Ranke’nin tarih felsefesi anlayışı

felsefe Nedir

Tarihselcilik akımının tipik temsilcilerinden biri olan Ranke tarihin özgün bir bilim dalı olduğunu, bu nedenle felsefe ve sanattan ayrı olarak incelenmesini öngörür.

Tarihi bir değişim süreci olarak niteleyen Ranke’ye göre tarihi olaylar özgündür ve ait oldukları dönemin özgün ruh veya düşüncesini yansıtırlar. Bu nedenle tarihi anlamak o dönemin özgün ruh veya düşüncesini anlamakla mümkün olabilecektir. Ranke’nin tarih felsefesi döneminin Hegelci ve Romantik görüşlerinden etkilenmekle birlikte bu akımlardan önemli noktalarda ayrılır. O yıllarda Berlin Üniversitesinde Hegel çevresinde bulunan tarihçiler tarihin ancak felsefe yoluyla kavramsal bir bütünlüğe ulaşabileceğini savunmaktaydılar. Savigny, Eichhorn ve Niebuhr gibi tarihçilerle birlikte bu görüşlere karşı çıkan Ranke, tarihsel gerçeğin kendi içinde anlamlı olduğunu ve tarihin felsefe yöntemleriyle yorumlanmasının tarihçiyi nesnellikten uzaklaştıracağını ileri sürmüştür.

Hegel’in “tarih evrensel doğruların yansımasıdır” görüşünü kabul etmekle birlikte bunun ancak ampirik bir inceleme sonucu anlaşılabileceğini savunmuştur. Öte yandan, Romantik geleneğin ortaya attığı ulusların ve devletlerin özgünlüğü savını benimsemesine karşın araştırmalarında “halkın gücü”, “insan iradesi” gibi öznel kavramlara yer vermemiştir. Ona göre, tarih “iyiler” ve “kötüler” arasındaki mücadeleye indirgenemez, ulus devletler arasındaki rekabet ve güç dengesi arayışı tarihin akışını sağlar.

Ilımlı bir muhafazakâr olan Ranke, özellikle Friedrich von Gentz’den etkilenen siyasi görüşlerini Historisch-Politische Zeitschrift adlı dergideki yazılarında belirtmiştir. Prusya Kralı IV. Friedrich Wilhelm’in izlediği muhafazakâr politikayı destekleyerek Almanya’nın bir ulus devlet kurabilmesinin ancak Prusya önderliğinde gerçekleşebileceğini savunmuştur. Ranke, ulusların ve devletlerin özgünlüğü savından yola çıkarak ulus devletlerin kendi kültür ve gelenekleri doğrultusunda tarihlerini yarattıklarını ileri sürer. Bu nedenle, Fransız Devrimi benzeri bir hareketin Almanya’da gerçekleşmesini olanaklı görmez. Ona göre, Almanya’da meşrutiyet yapısı içinde ılımlı bir reform politikası izlenmelidir.

Ranke, en iyi yapıtı olarak nitelendirilen “16. ve 17. Yüzyılda Güney Avrupa Halkları ve Hükümdarları” adlı kitaplarında siyasal istikrarın ancak ulus devletlerin kurulmasıyla sağlanabileceğini ileri sürmüştür. Ranke, devleti ideal bir kurum olarak gören Hegel ile aynı görüşü paylaşmaktadır. Ona göre, kilise ve devlet, tarihin “olumlu” gelişmeleridir. Ranke’nin muhafazakâr siyasi görüşü ve dindar tutumu onu tarihte bir denge unsuru aramaya yöneltmiş, ayrıca tarihin özgünlüğünün altında Tanrı gerçeğinin yattığı inancını benimsemesinde etkili olmuştur.

Bazı tarihçiler tarafından toplumsal ve iktisadi olaylara önem vermemesi ve tarihi sadece devletler tarihi olarak ele alması nedeniyle eleştirilen Ranke çağdaş tarihçiliğe tarihin özgün bir bilim dalı olduğu anlayışını bırakmış, bunun yanı sıra tarih eğitiminde kullanılan seminer sistemini geliştirmiştir. Geliştirdiği bilimsel araştırma yöntemi ise bugün çağdaş tarihçiliğin temel araştırma yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın