Felsefe hakkında her şey…

Prosedürel Adalet Nedir?

10.05.2020

Prosedürel adalet, tartışma ve anlaşmazlıkları çözme sürecinde ortaya konan sürecin adil olup olmadığı ile ilgilenir. Bu nedenle prosedürel adalet çerçevesinde yapılan tartışmaların önemli bir kısmı hukuki ve idari süreçleri merkeze alır.

Aslına bakılırsa bu anlamıyla adalet sadece devlet katındaki süreçlerle ilgilenmez, sivil toplum içerisindeki, hatta gündelik hayatta kendi aramızdaki anlaşmazlıkları çözmek için ortaya koyduğumuz yol ve prosedürlerin adil olup olmadığının incelenmesi de bu bakış açısı üzerinden gerçekleştirilebilir.

Prosedürel adalet temel olarak karar verme süreçlerinin adil, makul ve şeffaf olması ile ilgilenir. Karar verme aşamalarında tüm tarafları dinlemiş olmak, yine tüm tarafların ve hatta üçüncü tarafların karar alma prosedürünün tüm aşamaları hakkında bilgi sahibi olmaları, bu süreçlere ulaşımlarının olması, süreci uygun bir şekilde etkileme kapasitelerinin bulunması ve süreçlerin tutarlı sonuçlar doğurması vesaire gibi konular bu bakış açısı uyarınca ele alınır.

Buna göre prosedürlerin ortaya konan kriterlere uygun olarak yerine getirilmesi, işlemin sonucunda dağıtımsal olarak adalet sağlanmasa bile, işlemi adil kılacaktır. Zira adalet sonuçlarla değil, süreçlerle ilgili bir meseledir.

Tahmin edilebileceği üzere, prosedürel adalet ağırlıklı olarak liberal yaklaşımın öne sürdüğü bir bakış açısıdır. Zira burada adalet aslında, piyasa düzleminde eşit bir şekilde etkileşime giren bireyler arasında ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkların, önceden bilinebilir, açık, şeffaf ve keyfiyete maruz kalmayacak şekilde çözülmesi ile ilişkilidir. Sözleşme hürriyeti prosedürel adalet yaklaşımının temelinde yer alır, zira karşılıklı ve iradi olarak sözleşme içine giren taraflar açısından, anlaşmazlıkta doğacak yol ve yöntemler de sözleşmenin konusudur. Bu hem akılcı, hem verimli hem de adildir. Liberal hukuk düzeni anlayışı, tam da sivil toplumun özgür sözleşme taraflarını ve onların anlaşmazlıklarını esas aldığı ölçüde, prosedürel adalet anlayışını yansıtmaktadır.

Kural Adaleti veya Prosedürel Adalet Nedir?

Klasik liberalizm tarafından savunulan bu adalet türüne göre, adalet bireylere ilişkin bir kavram olmayıp kurallara ilişkindir.

“Bireylerin eylemleri, klasik liberalizmin öngördüğü negatif statü haklarını koruyan, genel, olumlu veya olumsuz anlamda belirli bir özneye yönelik olmayan kurallarla tutarlı ise adildir” (Yayla 2000, s.73).

Görüldüğü üzere burada artık bir paylaşım ya da dağıtımdan söz edilmemektedir. Adalet söz konusu eylemin içeriğiyle değil, biçimiyle ilgilidir. Bu adalet türünde temel değer özgürlüktür.

“İki kişinin bir işleminde, bu işlemin adaletle ilgili niteliğini işlemin maddi içeriğinden çok, iki tarafın özgür iradesinin karşılıklı bağlantısıyla belirli bir noktada kesişmesiyle yapılıp yapılmadığı belirler” (Denis, Ekonomik Doktrinler Tarihi’nden aktaran Atilla Yayla 2000, s. 74).

Bu adalet anlayışının temellerini atanlar ise John Locke (1632-1704) ve David Hume’dur (1711- 1776). I. Kant’ın (1724-1804) da adalet anlayışı yine bu kural adaleti içerisinde ele alınmaktadır.

Ünlü benzetmesi görünmez el ile Adam Smith (1723-1790) de, dolaylı da olsa, adaleti prosedürel adalet içerisinde kalarak tanımlamıştır. Zira ona göre “Adil bir sistem, herkesin aynı derecede özgür olduğu ve aynı öngörülebilir kurallara tabi olduğu bir sistemdir.”(A. Smith’ten aktaran Yayla 2000, s. 73).

Görünmez el benzetmesi Adam Smith’in Ulusların Zenginliği adlı yapıtında geçmektedir. “Her birey kendi çıkarı peşinde koşarken, sıklıkla, katkıda bulunmaya niyetleneceğinden çok daha etkin olarak topluma katkıda bulunur” (Smith A, Ulusların Zenginliği). Buna göre uyum ve düzen kendiliğinden oluşacaktır. Kendiliğinden derken aslında görünmez el olarak tanımladığı piyasa ilişkilerini kastetmektedir (tr.wikipedia.org).

Bu kural adaleti çağdaş adalet teorilerinde de kendisine yer bulmaktadır. F. A. Hayek (1899-1992) ve Robert Nozick (1938-2002) tarafından devralınan bu anlayış bu kez daha çok John Rawls’un (1921-2002) hakkaniyet olarak adalet teorisi ile alevlenen sosyal adalet teorilerine karşı geliştirilmiştir. Bu nedenle kural adaletinin karşısına koyacağımız adalet türü bu hakkaniyet olarak adalet anlayışıdır. Böylelikle hem sosyal adalet tartışmalarının beslendiği kaynağı daha iyi anlamış, hem de sosyal adaleti bir tür olarak tanımlamaktan kaçınmayı başarmış oluruz. Zira Balı’nın dediği gibi, sosyal adalet aslında soyut adalet idesinin belli zaman ve mekânda somutlaşmış hâli olup bir tür değildir, ama hakkaniyet olarak adalet, bu anlayışın beslendiği ve kendisinin de Aristoteles’in dağıtıcı adalet türünden etkilendiği bir adalet türü olarak ele alınabilir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 3. Sınıf “Çağdaş Felsefe Tarihi” Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...