Felsefe hakkında her şey…

Hilmi Ziya Ülken’in varlık felsefesi anlayışı

08.11.2022
873
Hilmi Ziya Ülken’in varlık felsefesi anlayışı

Hilmi Ziya Ülken varlık sorunuyla yakından ilgilenmiştir. Türkiye’de varlık sorunuyla ilgili ilk kitap olduğunu söyleyebileceğimiz Varlık ve Oluş (1968) adlı çalışma, onun konuyla ilgisini açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca da Felsefenin Genel İlkeleri başlıklı çalışmada da varlık sorunuyla ilgilenmiştir. Burada Ülken’in varlık anlayışı, Varlık ve Oluş adlı çalışmasından hareketle, ele alınmaktadır.

Ülken’e göre, felsefenin temel konusu varlıktır. Hakikat, gerçek, düşünce gibi problemler varlık sorunundan çıkar. Hatta yanılma, gerçek-değil gibi olumsuz fikirlerde olduğu gibi, varlığın olumsuzluğu, varlık olmayan veya yokluk problemi de yine varlıktan çıkar. Ona göre varlığa yüklemle ve yüklemsiz işaret edilmektedir (Ülken 1968, 94).

Ülken, varlığın sınırlılık ve sınırsızlık özelliklerini Parmenides, Platon ve Aristoteles’ten hareketle değerlendirmiştir (Ülken 1968, 100-101). Varlıkla ilgili sorunların başında, yokluğun temellendirilmesi ve oluş gelmektedir. Bu bağlamda, sonsuz ve sınırsız kavramlarının anlam yapıları incelenmiştir. Ayrıca, varlık ile varolanın ayrılmasının çeşitli güçlükler çıkardığına işaret edilmiştir (Ülken 1968, 106-107). Ülken’e göre, varlık kavramı, bir özü (essence), bazı yüklemleri ve sıfatları ve tavırları gerektirir. Bu münasebet Aristoteles’in varlığı cevher, ona bağlı olan kavramları ilinekler (arazlar) gibi görmesine sebep olmuştur. Fakat Aristoteles’te henüz öz ve varlık kavramları ayrılmış değildir. Çünkü ousia hem cevher hem de öz anlamına geliyordu.

Orta Çağ felsefesi bu iki kavram üzerinde çalışmış ve onun bugünkü fikre getirdiği en büyük yenilik, öz kavramı üzerinde çalışması olmuştur (Ülken 1968, 111). Panteistler varlık kavramını her şeyle birleştirirlerken, kelamcılar her şeyden ayırmışlardır (Ülken 1968, 112). Hegel, öz kavramını yeniden ele almıştır (Ülken 1968, 112).

Ülken, varlığı dikotomiler (karşıtlıklar) çerçevesinde de ele almıştır. Ona göre varlık-yokluk dikotomisi ilk konulan problemdir. Konuyla ilgili Parmanides ve Platon’un görüşlerini kısaca veren Ülken, Aristoteles’in “yokluk düşünülemez” düşüncesinin tarihsel olarak benimsendiğini belirtmektedir (Ülken 1968, 134).

Varlık-yokluk dikotomisi konulamayınca, onun yerine varlıkların tamamlayıcı vasıfları olan başka kavramlar kendilerini gösterirler. Bu karşılıklı kavramlar varlık-oluş, varlıkgörünüş, olmak-mecbur olmak, gerçek- ideal, varlık-düşünce, varlık-imkan gibi, zıt ve tamamlayıcı kavramlardır. Bunlar, varlık – yokluk dikotomisinde olduğu gibi, çelişik değildirler. Bu nedenle de varlıkla birlikte düşünülmeleri imkansız değildir. Hatta varlığın vasfı veya tavrı oldukları için her biri ayrı ayrı varlığı açıklamaya yararlar (Ülken 1968, 140).

Bu dikotomiler (karşıtlıklar) varlıkta somut sıfatlar, yani olanlar halinde ele alındıkları için, hem birbirlerine karşılıklı yer alırlar, böylece adeta karşıttırlar; hem de iki ayrı varlığa ait olacak yerde aynı varlığın tamamlayıcı vasıflarını teşkil ederler. Mesela “şey”, öz gibi alınınca değişmez, araz gibi alınınca değişir. Aynı şey, varlık olması bakımından değişmez öz, oluş, görünüş, imkan olması bakımından değişen varoluştur (Ülken 1968, 140).

Oluş, varlığın sıfatı (yüklemi), oluşun tarzları onun (varlığın) tavırlarıdır. Varlık, değişmez dayanak gibi alınınca yalnız bir öz teşkil eder. Fakat bu özün gerçekleşmesi oluşta meydana çıkar (Ülken 1968, 142).

Varlık felsefesi, gerçek-görünüş dikotomisini (karşıtlığını) ortadan kaldırır. Her şey öz olarak varlık, sıfat ve tavır olarak görünüştür. Başka deyişle öz ve varoluş olarak anlaşılan gerçek ve görünüş birbirlerini tamamlarlar. Hiçbir varlık, yalnız gerçek ve yalnız görünüş değildir. Her varlık görünüş, her görünüş de aynı zamanda varlıktır. Onlar, aynı özün birbirlerini tamamlayan iki manzarasıdır. Bize bir açıdan görünüş gibi gelen her şey, aslında varlığın bir manzarası, yani varlığın kendisidir (Ülken 1968, 150).

Varlık-İdeal dikotomisinde, gerçek- ideal veya varolmakla -mecbur olmak çoğu kere karşı karşıya gelir. Birinde gerçek tespit ediliyor, ikincisinde olması gereken şey, yani norm aranıyor (Ülken 1968, 155). Ülken bu tespitle, varlık anlayışının temelini oluşturmaktadır.

Ülken dikotomiler üzerinden temellendirmeye çalıştığı varlık sorununu yöntem sorunuyla da ilişkilendirmiştir. Ona göre, bu sorunu çözecek yöntem, bilimi de kuşatmalıdır. Bununla birlikte, duyu öznellikleri içerdiğinden, bilimsel yöntemin sonuçlarında değişmeler nedeniyle, bilimsel yöntem dikotomi sorununda kullanılamaz (Ülken 1968, 165). Felsefe kendi problemlerini içdüşünme yolu ile inceleyebilir. Bu yöntem başlıca bilincin kendi kendine çevrildiği konularda kullanılır. Bilinç, düşünce üzerine düşünür. Fakat bunun için felsefenin ele aldığı konunun bilinç verisi olması gerekir (Ülken 1968, 165). Felsefe bu yöntemler dışında, her ne kadar onlardan büsbütün ayrı değilse de, daha şaşmaz olduğuna hükmettiği başka bir yönteme başvurmuştur: Bu da matematik kesinlik yöntemidir (Ülken 1968, 166). Matematikle birlikte felsefe de sezgi yöntemini kullanır (Ülken 1968, 168). Sezgisel içe bakışla, varlığın yapısı ve oluş sorunu belli ölçülerde anlaşılmaktadır.

Ülken’e göre varlıkta kriz ve ritim unsurları bulunmaktadır. Ona göre kriz, varlığın bünyesinde sürekli değil, bazı durumlarda kendinden sonra gelen düzenle ilgilidir. Bu hal varlığın devamlılığını tehlikeye düşürse bile, onu varolmaktan çıkarmaz (Ülken 1968, 171). Ülken’e göre zıt ve tamamlayıcı vasıfların kriz hali, alemlerin bu dönüm noktalarında iki esaslı karakteri olduğu, bundan dolayı, onlardan her biri kendi alemleri için geçerliği olan iki ilkeye dayanırlar: 1- Birbirini dışta bırakma 2- Birbirine bağlılık ilkesi. İlk ilkeye göre, sonlu olan bir alemde bütün vakalar ve şeyler arasında birbirini dışta bırakma, yani bir şey veya vakanın aynı zamanda bir şey, veya vaka olmama hali vardır. İkinci ilkeye göre, sonlu olan bu alemde bütün vakalar ve şeyler karşılıklı birbirlerine bağlıdırlar. Bu iki ilkenin aynı zamanda yürürlükte olması, kriz halinin gereğidir (Ülken 1968, 174-175). Varlıktaki ritim ise, madde ve enerji bağlamında ele alınmıştır (Ülken 1968, 176). Bir yandan madde parçalanarak enerji halini aldığı gibi, bir yandan da enerji birikerek madde halini almaktadır. Birinci zümre kadar ikincide de tecrübelerimiz yoktur (Ülken 1968, 182). Tabiattaki ritimleri incelemek için elimizde birçok vasıta vardır. Onların devamlı, kesintili, kapalı, açık, zincirleme halinde veya dağınık, bir cinsten veya ayrı cinsten ferdiyetsiz-ferdiyetli olmalarına göre bu vasıtalardan biri kullanılır: 1- Kapalı devresi olan, zincirleme bağlı, bircinsten ve ferdiyetli ritimlerde sebeplilik münasebeti aranır. 2- Şartlarla sebeplerin birbirine karıştığı karmaşık olgu tiplerinde ise, sebeplilik yerine bağlantılar aranır. 3- Açık devreli, ayrıcinsten ve ferdiyetsiz olan olgularda her iki münasebet şekli de kullanılamaz. Bunlarda ferdiyetleri aramadan vazgeçerek, bütünleri bulmaya mecbur kalırız. Bu durumda da istatistik kullanılır (Ülken 1968, 188). Ülken’in, varlıktaki sürekliliği, oluş çerçevesinde sergilediği görülmektedir.

Ülken’e göre, varlıklarda kriz ve ritmin en yüksek derecesi insanda meydana gelir. İnsan, hayvan nevileri arasında tek oluşu, bütün hayvanlardan farklı yeni vasıflara sahip bulunuşu, hayvanlar serisi içinde tam bir kriz manzarası gösterecek varlığa çıkışı ile ayrılır. Bundan dolayı, gerek insanın biyolojik vasıflarını inceleyen antropoloji, gerek onun biyolojik-psikolojik vasıflarını bütün olarak inceleyen felsefi antropoloji, gerekse insanı yalnız fenomenolojik yöntemle doğrudan kendi özünde inceleyen felsefe veya bu felsefenin başka bir dalı olarak insanı varoluşu içinde sübjektif olarak inceleyen varoluşçuluk (eksistansiyalizm), başka başka yollardan hemen aynı sonuçlara varmaktadırlar (Ülken 1968, 211).

İnsan doğuştan yetmezliğinin krizini iki ritim ile aşmaktadır: Gerileme ve Genişleme. Bu bakımdan o, öteki varlıklara, hayvana, bitkiye, hatta madde ve enerjiye benzer. Onu bütün varlıklardan ayıran özel vasıflara rağmen onlarla birleştiren bu tarafıdır. Bütün varlıklarda görülen, sürekli-süreksiz, hudut-hudutsuz ikilemi (dyade) insan için de geçerlidir. İnsanı diğerlerinden ayıran zıt ve tamamlayıcı vasfı, krizin şuurunda olmasıdır (Ülken 1968, 221). İnsan hem hayır hem de evet diyen bir varlıktır. Hayır demek, çevreye, başka varlıklara karşı koymaksa, evet demek de varlığa dalmak, varlıkla bir olmak anlamına gelmektedir. Hem direniş hem de birlikte oluş insana özgüdür. İki ritim birbirlerini tamamlarlar. İnsan nasıl vardır, demek yetmez, insan nasıl varoluyor da demek gerekir. İnsani varlığın oluş tarzı, onun ilk krizinden kurtuluşu, yani özgürlüğüdür (Ülken 1968, 221-222).

Ülken’e göre varlık, oluştan ayrılamaz. Oluş, varlığın gerçekleşmesidir; olacak olan varlıktır. Devam olamadan değişme olmaz; süreklilik olmadan, süreksizlik düşünülemez. İmkan olmadan gerçek olmaz; zamansız varlık olamaz. Bu söylediklerimiz insani varlık içinde doğrudur. Çünkü orada kriz en keskin şeklini almıştır. Dyade (ikilem), kişi olmuştur. Varlık, bilinç krizi haline gelmiştir. İnsanın alemde varoluşu, ben ve dünyanın aynı zamanda ve kriz çözüldükçe her iki ritmi ile insanın hürlüğünü kazanışı bundandır (Ülken 1968, 227). Bu kriz ve krizin çözülmesi halinde insan bir bütün olarak görülmelidir. Bu bütün eskiden beri yapay olarak ruh ve beden diye ayrılmıştır. Halbuki ne kriz halinde bulanık varlıkta, ne de onun iki yöne açılışında, yani gerileme ve genişleme ritminde ruh ve beden ayrılığı vardır. İnsan duyu temelli bir faaliyet merkezi olarak, hem ruh fiilleri, hem de beden olarak işler. Bir yandan duyumlar, hareketler, reflekslerle başlayan ruh, öte yandan kaslar ve sindirim işlemleri de beden fiilleri olarak görülürler (Ülken 1968, 227). Bütün

bunlar oluşun insan çerçevesinde gerçekleşen hallerdir. Bu süreç çerçevesinde, bilinç, dış bilinç, eylemler, arzular, gerçekleşirler. Burada Ülken’in varlık hakkındaki düşünceleri çok kısa olarak derlenmiştir. Ülken, Aristoteles temelli varlık ve oluş anlayışını, 19. ve 20 yüzyılların yeni açıklama modelleri çerçevesinde, dikotomi (karşıtlık), kriz ve ritim bağlamlarında açıklayarak, insanın varlık dünyasında nasıl bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır.

Kaynak: TÜRKİYE’DE FELSEFENİN GELİŞİMİ II, s. 7-13, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2457 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1429

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...