Felsefe hakkında her şey…

Erdem etiği

23.10.2022
1.620

Erdem etiği, teleolojik etikle deontolojik etiğe, esas olarak da yararcılık ile Kantçılık’a gerçekten alternatif olan üçüncü bir etik teori meydana getirir. Yirminci yüzyılda geliştirilen erdem etiği, temelde, ahlaki ödevin kaynağı olarak ilahi bir yasa koyucunun varoluşuna genel bir inançsızlığın hüküm sürdüğü bir çağda, ahlakı “yükümlülük” ya da “ödev” benzeri birtakım hukuki kavramlarda temellendirmeye kalkışmanın bir hata olduğu düşüncesine dayanır. O, bu yüzden öncelikle yararcılığa ve Kantçı ödev etiğine yönelik bir eleştiriyle karakterize olur. Yararcılık sadece faydayla ilgilenir, ahlaki eylemi başka her şeyden tecrit ederek onu eylemden etkilenen herkesin mutluluk ya da yararını en yüksek düzeye çıkaran eylemle özdeşleştirir ve erdemli bir biçimde eylemeyi sadece fayda temeli üzerinde savunabilir. Oysa erdem etiği yalıtılmış müstakil eylemlerden ziyade failin karakteriyle ilgilenir, ahlaklı bir kimse olmanın önemine vurgu yapar.

Kantçı ödev etiğini benimsemiş bir kimse “doğru söyleme”nin gerekçesi olarak kişinin kategorik buyruğa veya ahlak yasasına uymasını verirken, ahlaki failin motivasyonunu tamamen göz ardı ederek, tam bir kişisizlik ve tarafsızlığı ahlaklılığın zorunlu koşulu haline getirir. Duyguları dışlayan ödevci etiğe karşı, erdem etiği failin sadece duygularına değil, başkalarına yönelik duygusal bir alaka haliyle harekete geçirilmesine de özel bir önem verir. O, geleneğin rehberliğinden kopuk bir evrenselliğin hiçbir işe yaramayacağı inancıyla, evrensel olana karşı yerel ve tikel olanı, genel olana karşı özgül olanı, soyuta karşı cisimleşmiş olanı, bireye karşı cemaatin etik değerlerini öne çıkarır. Geleneksel olana büyük bir önem atfeden, tarafsız olana karşı erdem ve ahlaktan yana olanı, çıplak rasyonaliteye karşı da ahlaki duyarlılığı öne çıkaran erdem etiği, erdemli bir kişinin ahlaken iyi biri olduğunu öne sürer. Erdem etiği, erdemli karakter özellikleri ve beşeri erdemler insanın gençliğinde kazanıldığı için, ahlak eğitimine ve karakter formasyonuna özel bir önem verir ve gelenekle yetişkinlerin gençlere ahlaki erdemleri aktarmakla yükümlü olduklarını savunur.

Kökeni Antik Yunan filozofu Aristoteles’te bulunan erdem etiğini yirminci yüzyılda geliştirenlerin en başında Alasdair MacInytre (1929 -) gelir. Aydınlanma sonrası dünyada büyük bir ahlaki kriz yaşandığını öne süren MacIntyre söz konusu modern ahlaki krize ancak, ahlakı bir cemaate aidiyet ilişkisi içerisinde değerlendiren Aristotelesçi gelenekten beslenecek bir erdem etiğiyle cevap verilebileceği kanaatinde olmuştur. MacIntyre’a göre, böyle bir etik görüşü, yani erdem etiği sadece belli bir beşeri iyi anlayışı değil, aynı zamanda anlamlı bir hayat telakkisi temin eder. Gerçekten de o, bu anlamda hayatın anlamının bir kişinin, her bir hayat için bir anlatı düzeni temin etmekle kalmayıp varoluşu için belirli pratiklerdeki yetkinlik standartlarına bağlı olan bir ahlak geleneğine bağlandığı zaman ortaya çıktığını söyler.

Bu yüzden erdem etiğinin MacIntyre’daki versiyonunda “pratik”, “gelenek”, “anlatı” gibi üç temel kavram öne çıkar. Pratik, toplumsal olarak tesis edilmiş, iş birliğine dayalı, tutarlı ve karmaşık her türlü insan faaliyetine işaret eder. Kişi, erdem etiğinin savunucularına göre, bir pratik içerisinde tarihsel olarak üretilmiş, üzerinde uzlaşılmış normlar ve mükemmellik standartlarının genel çerçevesi içinde faaliyette bulunur. Bu açıdan bakıldığında her pratik, bir geleneğin taşıyıcısı olmak durumundadır. İşte bu gelenek çağdaş dünyada erdem etiğine ihtiyaç duyduğu rasyonalite zeminini sağlar.

Anlatı kavramı ise hayatın ancak bir bütünlük olarak algılandığı zaman anlamlı olabileceğine işaret eder. Ona göre, tıpkı bir eylemi bir öyküye yerleştirerek anlamlı kılabilmemiz gibi, bir hayatı da ancak ona önemini veren anlatısal yapısını bularak anlamlı kılabiliriz. Kişiler, iyi arayışıyla belirlenen hayat hikayelerini kendileri yazmazlar; tam tersine, kişiler hayatlarını bir bütünlük olarak algılarken belirli pratikler ve gelenekler içerisinde hareket ederler. Erdemlerin sadece belli toplumlarda gelişebileceğini öne süren MacIntyre, bu yüzden ahlaki nihilizm sorununun aşılmasında, modern yaşamın baskılarına direnerek ayakta kalabilmiş olan cemaatlerin canlandırılmasının önemli olduğunu düşünür.

Kaynak: FELSEFE, s. 117-120, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2487 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1458

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...