Felsefe hakkında her şey…

Doğa durumu nedir?

06.11.2019
2.519
Doğa durumu nedir?

Doğa durumu, insanların denetleyici bir otorite olmaksızın var olmasıdır. ‘Doğa durumu’ dediğimizde; kuralsız, politikadan bağımsız ve siyasi erkin bulunmadığı bir toplumdan bahsedilmektedir.

İnsanlar doğa durumunda, tanımlanmış hiçbir görev ya da yükümlülük olmaksızın istediklerini yapmakta özgürlerdir. Bu tip, resmî ve kabul edilmiş bir kurallar dizisine sahip olmayan bir toplumun nasıl işleyeceği düşüncesi filozofları sık sık meşgul etmiştir. Doğa durumu düşüncesi nihayetinde, toplumun barışçıl bir varoluş sağlayabilmek için gönüllülük esasıyla bir siyasi erke yükümlülükler atfettiği resmî bir sisteme duyulan ihtiyaçla ilgili çeşitli teorilerin oluşmasına yol açmıştır.

İngiliz filozoflar Thomas Hobbes ve John Locke ile Fransız filozof Jean-Jacques Rousseau’nun fikirleri doğa durumu üzerinden şekillenen bir denetleyici otorite hususunda birleşmiştir. Bu filozofların doğa durumu hakkındaki fikirleri birbirlerinden önemli ölçüde farklılık gösterse de hepsi bu denetleyici otoriteyi rasyonel olarak kabul etmenin anarşi durumuna kıyasla ne kadar değerli olduğunun gerekçelendirilmesini içermektedir. Hepsi, siyasi birlikteliğin bireysel çıkarlara hizmet ettiğini ve toplumun dağılmasını önlediğini açıklamayı amaçlamaktadır. İnsanların hak ve görevlerinin mantıksal çıkarımının bir toplumsal sözleşme altında oluşturulabileceği fikri de bu teorilerin özünü oluşturmaktadır.

Antik çağlarda doğa durumu olarak adlandırılan anarşi (kanunsuzluk) durumunun var olduğuna inanılmaktadır. Zamanla kuralların ve düzenlemelerin önemi fark edilmiştir. Bu da nihayetinde toplumun yöneten ve yönetilen olarak ikiye ayrılabileceği bir toplumsal sözleşme fikrine yol açmıştır.

Toplumsal sözleşme, bireyler ve siyasal erk arasında gerçekleşen ve her birinin ötekinin hak ve görevlerini kabul ettiği anlaşmayı ifade etmektedir. Bu sözleşmede imzalanan bir kâğıt parçası söz konusu değildir. Bu daha ziyade rasyonel bireyler arasında kurulan, üzerinde anlaşılmış bir varsayımsal düzenlemedir.

DOĞA DURUMU

“Eğer devlet olmasaydı, onu icat etmeye gerek olur muydu? İhtiyaç mı duyulurdu, yoksa icat etmek zorunda mı kalınırdı?”

Nozick

Bu soru siyaset felsefesi içinde ortaya çıkan en temel sorudur. Bu, siyaset felsefesinin devletin doğası ve kökeniyle ilgili sorusudur.

Devletin var oluş nedenini açıklamaya çalışan siyaset kuramları bir varsayımdan hareket ederler. Bu varsayım doğa durumu varsayımıdır.

Siyaset felsefesinde doğa durumu gerçek bir durum olarak tasarlanmaz. Devletin var oluş nedenini açıklamak, devletin varlığını temellendirmek amacıyla tasarlanmış bir durumdur.

Özellikle 17. ve 18. yüzyıl felsefeleri içinde gelişen bütün doğal hukuk kuramları doğa durumu tasarımını dizgelerinin başına her ilk savlı dizgede olduğu gibi bir ilk durum, bir hareket noktası, bir kabul olarak koymuşlardır. İngiltere’de Thomas Hobbes (1588-1679) ve John Locke’un (1632- 1704), Fransa’da Jean Jacques Rousseau’nun (1712-1778) siyaset ve devlet kuramları hep doğa durumu temel varsayımından hareketle ortaya konmuş kuramlardır.

Sadece 17. ve 18. yüzyıllarda değil, çağdaş siyaset kuramlarında da doğa durumu tasarımı bir varsayım olarak kullanılmıştır. Çağdaş siyaset felsefesinin en önemli temsilcilerinden John Rawls “Bir Adalet Kuramı” adlı yapıtında “orijinal durum” dediği bir doğa durumu tasarımından hareketle devletin ve hukukun temeli sorununa yanıt vermeyi denemiştir.

Thomas Hobbes’a göre doğa durumu

Hobbes’a göre doğa durumu, “insanın insana karşı savaşı”, her bireyin diğerlerinin çıkarlarına bakmaksızın her şey üzerinde doğal bir hakka sahip olduğu sürekli ve şiddetli bir rekabet durumudur.

Ona göre doğa durumundaki varoluş, “pis, yabani ve kısa”dır. Doğa durumunda var olan tek yasa (doğa yasaları) insanlar arasında yapılan antlaşmalar değil, insanın kendini korumasına dayalı ilkelerdir. Örneğin Hobbes’un doğanın ilk yasası dediği şey şudur:

“Her insan, kavuşabilme umudu olduğu sürece barış için çaba göstermelidir; kavuşamadığı zamansa savaşın tüm olanaklarını aramalı ve kullanmalıdır.”

John Locke’a göre doğa durumu

Locke’a göre, doğa durumu devletin yokluğuyla karakterize edilir; insanların birbirlerine karşı yükümlülüklerinin yokluğuyla değil. Doğa yasası ya da akıl, kendini korumanın ötesinde, “kendisine danışan tüm insanlığa, eşit ve özgür oldukları için hiç kimsenin bir başkasına yaşamı, özgürlüğü ya da mal varlığı konusunda zarar vermemesi gerektiğini” de öğretir.

Hobbes’un aksine Locke, bireylerin doğal olarak yaşam, özgürlük ve mülkiyet haklarına sahip olduğuna ve doğa durumunun nispeten daha barışçıl bir durum olduğuna inanmaktadır. Yine de bireyler, anlaşmazlıklarına hakemlik edebilecek ve zararlarını telafi edebilecek tarafsız bir güç oluşturmak için bir ortaklık kurmayı ve böylece doğa durumunu terk etmeyi kabul etmişlerdir.

Locke’un yaşam, özgürlük ve mülkiyet haklarının sivil toplumun kurulmasından önce gelen doğal haklar olduğu fikri Amerikan Devrimi’ni ve daha genel olarak modern liberalizmi etkilemiştir.

Rousseau’ya göre doğa durumu

Doğa durumu fikri Rousseau’nun siyaset felsefesinin de merkezinde yer almıştır. O, Hobbes’un toplumsal antagonizma ile karakterize edilen doğa durumu anlayışını şiddetle eleştirmiştir. Rousseau’ya göre doğa durumu ancak toplumsallaşmadan önceki ilkel bir durumu ifade edebilmektedir; dolayısıyla kibir, kıskançlık ve hatta diğer insanlardan duyulan korku gibi sosyal etkiye dayalı duygulardan yoksundur.

Rousseau’ya göre doğa durumu, çoğunlukla yalnız bireylerin açlık gibi temel dürtülerine ve kendilerini korumaya yönelik doğal arzularına göre hareket ettikleri, ahlaki açıdan tarafsız oldukları ve barışçıl bir varoluş sürdürdükleri bir durumdur. Ancak bu son derece doğal dürtüler, aynı derecede doğal bir merhamet duygusuyla dengelenmiştir.

Rousseau’nun “Eşitsizliğin Kökeni Üzerine Söylev” (1755) adlı eserinde ortaya koyduğu anlatımda, bireyler doğa durumundan, giderek sivilleşerek, yani birbirlerine bağımlı hâle gelerek kopmuşlardır.

John Rawls’a göre doğa durumu

John Rawls, toplum öncesi ya da siyaset öncesi doğa durumu kavramını reddetmiş olsa da adil bir toplumun temel özelliklerinin en iyi şekilde, toplumdaki statülerinden ve dolayısıyla bunlardan kaynaklı olarak yaşadıkları ayrıcalık ya da mahrumiyetlerden arınık bırakılmış bir grup rasyonel bireyin kabul edeceği yönetim ilkeleri göz önünde bulundurularak keşfedilebileceğini ileri sürmüştür. Buna “cehalet örtüsü” adını vermiştir.

Bu şekilde Rawls, Hobbes, Locke ve Rousseau gibi, sosyal kurumların değerini değerlendirmenin en iyi yolunun onların yokluğunu hayal etmek olduğunu savunmuştur.

Yazan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...