Savunma Mekanizmaları

felsefe Nedir

Ağır bir zorlanma (stres) yaşayan insan, başlıca iki sorunla karşılaşır: ya yeni duruma uyum sağlamak için çaba gösterir ya da psikolojik dağılmaya karşı kendini korur ancak çoğu insan, zor durumlarla baş etmede çabaya yönelik davranışlar yerine, psikolojik bütünlüğünü ve benliğinin değerini korumak amacıyla zaman zaman çeşitli savunmaya yönelik tepkiler geliştirir.

Bireyin engellenme veya çatışma yoluyla ihtiyaçları doyumsuz kaldığında ortaya çıkan aşırı kaygı durumundan kendini korumak için başvurduğu başarılı veya başarısız sonuçlanabilen davranış biçimlerine savunma mekanizmaları denir. Savunma mekanizmaları, tıpkı ağrı kesici ilaçlar gibi belirtileri yok eden fakat ağrının asıl nedenini ortadan kaldırmayan, geçici olarak rahatlatan ve gerçek çözüm yolu bulununcaya kadar ümitsizliğe düşülmesini önleyen çözüm yöntemleridir. Bilinçdışı olduğu için kişi kullandığı savunma mekanizmalarının anlamının farkında değildir. Organizmadaki gerginliği azaltmayı ve karşılaşılan önemli sorunlara daha uyumlu bir şekilde yaklaşmayı sağladıkları sürece yararlıdır ancak savunma mekanizmaları birey tarafından sürekli olarak kullanılması sorunlarla başa çıkma çabasının yerini alır ve bireyin yaşadığı koşullara uyum sağlamasını engelleyecek oranda abartılırsa kişinin gerçeklerle bağının kopmasına ve ruh sağlığının bozulmasına yol açar. Örneğin, hayal kurma mekanizması kısa süreli olduğunda insanı rahatlatır fakat aşırı kullanıldığında bireyin hayal âleminde yaşamasına neden olur.

Bahane Bulma (Akla Uygun Neden Bulma, Mantığa Bürüme): Bireyin bir isteğine ulaşamaması durumunda, akla uygun bahaneler ileri sürerek yaşadığı hayal kırıklığı ve gerginliği hafifletmesi, başarısızlığını makul gösterecek bir neden bulmasıdır. Örneğin, bir insanın parası yoksa, hayatta önemli olan şeyin sevgi ve dostluk olduğuna kendini inandırabilir. Ezop masallarından birinde lezzetli bir üzüm salkımına bir türlü erişemeyen bir tilkinin, sonunda bu üzümlerin ekşi olduğuna karar vererek yemekten vazgeçmesi gibi. Bahane bulma, insanı gereksiz engellenme duygularından korur ve yetersizlik duygularının hafifletilmesine yardımcı olursa da sürekli kullanıldığında insanın kendisini kandırmasına yol açar.

Bastırma: Toplumca kabul edilmeyen arzu, istek, duygu ve düşüncelerin ya da acı veren, kaygı doğurabilecek potansiyele sahip anı, dürtü ve deneyimlerin bilinç dışına itilmesi ve orada tutulmasıdır. Örneğin, insanların sevmediği fakat görüşmek zorunda olduğu bir kişiyle randevu saatini ya da adını unutması bu duruma örnek gösterilebilir. Freud’a göre hiçbir güdü tamamen baskı altına alınamaz. Bastırılan ve unutulduğu zannedilen güdüler rüyalarda belirmekte, dil sürçmesi gibi değişmiş şekillerde tekrar bilince çıkma yollarını bulmakta ve yaşantımızı etkilemeye devam etmektedirler. Bastırılanlar zamanla kaygıya yol açar. Kişi kaygısının farkındadır ve kaygısını azaltmak için başka savunma mekanizmalarına başvurur. En sık kullanılan bu mekanizma diğer savunma mekanizmalarının temelini oluşturur. Bastırma mekanizmasının aşırı kullanılması, ruhsal durgunluk, donukluk, sıkıntı ve unutkanlığa yol açar. Bunun sonucunda ise bireyde ciddi psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir.

Yadsıma (inkar etme): Bireyin istemediği, rahatsızlık verici olay veya durumları yokmuş gibi davranması yani görmezlikten ve anlamamazlıktan gelmesidir. Gerçekliğin acı veren yönünün bilinçten uzaklaştırılmasıdır. Bireyin bu savunma mekanizmasını kullanma nedeni, yaptığı veya yaşadığı kötü olay ve eylemlerden doğabilecek kaygıdan kendini kurtarmaya çalışmasıdır. Birçok insan katlanılması güç bir felaket ya da yenilgiyle karşılaştığında “bu olanlar benim başıma gelmiş olamaz” duygusunu yaşar. Yakınını kaybeden birinin ölümünü kabullenmemesi, yaşıyormuş gibi eşyalarını saklaması bu duruma örnek gösterilebilir. Yadsıma ve bastırma mekanizmaları birbirleriyle karıştırılır. Yadsıma, dış tehdide karşı bir savunmayken; bastırma, iç tehdide karşı bir savunmadır. Bastırma çeşitli dürtüleri ve duygulanımları bilinçten uzaklaştırırken, inkâr dış gerçekliğin görülmesine engel olur.

Özdeşleşme: Çeşitli engellenmeler, başarısızlıklar karşısında birey, kimi zaman herhangi bir alanda başarılı kişi veya kişilerle ya da saygınlık ve güç simgesi olan bir kurumla kendini aynı görme, kendisini onlara yakın hissetmekle kısmen doyum sağlayabilmektedir. Arkadaşı ile yaptığı bilek güreşinde yenilen bir çocuğun “benim babam da senin babanı yener” demesini örnek gösterebiliriz. Çocuk böylece çok güçlü olduğunu söylediği babası ile kendisini bir saymakta ve kişisel değer duygusunu arttırma çabasına girmektedir. Okul takımına seçilemeyen bir öğrencinin, takım gol atınca kendisi atmış gibi sevinmesinin ya da reklamlarda ünlü kişilere yer verilmesinin temelinde bu mekanizma bulunur.

Karşıt Tepki Geliştirme: Bireyde bazen suçluluk duygusu yaratan tehlikeli isteklerin yoğun olması, bunların baskı altında tutulmasını güçleştirmektedir. Bu durumda bireyin bu isteklerinin tam tersi davranışları yaparak benliğini korumaya çalışması karşıt tepki geliştirme olarak adlandırılmaktadır. Yenilen güreşçinin rakibine öfke duymasına rağmen centilmenlik gereği onu tebrik etmesinde, kardeşini kıskanan bir çocuğun aşırı derecede iyi bir abla veya ağabey olma çabalarında olduğu gibi düşmanca duygular sevgi gösterileriyle, saldırgan istekler sevecen tutumla maskelenir. Bu mekanizmanın aşırı kullanılması obsesif-kompülsif bozukluğun (takıntı- saplantı) ortaya çıkmasına neden olabilir.

Hayal Kurma: Birey, iç veya dış nedenlerden dolayı ihtiyaç ve güdüleri doyumsuz kaldığında, gerçek dünyada tatmin edilemeyen istek ve arzularını hayal âleminde gerçekleştirme yolunu seçebilmektedir. Kısacası hayal kurma, bireyin yaşadığı çatışmaları hayalinde çözümleyerek rahatlaması durumudur. Başarısızlıklarla karşı karşıya kalan birçok kişi, bu yönteme başvurarak gerçeklerden kaçıp hayallerle avunurlar. Fakir bir gencin piyangodan büyük ikramiyeyi kazandığını düşünüp sahip olacağı parayla nerede ve nasıl yaşayacağının hayalini kurmasını örnek gösterebiliriz. Hayal kurma çocukluk ve ergenlik dönemlerinde daha fazla görülmektedir çünkü bu dönemde bireyin birçok istekleri vardır. Bu istekler bireysel veya toplumsal baskılar nedeniyle engellenmektedir. Bu engellenmelerin yarattığı olumsuz ortam hayal kurma yoluyla ortadan kaldırılmaktadır. Hayal kurmak, çocukların ve ergen bireylerin yaratıcılığını geliştirmektedir ancak burada önemli olan, bireyin hayal ve gerçek arasındaki sınırı çok iyi ayarlamasıdır. Yani birey hayal kurmada çok aşırıya gidecek olursa zamanla hayal ettiği şeyleri gerçek sanmaya başlar ve hayal âleminde kendini kaybedebilir. Kısacası hayal kurmada aşırıya kaçılması durumu, bireyin ruh sağlığını bozma noktasına kadar götürebilmektedir.

Yer (yön) Değiştirme: Bireyin kendisinde kızgınlık, öfke ve kaygı yaratan olaylara gücünün yetmediği durumlarda; kızgınlığını ve öfkesini gücünün yettiği kişi veya eşyalara yöneltmesidir. Özellikle reddedilmeye ve eleştiriye karşı aşırı duyarlı kişiler, çevrelerine karşı geliştirdikleri uysal tutumların altındaki kızgınlık duygularını sürekli bastırır ve sonradan, nasıl olsa kendilerine katlanmak zorunda olan “şamar oğlanlarına” boşaltırlar. Telefonda aldığı bir habere öfkelenen kişinin, telefonu yere fırlatıp parçalaması veya sınıfta yapılan başkanlık seçimini kaybeden bir öğrencinin, okulda kaybetmiş olmanın verdiği öfke ile eve döndüğünde öfkesini kardeşine yönelterek ona bağırıp, onu azarlaması gibi. Atalarımız bu durumu “eşeğini dövemeyen semerini döver” sözü ile açıklamıştır. Yön değiştirme mekanizması bazen simgesel bir çağrışım sürecinden geçerek karmaşık bir nitelik kazanabilir. Küfür, yıkıcı eleştiri ya da dedikodu, çoğu kez birikmiş düşmanlık duygularının yön değiştirmiş anlatım biçimleridir.

Telafi Etme (Ödünleme): Bireyin herhangi bir alandaki eksikliğini veya başarısızlığını başka alanlardaki etkinliklerle kapatma çabasıdır. Kendini hiç yakışıklı görmeyen bir delikanlının çok çalışarak, herhangi bir bilim dalında başarılı olması veya akademik olarak başarılı olmayan bir bireyin spor dallarından birinde büyük başarılar kazanması ödünleme mekanizmasına örnek olarak verilebilir. Telafi, genellikle fiziksel veya zihinsel bir eksiklikten dolayı üzüntü duyan bireylerin, güven ve saygınlık sağlamak için yapabileceği herhangi bir konuda eksik oldukları konulara yönelik çabalarını kapsayan bir savunma mekanizmasıdır. Olumlu yönde telafi olabileceği gibi olumsuz telafiler de olabilir. Örneğin, sevilmediğine ve istenmediğine inanan bir çocuk, diğer çocuklara zorbalık ederek ezikliğini gidermeye çalışabilir; sevgiden yoksun kalmış ve engellenmiş biri yalnızlığını aşırı yemekle telafi edebilir.

Yüceltme: Doğrudan ve doğal biçimde doyurulmasını toplumun onaylamadığı fizyolojik ve psikolojik dürtülerin, toplumca onaylanan estetik, zihinsel ve sosyal alana kaydırılarak yani biçim değiştirilerek doyurulmasıdır. Bu yolla birey, uğradığı hayal kırıklığını daha yüksek düzeyden ve toplumca benimsenen bir açıdan gidermeye çalışır. Olumsuz bir amacı yapıcı bir yöne çevirmek gibi tüm başarılı savunma mekanizmaları “yüceltme” başlığı altında toplanabilir. Örneğin, saldırgan ve kavgacı yapısı olan bir gencin polis olması veya boks, karate gibi spor dallarıyla uğraşarak toplum tarafından hoş karşılanmayan bu yapısının, toplumca onaylanan etkinliklere yöneltilmesi ya da çocuğu olmayan bir bayanın kreşte çalışarak annelik duygusunu doyurması gibi. Benzer durum, şiir yazmak, resim yapmakla da sağlanabilir. Sanat eserlerine kaynaklık yapan bu mekanizma insanı daima kendisi ve toplum için olumlu etkinliklere yönelttiği için yararlıdır.

Yansıtma: Yansıtma mekanizması iki biçimde ortaya çıkar.

  • Birey, toplum tarafından onaylanmayan, suçluluk duyguları uyandıracak nitelikteki güdü ve isteklerini dışa yansıtarak, bunları başka insanlarda görmeye başlamasıdır. Bireyin kendi kişilik yapısının öğelerini başka bireylerde görme eğilimi yansıtma sonucu oluşmaktadır. Birey, dürüst ve samimi bir yapıda ise başkalarını da aynı şekilde görmektedir. Örneğin dürüst ve samimi bir kişiliğe sahip olan biri başkalarınında dürüst ve samimi olduğunu, kendisi dedikoducu olan biriyse başkalarının da dedikoducu olduğunu düşünür.
  • Yansıtmanın bir diğer şeklinde ise kişi kendi eksikliklerinin ve yenilgilerinin sorumluluğunu ya da suçunu başkalarına yükler. Sınavlarda başarısız olan bir öğrencinin, öğretmeninin objektif davranmadığına inanması gibi. “Alın yazısı” ve “kötü talih” insanların sık kullandığı yansıtma kavramlarıdır.

Gerileme (İlkele Dönüş): Bireyin temel istek ve ihtiyaçlarının karşılanamamasından kaynaklanan doyumsuzluk ve kaygı durumlarında, olması gereken olgunluk düzeyinden daha basit bir olgunluk düzeyine inme gerileme mekanizması olarak kabul edilmektedir. Örneğin, yetişkin bireyler de zaman zaman sıkıntı veren durumlarda kızarıp, kekelemekte ve kendi yaş düzeyinin altında bir genç hatta bir çocuk gibi davranabilmektedirler. Kocasıyla kavga eden genç bir kadının problemini olgun ve medeni davranışlar sergileyerek çözmek yerine, anne- babasının güvenlik dolu evine geri dönmesi, kardeşini kıskanan altı yaşındaki bir çocuğun bebek gibi ağlayıp altını ıslatması gibi.

Kaynak: MEB HAYAT BOYU ÖĞRENME GENEL MÜDÜRLÜĞÜ YAYINLARI AÇIK ÖĞRETİM OKULLARI, Psikoloji 1 kitabı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*