Felsefe.Gen.TR

Politikada yalan ve gerçek-ötesi (post-truth) söylem arasındaki fark nedir? Bir filozoftan dinleyin…

Politikada yalan ve gerçek-ötesi (post-truth) söylem arasındaki fark nedir? Bir filozoftan dinleyin…

Bu makale Sosyolog Ömer Yıldırım tarafından www.felsefe.gen.tr için, Doç. Dr. Vittorio Bufacchi’nin* “What’s the difference between lies and post-truth in politics? A philosopher explains” isimli makalesinden Türkçeye çevrilip derlenerek hazırlanmıştır. Alıntılanması durumunda kaynak gösterilmesi, ahlaklıca olanıdır.

“Bu yazının ilk cümlesi yalandır” yazsam bu cümle doğru mudur, yoksa yalan mıdır? Ve yalancı “yalan söylüyorum” derse doğru mu söylüyordur?

Felsefe ve mantıkta bu, “yalancı paradoksu” olarak bilinir. Yalancı, yalancıdır ve eğer yalancı gerçekten yalan söylüyorsa o zaman yalancı doğruyu söylüyordur. Bu da yalancının az önce yalan söylediği anlamına gelir.

İlgili konu: Aklınızı Bileyecek 11 Felsefi Paradoks

Yalanlar, modern toplumun DNA’sının bir parçasıdır. Ancak artık bu yalanlara pazarlama, reklamcılık veya propaganda gibi daha saygın isimlerle atıfta bulunuyoruz.

İkinci el araç satıcısı vicdansızlardan kitle imha silahları hakkında asılsız beyanlarda bulunan devlet yetkililerine kadar, birçok insanın artık geçimini yalanlardan sağladığı görülüyor.

Kamuoyunun gözünde politikacılar profesyonel yalancılardır ya da George Orwell’ın bir zamanlar dediği gibi:

“Politik dil … yalanın doğru ve cinayetin saygın bir eylem olarak görünmesini sağlamak için tasarlanmıştır.”

Filozof Hannah Arendt, 1967’de The New Yorker’da yayınlanan “Truth and Politics” adlı makalesinde, siyaset ile gerçeğin bir araya gelemediği gerçeğinden yakınıyordu. Ancak Arendt bile tüm yalanların aynı olmadığının farkındaydı.

Hannah Arendt

Hannah Arendt

Aldatmanın küçültülmüş kopyaları olan yalanlar vardır. Gerçekliğin dokusunda mikro yırtıklar yer alır. Ancak bazı yalanlar o kadar büyüktür ki tüm olgusal dokunun tamamen yeniden düzenlenmesini, başka bir gerçekliğe geçişi gerektirir.

Arendt bu makalesinde bizi, yalan ile bugünün terminolojisine 2016 Oxford Sözlüğü Yılın Sözcüğü olarak geçen “gerçek-ötesi (post-truth)” arasındaki fark konusunda uyarıyordu.

Yalanlar ve gerçek-ötesi arasındaki farkı anlamak istiyorsak şunları bilmeliyiz:

  • Bir yalancı, uzay ve zamanda kesin koordinatlarla bulunup gözlemlenebilen açık gerçekleri inkâr eder; gerçek-ötesi durum ise hakikatin doğasını sorgular.
  • Bir yalancı, gerçeği bilmesine rağmen bizi alternatif bir öyküye ikna etmeye çalışarak paradoksal biçimde gerçeğe olan saygımızı artırır; oysa gerçek-ötesi, hakikat için son bir çıkış noktası bile bırakmaz.

CLINTON, TRUMP’A KARŞI

Yalan ile gerçek-ötesi arasındaki bu ayrım, iki eski Amerikan başkanını, Bill Clinton ve Donald Trump’ı karşılaştırarak daha anlaşılır hâle getirilebilir.

26 Ocak 1998’de Beyaz Saray’da düzenlenen bir basın toplantısında Clinton şu ünlü konuşmasını yapmıştı:

“Amerikan halkına bir şey söylemek istiyorum. Beni dinlemenizi istiyorum. Bunu tekrar ediyorum: O kadınla, Bayan Lewinsky ile cinsel ilişkim olmadı. Ben kimseye yalan söylemedim, bir kere bile; asla!”

Daha sonra ortaya çıkan beyanlar ve sperm lekeli mavi bir elbise göz önüne alındığında Clinton’ın ifadesi şaşırtıcı görünüyordu.

Clinton’ın Lewinsky ile olan yakın etkileşimlerini bir “cinsel ilişki” olarak görmemesi tabii ki mümkün; fakat ne yazık ki bu hiç de olası değil. Bu durumu dürüstlük ve bütünlükle savunmak için olağanüstü bir kendini aldatma yeteneği veya ustalık gerektiği ortadadır.

Clinton yemin altında yalan söylediği için yalan yere tanıklık yapmak ve adaleti engellemekle suçlandı; ancak sonunda bir Senato davasıyla aklandı.

Clinton yalan söyledi ve bu affedilemezdi.

Ancak Trump’ın gerçekle ilişkisi daha da rahatsız edici ve tehlikeli. Trump’ın Washington Post, The New York Times ve CNN de dâhil olmak üzere ana medya kuruluşlarına yönelik olarak aralıksız biçimde dillendirdiği sahte haber suçlamaları, gerçeğe dönük olarak uzun süredir devam eden bir değersizleştirme operasyonunu yansıtıyordu.

Clinton’ın aksine, Trump sadece belirli gerçekleri inkâr etmiyor, bunun yerine gerçekler hakkında konuşmayı mümkün kılan teorik altyapıyı baltalamaya çalışıyordu.

Burada Trump’ın kendisine yöneltilen suçlamalara karşı gösterdiği tepki ve tavır tipik bir gerçek-ötesi (post-truth) örneğidir.

Onun stratejisi, kamuoyunu şekillendirmede nesnel gerçeklerin daha az etkili olduğu, belirli olayları anlamlandırmak için gerekli teorik çerçevelerin küçümsendiği ve bilimsel gerçeğin meşrulaştırılamadığı bir ortam yaratmaktı.

Yalan ile gerçek-ötesi arasındaki en büyük fark işte budur: Bir yalan belirli bir gerçeği hedef alırken, gerçek-ötesi, gerçeğin kendisini hedef alır.

Trump’ın hakikatten iğrenmesi, avukatlarından Rudy Giuliani’nin “Hakikat görecelidir.” şeklindeki dikkat çekici açıklamasına da ayrıca yansımıştır.

Giuliani, Özel Savcı Robert Mueller’in Rusya soruşturmasıyla ilgili olarak NBC News’in Trump ile röportaj yapma talebi hakkında konuşurken bu ifadeyi kullanmıştır. Giuliani, bu söylemiyle Trump’ın yalan yere yemin edebileceğine dair endişeleri artırmıştır; çünkü “Hakikat, hakikat değildir”.

Gerçek-ötesi, bulanık bir kavramdır, ancak yalanla karıştırılmamalıdır. Gerçek-ötesi, toplumumuzun demokratik dokusu için çok daha sinsi ve tehlikelidir.

Gerçek-ötesi’ndeki “ötesi” eki (orijinal İngilizce metindeki post ön eki), mevcut fikrin artık atıl hâle geldiği ve bu nedenle de tehlikesizce bir kenara bırakılabileceği iddiasına atıfta bulunur.

Gerçek-ötesi, gerçeğin artık gerekli olmadığı ve modasının geçmiş olduğu inancıdır.

Yalan söyleyen politikacılarla başa çıkabiliriz, evet; fakat politikacıların gerçeğin geçerliğini ortadan kaldırmalarına izin verme riskini asla göze alamayız.

 


 

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer Yıldırım
Kaynak: What’s the difference between lies and post-truth in politics? A philosopher explains 10 Temmuz 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi; Vittorio Bufacchi

* Vittorio Bufacchi, University College Cork’ta felsefe doçentidir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...