Felsefe.Gen.TR

Siyaset Felsefesinin Temel Soruları, Problemleri Nelerdir?

Siyaset Felsefesinin Temel Soruları, Problemleri Nelerdir?

Siyaset felsefesi, felsefenin diğer kolları gibi sorular üzerine kuruludur. Bu sorular, yani siyaset felsefesinin konu edindiği meseleler aşağıda sıralanmıştır.

SİYASET FELSEFESİNİN TEMEL SORULARI

  • Devletin varlık nedeni nedir?
  • Devlet olmalı mı olmamalı mı?
  • Devletin fonksiyonu nedir?
  • İktidar kaynağını nereden alır?
  • Egemenlik türleri nelerdir?
  • Sivil toplum nedir?
  • Demokratik yaşamda sivil toplumun yeri nedir?
  • Eşitlik nedir?
  • Adalet nedir?
  • Bürokrasiden vazgeçilebilir mi?
  • En iyi yönetim biçimi nedir?
  • Herkesin memnun olabileceği bir yönetim biçimi olabilir mi? soruları siyaset felsefesinin temel sorularıdır.

Siyaset Felsefesinin Temel Sorularına Verilen Cevaplar

İktidarın Kaynağı Nedir?

Nerede toplum var ise orada bir iktidar vardır. İktidar, insanların görüş ve düşüncelerini etkileme gücü olarak tanımlanabilir.

Devlet bir siyasi organizasyon olarak insanlığın ilerleyen bir döneminde ortaya çıkmış olsa da iktidar, insanların birlikte yaşadığı her toplumda var olmuştur. İktidar, sadece ötekilerin davranışlarını belirleme/etkileme değil aynı zamanda denetim uygulama, kontrol etme ve değiştirme gücüdür.

Devletin olduğu her yerde bir iktidar da vardır fakat iktidar sadece devlete ait bir durum değildir. Örneğin bir aydın, insanların fikirlerini etkileyebilir. Bir gazete, insanların siyasi görüşleri üzerinde etkili olabilir. Bunlar da bir iktidar içerir fakat devletin iktidarı (egemenliği) maddi ve manevi denetim araçları ile insanlar üzerinde kontrol gücüdür. Yani devletin iktidarı daha geniş bir alanda ve daha güçlü denetim araçlarına sahipken, birey veya toplumsal grupların iktidarı sınırlıdır.

Devlet diğer iktidar biçimlerinden farklı olarak meşru güç kullanma tekeline sahiptir. Onun uyguladığı kontrol meşru bir kontroldür.

Modern devletin gelişimi ile birlikte devletin iktidarı da belirli kurallara bağlanmıştır. Buna hukuk diyoruz. Hukuk, devletle toplum arasında güç ve yetki paylaşımı, görev ve sorumlulukların tayin edildiği ortak bir belge işlevi görür.

Siyaset felsefesinin temel sorularından biri de iktidarın kaynağı ve meşruiyetin ölçüsünün ne olduğudur. Bu soruya temel olarak üç yanıt verilmiştir: Korunma ve temel ihtiyaçların karşılanması, dinsel meşruiyet yani Tanrı iradesi ve ortak irade yani hukuk ve demokrasidir.

Hak, Adalet ve Özgürlük Nedir?

Hak her insanın sadece insan olması nedeniyle sahip olduğu kazanımlardır.

özgürlük

Özgürlük (Görsel)

Hak; dini, dili, rengi, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun her insanın yapma özgürlüğündeki eylemleri kapsar. Yaşama, mülkiyet, düşündüğünü ifade etme, inanç özgürlüğü, basın özgürlüğü vb. İnsanların sahip olduğu bu haklar, ödev ve sorumluluktan ayrı düşünülemez. Hak sahibi insan bu hakları kullanırken başkalarının haklarına, doğa ve diğer canlılara karşı da sorumludur.

Dünya sadece insanların değil, diğer canlıların da yurdudur. Bu nedenle yaşantılarımızı doğaya, diğer insanlara zarar vermeden gerçekleştirmek, haklarımızın tamamlayıcısı olan sorumluluğu içerir.

Hakların kullanımı bu hakları seçebilme iradesine dayanır.

Düşünceyi ifade hakkı, önce kendi düşüncemize sahip olma özgürlüğüne dayanır. Özgürlük, dış veya iç baskı olmadan seçimlerde bulunmak demektir. Elbette özgürlük, sınırsız değildir. Özgürlükler, doğa, canlı ve diğer insanlara zarar vermeyi kapsamaz. Özgürlük hem dışsal baskıdan uzak kalabilmek hem de içeriden bizi yönlendiren, manipüle eden iktidara karşı kendini ifade etmeyi içerir.

Adalet kavramı felsefede çok tartışılmış bir kavramdır.

Platon’a göre adalet siyasal hayatın en yüce amacıdır. Hepimizin aradığı şeydir. Bu konuda öncülük edecek olan hakikatin bilgisini doğrudan kavrayan (mağaradan çıkmayı başarabilen) filozoflar olmalıdır.

Adalet, hukuka uygunluk olarak tanımlanabilir fakat bu tanım eksik kalır. Çünkü hukuk, adaleti sağlamayabilir. Adalet, herkesin emeğinin karşılığını almasıdır. Fakat doğuştan insanlar arasında mutlak bir eşitlik de yoktur.

Eşitlik ve adalet aynı şey değildir.

Eşitlik ve adalet aynı şey değildir.

Çocuklar, zayıflar, engelliler diğerleri ile eşit koşullarda değillerdir. Bu anlamda adalet, her insanın hak ettiği gibi insanca yaşaması, hukukun eşit bir öznesi olarak hayatını sürdürmesidir.

İdeal Devlet Düzeni Olabilir mi? (Ütopyalar)

Çoğu insan gibi filozoflar da yaşadıkları dünyadan memnun olmayınca ideal (mükemmel) düzen, devletler hayal etmişlerdir.

Ütopya” adı verilen ve aslında bir yerde olmayan anlamına gelen bu kelime, filozofların zihinsel kurgularına verilen isimdir. Filozoflar, bu mükemmel düzeni hayal etmekle kalmamış, nasıl olabileceğini de ele almışlardır.

Felsefe tarihinde bu tür ütopyalara çok sık rastlanır. Platon’un “Devlet”, Aristoteles’in “Politika”, Aziz Augustinos’ün “Tanrı Devleti”, Farabi’nin “Erdemliler Kenti”, Thomas More’un (Tamıs Mor) “Ütopya”, Tommaso Campenella’nın (Tomaso Kampenella) “Güneş Ülkesi”, F. Bacon’ın “Yeni Atlantis” adlı eserleri bunlardan sadece bazılarıdır.

Thomas More'un Ütopya'sı bilinmeyen bir adada kurulu bir devleti temsil eder.

Thomas More’un Ütopya’sı bilinmeyen bir adada kurulu bir devleti temsil eder.

İdeal bir düzenin mümkün olduğunu savunan filozoflar herkes için geçerli ve mükemmel bir düzeni tasarlamışlardır. Bu görüşte olan filozoflar üç grupta ele alınabilir. Bunlar; liberaller, sosyalistler ve sosyal adaletçilerdir.

Liberalizm, ideal düzende insan özgürlüğünü esas almıştır. İnsanlar özgür olduğunda toplumun gelişeceğini düşünmüşlerdir. Sosyalistler ise eşitliği esas almışlardır. Kapitalizmin neden olduğu sınıf çatışması ve sömürüye karşı insanların millî gelirden eşit pay alması gerektiğini iddia etmişlerdir. Sosyal adaletçi anlayış ise hem özgür hem de eşit olmayı ideal düzenin temel ölçütü kabul etmiştir.

Ütopyalar, çoğu zaman dönemin koşullarını, var olan haksızca tutumlara karşı öfke ve çıkış yolu arayışını da yansıtmıştır. Platon’un “Devlet”i, Atina’nın Spartalılar tarafından işgal edildiği ve Atina demokrasisinin içten içe yozlaştığı bir döneme rastlar. Aziz Augustinos’un “Tanrı Devleti” Roma’nın çöküşü ve dış saldırı altında kalan ve direncini kaybeden insanların ümitsizliğine verilen bir yanıttır.

İdeal bir düzenin olanaklı olmadığını savunanlar sofistler ve nihilistlerdir. Sofistlere göre nesnel bir doğru olmadığı için ideal bir düzen de yoktur. Siyasi görüşleri anarşizme yakın olan nihilizm, insanı sınırlandıran ve itaat etmeye zorlayan bir devlete karşı çıkmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...