir.

İnsanları aldatmak, istediğinizi elde etmek için onları kullanmanın bir yoludur. Bu ahlaki bir ilke olamaz. Eğer herkes herkesi aldatsaydı, tüm güven duygusu alaşağı olurdu. Kimse bir başkasının söylediğine inanmazdı.

Kant’ın kullandığı başka bir örneği alalım:

Beş parasız kaldınız. Bankalar size borç para vermiyor, satabileceğiniz hiçbir şeyiniz yok ve eğer kiranızı ödemezseniz sokakta kalacaksınız. Çıkar bir yol buluyorsunuz. Bir arkadaşınıza gidiyor ve ondan biraz borç istiyorsunuz. Yapamayacağınızı bilmenize rağmen ona parayı geri ödeyeceğiniz sözünü veriyorsunuz. Bu son çareniz, kiranızı ödemenin başka bir yolunu bulamıyorsunuz.

Bu, kabul edilebilir olur muydu? Kant, parayı geri verme niyeti olmadan arkadaşınızdan borç almanın gayriahlaki olması gerektiğini ileri sürer. Akıl bize bunu gösterebilir. Herkesin ödeyemeyeceğini bilmesine rağmen başkasından borç alması ve geri ödeyeceği sözünü vermesi saçma olurdu. Bu da evrenselleştirilebilir bir maksim değildir.

“Herkes böyle yapsaydı, ne olurdu?” sorusunu tekrar sorun. Eğer herkes bunun gibi tutamayacağı sözler verseydi, söz vermenin hiçbir değeri kalmazdı. Herkes için doğru değilse sizin için de doğru değildir. Bu yüzden böyle yapmamalısınız. Yaparsanız, yanlış yapmış olursunuz.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı; “Felsefeye Giriş” / Nigel Warburton

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Ersan gezeroğlu dedi ki:

    Çok sevdim

  2. Suat dedi ki:

    Gayet anlaşılır ve sade teşekkürler hocam.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...