Felsefe hakkında her şey…

Tamamen ücretsiz üniversite eğitimi ekonomik açıdan neden mantıklı değildir?

02.04.2024
60
Tamamen ücretsiz üniversite eğitimi ekonomik açıdan neden mantıklı değildir?

Yükseköğrenimin maliyetini kim karşılamalı? Herkese ücretsiz yükseköğrenim imkânı sunmak birçok kişi için devletin ulvi görevi olabilir; ancak gerçekte bu, sürekli olarak ekonomik kaynak arayışında bulunulan politik bir uygulamadır.

Bu soruya verilen yanıtlarda ikisi öne çıkıyor. Bunlardan birisi veri odaklı olup öğrenim harcamalarının ve eğitim burslarının veya kredilerinin yükseköğretime olan talebi nasıl etkilediği üzerinde dururken ikincisi eğitim harcamalarını felsefi ve ideolojik anlamda ele alarak eğitimin “iyi” bir şey olduğu inancına dayanıyor.

Her iki yaklaşım da eğitim harcamalarını bütünsel olarak değerlendirerek eğitime yapılan harcamaların olumlu geri dönüşler sağladığı ve sosyal refahı artırdığı gerekçesiyle sürdürülmeye değer bir bedel olup olmadığını sorguluyor. Ancak Journal of Public Economic Theory‘de yayımlanan bir çalışmaya göre üniversite eğitimini ücretsiz olarak sunmak için hiçbir sağlam ekonomik gerekçe bulunmuyor. 1

Çalışmanın ulaştığı bu sonuç, ekonomistlerin anladığı anlamda, eğitimin bir kamu malı olmadığını kabul etmekten geçiyor. Bunun da iki nedeni var. Birincisi, eğitime yapılan yatırım ne kadar fazla kişi tarafından kullanılırsa eğitimin niteliğinin de o kadar azalacağı gerçeğidir. Eğitimde niceliğin artması, niteliği azaltacaktır. Bu da eğitim hizmetleri tıkayacak bir sonuçtur. İkincisi, örneğin, hâlihazırda eğitim hizmetini birlikte alan kişiler eğitime fiilen katılana kadar bireysel yeteneklerini ya da bu hizmetten faydalanma becerilerini bilemeyeceklerdir. Bu unsurlar da bütün ekonomik analizlere mutlaka dâhil edilmelidir.

Eğitimin maliyetini kim karşılamalıdır?

Yukarıdaki özet bağlamında eğitime ne kadar kaynak ayrılması gerektiğini ve bunun için kimlerin ödeme yapacağını çözümlemek için, eğitimin iki dönemden oluştuğunu hesaba katabiliriz: (1) insanların zorunlu eğitim sürecindeyken yeteneklerini keşfettikleri “keşif” dönemi, (2) zorunlu eğitim sürecinde yükseköğrenim için yeterli olduğunu gösterenlerin bu hizmetten yararlanabilecekleri “yoğunlaşma” dönemi.

Yukarıda bahsettiğimiz Journal of Public Economic Theory‘de yayımlanan çalışmada eğitimin, alınan ücretleri ve sisteme yapılan yatırım düzeyini belirleyen iki farklı kaynaktan biri tarafından sunulabileceği dikkate alınıyor. Bunlardan biri, sadece “müşterilerden”, yani öğrencilerden veya ebeveynlerden ne kadar kâr elde edebileceğiyle ilgilenen özel sektördür. Diğer alternatif ise sosyal refahı en yüksek düzeye çıkarmaya çalışan ve öğrencilerden alınan tüm ücretleri eğitim sistemine yeniden kazandıran devlet sistemidir.

Eğitimin Ekonomik Amaçları

Bahsi geçen çalışmada sunulan basit teorik modelden çıkan tahminler oldukça açık. Özel sektör, hem keşif (okul) hem de yoğunlaşma (üniversite) dönemi boyunca eğitim sağlamak için her zaman ücret talep edecektir. Bu doğrudan kâr arayışından kaynaklanır. Böylece özel sektör öğrenciler okulda yeteneklerini keşfederken kâr elde eder ve üniversiteye girecek beceriye sahip olmayanları sonraki süreçte artık müşteri olarak görmez, bunlarla ilişkisini koparır.

Devlet ise çok farklı davranır. Devlet, zorunlu eğitim sonucunda yükseköğretime devam etmek için gerekli potansiyele sahip olmadığına ikna olan öğrencileri de korumak ister. Bu koruma, devletin keşif döneminde ücretsiz eğitim sağlayabildiği oranda gerçekleşebilir. Böylece yükseköğretim için potansiyeli bulunmayan kişilerin mağduriyeti giderilmiş olur. Gerçekte devlet, yükseköğretime devam etmek için gerekli potansiyele sahip olmayanların bu durumu keşfetmek için para ödemek zorunda kalmamaları için ücretsiz eğitim sunar.

Ancak devlet eğitimi keşif (okul) döneminde herkes için ücretsizse ve sistemin dengeyi koruması gerekiyorsa o zaman önerilen model, yükseköğrenimden faydalanmak için yeterliğe sahip olanların, devletten alacakları tüm üniversite eğitiminin maliyetini karşılaması gerektiğini gösterir. Özünde, sistemde doğru dağılımın yapılabilmesi için zorunlu eğitimdeki devlet okulu öğrencileri hiçbir şey ödemezken yükseköğretime devam edenlerin “öğrenim ücreti” ödemesi gerekir. Journal of Public Economic Theory‘de yayımlanan çalışmada ortaya konan model üniversite öğrencilerinin yılda 9.250 sterline varan ücretler ödediği mevcut Birleşik Krallık eğitim sistemini örneklendiriyor.

Diğer sonuçlar, özel eğitim kurumlarının yükseköğretime daha az öğrenci kabul ettiğini ve dolayısıyla kabul edilenlere yüksek nitelikli bir eğitim sunacağını gösteriyor. Bunun nedeni, özel eğitim kurumlarının daha yüksek öğrenim ücreti talep etmesi ve devlet sistemine kıyasla daha az öğrenciyi kabul etmesidir. Yükseköğretimde daha az öğrenci bulunması daha az yoğunluğa ve dolayısıyla öğrencilere sağlanan imkânların kalitesinin daha yüksek olmasına neden olur.

Devlet eşitliği gözetmeli midir?

Bazıları eğitim sisteminin dengeyi sağlamak zorunda olmaması gerektiğini savunabilir. Bu durumda devlet tarafından organize edilen bir sistemin başka yerlerden kaynak sağlaması gerekir. Örneğin, yükseköğretimi finanse etmek için vergilendirme sistemine yeni vergiler eklenebilir. Ancak bu, keşif döneminde ücretsiz eğitim hizmeti veren devletin yükseköğretime devam etmeyenlerin konumunu devam edenlere oranla dengelemesini sağlayan gelir ve fırsatları yeniden paylaştırabilme amacıyla çelişir.

Yükseköğretime devam etmeyen kişilerden yükseköğretimi sübvanse etmek için fazladan vergi ödemelerini istemek, en yoksullar da dâhil olmak üzere herkesin tüketeceği bu malların fiyatını yükseltecek ve ekonomik hacmini düşürecektir. Yükseköğrenimden faydalanmayanlar başkalarının eğitimi için ödeme yapmaya razı gelecekler mi? Bu bağlamda, yukarıda bahsini ettiğimiz çalışmanın analizine göre, eğitime ayrılan kaynaklar yükseköğretim için de kullanılmıyor olsaydı devletin bu kaynağın bir kısmını yükseköğretime devam etmeyenlere, farklı hizmet türleriyle geri dağıtabileceğini gösteriyor.

Yükseköğretimin ücretsiz olmasını destekleyenler, eğitimin uzun bir süreçte gerçekleştiğini göz ardı ediyorlar. Yükseköğretimin temeli, öğrencilerin zorunlu eğitimdeki deneyimleri sırasında atılır. Devletin bütün sistemi sübvanse edebileceği ve etmesi gerektiği zaman da dolayısıyla bu keşif zamanıdır.

Siyaset, bütün olumsuz sonuçlarına dair kanıtlar sunulduğunda bile destekçilerinin arkasında durmaya devam ettikleri göstermelik politikalarla doludur. Öğrenim harçlarının kaldırılacağı, tamamen ücretsiz üniversite eğitimi verileceği gibi göstermelik politikalar çok büyük siyasal hizmetler örnekleri olarak görülebilir. Ancak çoğu ekonomist buna katılmayacaktır. Ve bu şaşırtıcı da değil. Çünkü siyaset, ekonomi değildir.

İlgili konu: Politikada yalan ve gerçek-ötesi (post-truth) söylem arasındaki fark nedir?

 


Bu makale Sosyolog Ömer Yıldırım tarafından www.felsefe.gen.tr için, Clive D Fraser’ın “Why free university tuition doesn’t make economic sense” isimli makalesinden Türkçeye çevrilip derlenerek hazırlanmıştır. Alıntılanması durumunda kaynak gösterilmesi, ahlaklıca olanıdır.

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer YILDIRIM

KAYNAKÇA

  1. Fraser, C.D., Datta, B., (2017). The company you keep: Qualitative uncertainty in providing a club good. Journal of Public Economic Theory, 19 (4), s. 763-788. https://doi.org/10.1111/jpet.12244
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...