Felsefe.Gen.TR

Oryantalizm Nedir?

Oryantalizm Nedir?

Oryantalizm estetik, bilimsel, ekonomik, sosyolojik, tarihî ve filolojik metinler aracılığıyla “aktarılmaya” çalışılan bir cins jeo-ekonomik görüşler bütünüdür. Oryantalizm coğrafi bir ayrım değil -dünya Doğu ve Batı olmak üzere eşit olmayan iki bölüme ayrılmıştır- bir seri ‘çıkarlar’ toplamıdır. Bu çıkarlar sadece yaratılmış olanlar değildir. Aynı zamanda bilimsel keşifler, filolojik çalışmalar, psikolojik analizler, manzara tarifleri ve sosyolojik çalışmalarla ayakta tutulmaya çalışılan müesseselerdir. Oryantalizm bilhassa brüt politik iktidarla ilişkili gibi görünmeyen bir hitap şekli fakat çeşitli iktidarların kuvvet farklarından doğan ve varlığını öylece sürdüren dengesiz bir alışveriş düzenidir.

Edward Said, “Oryantalizm” adlı eserinde; Batılıların Doğu’yu ele alırken kendi görüşlerinden ve varsayımlarından hareket ettiklerini, hayallerini konuşturduklarını ve Batının çıkarlarına uygun, uydurma bir Doğu manzarası çizdiklerini belirtmektedir. Batılı bilinç, öteki olarak Doğu’ya bakarken aslında tersinden kendisine bakmakta, bilinçli ya da bilinçsiz kendisini ifade etmektedir.

Batı’nın Doğu hakkındaki muhayyilesi olarak tanımlayabileceğimiz Oryantalizm, sanattan bilime, edebiyattan siyasete kadar Batılı zihin dünyasının her noktasında karşılaşabileceğimiz bir alandır.

ORYANTALİZM NEDİR?

Batı’nın Doğu hakkındaki imajları ya da Doğu’ya ilişkin kolektif Batılı muhayyile olarak kısaca tabir edilebilen Oryantalizmin (Şarkiyatçılık) sözlük anlamı Doğu bilimidir. Kökeni güneşin doğuşunu ifade eden Latince oriens kelimesine dayanan ve coğrafi manada Doğuyu göstermekte kullanılan Oryantalizm, Doğu hakkında bilgi edinme peşinde olmak demektir. Bu kelime başlangıçta Doğu insanlarının, dinlerinin, dillerinin ve tarihlerinin incelenmesi anlamında kullanılmıştır. O zamandan beri oryantalizm, Batılıların İslam dünyası karşısındaki tavırlarını belirten genel bir terim olarak benimsenmiştir (Germaner, İnankur, 1989: 9).

Edward Said için oryantalizm, coğrafi bir ayrım değil, bir seri ‘çıkarlar’ toplamıdır.

Edward Said için oryantalizm, coğrafi bir ayrım değil, bir seri ‘çıkarlar’ toplamıdır.

Doğru bir tarih yazımının olmadığı, yazılanların da iktidarın gücüyle oluşturulduğu ve ortaya atılan hakim bilginin de aynı güç ilişkisiyle yazıldığı tezinden yola çıkarak Oryantalizme ilişkin ilk ve en ciddi eleştirileri gündeme getirmiş olan Edward Said Oryatanlizm’in tanımını şu şekilde yapmaktadır:

Oryantalizm kültür, bilim ve kurumlar tarafından sessizce meydana çıkarılmış basit bir tema yahut politik bir alan değildir. Doğu üzerine yazılmış eserlerin yaygın bir koleksiyonu da değildir. Batı’nın Doğu dünyasını ezmeye yönelik hain bir emperyalist komplosu da sayılmaz.. Oryantalizm estetik, bilimsel, ekonomik, sosyolojik, tarihe ait ve filolojik metinler aracılığıyla “aktarılmaya” çalışılan bir cins jeo-ekonomik görüşler bütünüdür. Oryantalizm coğrafi bir ayrım değil bir seri “çıkarlar” toplamıdır. Bu sistem açıkça ayrı bir dünyanın yönlendirilmesi, kullanılması, hatta eritilmesi için gösterilen gayretlerin tamamını kapsar. Oryantalizm bilhassa politik iktidarla ilişkili gibi görünmeyen fakat çeşitli iktidarların kuvvet farklarından doğan ve varlığını böylece sürdüren dengesiz bir alışveriş düzenidir. Bu alışveriş bir ölçüye kadar sömürge ve imparatorluk idarelerinde olduğu gibi siyasal iktidarla; linguistik, mukayeseli anatomi veya modern politik ilimlerden geçerli ilimler alanında entelektüel iktidarla; din, kurumlar, kıymet hükümleri, ulusal zevk ve edebiyat alanında kültürel iktidarla; “Biz” ve “onlar” esasına dayanan fikirler halkası içinde ahlaki iktidarla sürer gider. Sonuçta Oryantalizm konusunda ileri sürdüğüm tez, onun kültür, politika ve moda modern aydın düşünceler çerçevesinde çok geniş bir alana yayıldığı fakat “bizim” dünyamızla gerçek “Doğu” arasında çok az ilişkili olduğu noktasında toplanmaktadır” (Said, 1998: 26-27).

ORYANTALİZMİN TARİHİ

Bazı araştırmacılar oryantalizmin resmen ortaya çıkışını, 1312’de toplanan Viyana Konsülü’nün çeşitli Batı üniversitelerinde birkaç Arap Dili kürsüsünün kurulmasına dair karar çıkarmasıyla başlatıldığına işaret ediyorlarsa da, oryantalizmin başlangıcı için kesin bir tarih belirlemek zordur. Fakat burada Kilise oryantalizmine işaret ediliyor olması, bu tarihten önce de resmî bir oryantalizmin bulunduğunu göstermektedir.

Oryantalizm çalışmaları, Avrupa’nın Orta Doğu ve Asya’ya yayılma tarihinden soyutlanarak anlaşılamaz. Vasco de Gama tarafından 1498 yılında Ümit Burnu’ndan Asya’ya gidiş yolunun keşfedilmesi, oryantalizmin alanını büyük ölçüde genişletmiştir. (Turner, 2003: 68).

16. yüzyıla gelindiğinde, Doğu ile Batı arasında siyasi ve ekonomik ilişkilerin gelişmesi, Doğuyu gezen seyyah ve misyonerlerin sayısındaki artış Doğu hakkındaki eserlerin de çoğalmasına sebep olmuştur. 17. ve 18. yüzyıl Avrupa düşüncesine hakim olan eğilimler, farklı toplum ve kültürlerin bilinmesi ve araştırılması için yeni ve nispeten olumlu bir zemin oluşturmuştur. Reform, Rönesans, Kopernik Devrimi, coğrafi keşifler gibi yeni bir dünya görüşünün habercisi olan gelişmeler sonucunda Avrupalılar, Avrupa’nın ötesinde de başka dünyaların bulunduğunu bizzat keşfetme imkanına kavuşmuşlardır. Böylece 17. ve 18. yüzyıllarda modern temelleri atılan Oryantalizm çalışmaları, 19. yüzyılda büyük bir patlama yaşar.

Yarım asırlık bir sürede on binlerce kitap, makale, dergi, bildiri ve akademik tezler yazılır, üniversitelerde kürsüler kurulur, dersler verilir. Yapılan bu akademik çalışmalar İslam tarihi ve kültürünün nerdeyse tamamına temas eder niteliktedir. Bin yılı aşkın bir süredir İslam dünyasıyla bir şekilde irtibatlı olan Avrupa, yeni bir keşif ve fetih ruhuyla İslam tarihi ve kültürüne yönelir. Şüphesiz bu ilgi, Avrupa’nın bu dönemlerde yaşadığı büyük değişimle yakından ilişkilidir. 19. yüzyılın sosyal, siyasal, ekonomik ve kolonyal yapısı, Doğu dünyasının bilinmesini bir zorunluluk haline getirmiştir. ‘Bilgi güçtür’ ilkesi burada siyasi/kültürel bir nitelik kazanır. Avrupa sadece Doğu dünyasını sömürgeleştirdiği için değil, aynı zamanda evrensel akıl ve modernite projesini gerçekleştirmek için bilmek, bilgiye dayalı iktidar araçları geliştirmek zorundadır. Ortada artık korkulan, merak edilen ya da nefret edilen Doğu değil, bilinmeyi ve yeniden inşa edilmeyi bekleyen bir dünya vardır. Oryantalizmin kurucu babaları bu inşanın baş aktörleridir (Kalın, 2007: 116-118).

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve “Sosyolojiye Giriş” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Diğer Ders Notları (Ömer YILDIRIM), MEB Felsefe Ders Kitabı; Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Dergisi (The Journal of Social and Cultural Studies) Cilt/Volume: I, Sayı/Issue: 1, Yıl/Year: 2015, ss. 107-127

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...