Salgınların Felsefi Yorumu: Pharmakon Düzleminde Söylem, Zehir ve İlaç

Pharmakon Yunanca kökenli bir sözcüktür ve dillerde nadir bulunan biçimde, birbirinin karşıtı olabilecek iki anlamı da karşılamak için kullanılır: ilaç ve zehir.

Pharmakon ayrıca, anlamını yüklendiği “ilaç” ve “zehir” kavramlarının karşılıklarıyla bizlere bunları hem soyut hem de somut zeminde anlamlandırabilme ve yorumlayabilme imkânı sunmaktadır. Şöyle ki Pharmakon hem herhangi bir şeyin, özelde ise örneğin dilin kullanımı açısından gerçekten de onu doğru kullandığımızda bize ilaç olup fayda sağlayabileceğini; yanlış kullandığımızda ise aynı şeyin zehir etkisi yaratıp yıkıcı olabileceğini anlatmaktadır. Örnekleyecek olursak, Sokrates’in içtiği baldıran zehri, onun bedensel varoluşu için çok zararlıdır ve fakat Sokrates’in hayata karşı sergilediği felsefi duruş için bu hiç de böyle değildir; aksine bu baldıran zehri, onun ruhunu aydınlığa ulaştıran ve günümüze taşıyan bir ilaçtır.

Platon’a göre dil, bir filozofun ağzında hakikatin doğrudan karşılığı olabilecekken bir Sofistin ağzında ise hakikatin çarpıtılmış, yönlendirilmiş ve bozulmuş bir biçimi olarak karşımıza çıkabilir. Bu bağlamda Platon, bu durumu düzeltebilmek ve hakikati tam anlamıyla dile getirebilmek için bir pharmakon ortaya koymalıdır. Pharmakon ise söylemin tanrısı olduğu kadar çarenin de tanrısıdır. Burada bu ikiliyi yani söylem ve çare ikilisini zehir-çare ikilisi biçimiyle ele almak mümkün olacaktır. Öyle ki sözcükler değiştirilebilir, çarpıtılabilir, yalan ve iftira olarak karşımıza çıkabilir durumdadır ve bu ise bu ilacın, yani dilin hem faydalı hem de zararlı olabileceği anlamına gelmektedir.

Dil bağlamında Pharmakonu retorik sanatı ile birleştirmemiz mümkündür. Retorik onu iyi kullanana, yani retorik sanatçılarına; yargıçları, yöneticileri, meclisi ve hatta tüm insanları “kandırabilme” gücünü verir. Yani Retorik, onu iyi kullanan için bütün insanları bilmedikleri şeylere inandırmaya yarayacak bir ilaç ya da bu söylevlere kanacak bireyler içinse bir zehir olarak da ifade edilebilir.

Platon, söylemi o kadar önemsemiştir ki ona göre söylem; devletin içine düşeceği sosyal, ekonomik, kültürel, siyasal vb. her türlü çöküşün gerisindeki başat unsurdur. Toplumsal zeminde yaratılan entelektüel, bilimsel, zihinsel algı sürecinin getirdiği ve yarattığı ortam, işte bu çöküşün yalın sebebidir.

Pharmakon ise bu algı sürecinde birincil rol oynayan dilin, iyi ya da kötü biçimde şekillenmiş, şekillendirilmiş hâlidir. Diyebiliriz ki işlevselliği açısından hem zehir hem de çare olabilen böyle bir gücün herkesin elinde olması son derece tehlikelidir ve bu güç, yalnızca uzmanların eline bırakılmalıdır; çünkü “Sorun küresel, mücadele ulusal”dır ve bu mücadele, sadece tıbbi, bilimsel, felsefi zeminde değil; dilsel, söylemsel zeminde de sürdürülmektedir.

Pharmakos ayrıca Antik Yunan’da, yukarıda bahsedilen zehir-çare temelinde bir arınma ayini olarak da karşımıza çıkmaktadır. Anlatısı ise şöyledir:

Şehir Devlet’te bir salgın ortaya çıkınca, bir günahkâr ya da suçlu, şehir içinde dövülerek gezdirilir ve bu yurttaşlara seyrettirilirdi. Ardındansa bu kişi şehrin dışına çıkarılır ve katledilirdi. Böylece kötülüklerin Şehir Devlet’ten kovulduğuna, atıldığına inanılırdı.

Bu ayin, yani Pharmakos ayini erkeklere ve kadınlara ayrı ayrı uygulanmaktaydı. Arınmayı sağlamak için seçilen iki pharmakoi, Thargelia Bayramı’nda boyunlarına kuru incirden bir kolye takılarak sokak sokak gezdirilmekte ve yol boyunca yurttaşlar bu kişilerin cinsel organlarına vurmaktalardı. Bu kişiler linç edilerek öldürülmekte ve bu pharmakoilerin cesetleri yakılarak külleri havaya savrulmaktaydı.

Arınma için seçilen bu pharmakoiler genelde bedenen “çirkin” kabul edilen kişilerden seçiliyorlardı. Bu kişiler ayrıca suç işleyenlerden, dilencilerden, şehre en son gelen yabancılardan da seçilebiliyorlardı.

Daha sonra insanlık salgınlara ilaç bulmayı öğrendi. Böylece artık sevilmeyen, çirkin görülen insanların salgınların sebebi olmadığı yavaş yavaş açığa çıkmaya başladı.

İşte bugünlerde de insanlar sevmedikleri insanları, grupları, örgütleri, yayın organlarını v.s. salgınların nedeni olarak görebilmekte ve bu bize yukarıda bahsi geçen dönemden kalma yapışık bir nitelik olarak yapışmaktadır. İnsanlık, bütün meselenin bilim olduğunu kavrayamamakta; salgınların din, dil, ırk, mezhep, coğrafya ayırt etmediğini algılayamamaktadır. Haricinde, günümüzün teknolojik alt yapısı sebebiyle herkese bir söz hakkı düşebilmekte ve bu söz hakkı, Pharmakonun zehri olarak da karşımıza yalan, kışkırtma ve iftira olarak çıkabilmektedir. Bu sebeple, bilime ve felsefeye gerekli değeri veremeyen toplumlar, hem bunlara değer verenlerin emrinde ve insafında yaşamaya devam etmekte; Pharmakon için, ilaç için bu toplumların eline bakmakta ve onlardan haber beklemekte hem de yalana, iftiraya ve kışkırtmaya yenil düşmekte; toplumlar salgınlara ve hastalıklara psikolojik olarak yeniş düşmektelerdir. İnsanlık bunları kavrayamadığı sürece, Pharmakonun ilacından ve çaresinden çok, zehrine maruz kalmaya devam edecektir. Kurtuluş akıldadır, bilimdedir ve muhakkak felsefededir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım
Kaynak: Pharmakon Bağlamında Dil Felsefesi, Mustafa BİNGÖL

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*