Felsefe hakkında her şey…

Nietzsche’nin ahlak eleştirisi

31.10.2022
1.523

Nietzsche’nin ahlakı ayrıntılı olarak ele almaya başladığı yapıt, İnsanca, Pek İnsanca adlı yapıtıdır. Çalışma sistemli bir inceleme olmaktan çok aforizmalardan oluşan bir yapı sergiler. Yine de Nietzsche’nin ahlakla ilgili sözleri derlenip aralarında ilişki kurulduğu zaman az çok tutarlı bir kuram ortaya çıkmaktadır. Öncelikle, “ahlak, birincil olarak genelde topluluğu korumanın ve yıkımdan uzak tutmanın aracıdır” denilmektedir. Eğer bu amaç nedeniyle birey üzerinde bir zorlama olacaksa bireyin tutum ve davranışlarını toplumun çıkarlarına uydurmasını sağlamak bakımından olacaktır. Bu zorlamayı geleneğin zorlayıcılığı izler ve toplumun otoriter sesi giderek vicdan adını verdiğimiz biçimi alır. Boyun eğme, hazla ilişkilendirme yoluna gidilerek ikinci bir doğa hâline gelebilir. Ahlaksal terimler eylemlerden çok bunları gerçekleştirenlerin niyetlerine yaygınlaştırılır ve böylece erdem ve erdemli insan kavramları ortaya çıkar. Ciddi bir arılaştırma süreci içinden geçilerek ahlak giderek içselleştirilir. Bu şekilde, İyinin ve Kötünün Ötesinde adlı yapıtında da geniş bir biçimde ele aldığı gibi, bir köle ahlakı ve buna karşıt olarak bir efendi ahlakı ayrımlaştırması ortaya çıkar. Daha yüksek uygarlıkların tümünde de bunların karıştığını ve aynı insanda bu ikisinin öğelerinin bulanabileceğini dile getirir. Yine de bunlar nitelikleri bakımından birbirinden ayrı ele alınmalıdır.

Efendi ahlakında, bir başka deyişle aristokratik ahlakta, iyi ve kötü, soylu ve küçümsenebilire eşdeğer hâle gelir ve bu nitelikler yine eylemlerden çok insanlara uygulanır. Köle ahlakında ölçüt, zayıf­ların ve güçsüzlerin toplumuna yararlı olan şeyler olarak belirlenir. Bu topluma yararlı şeyler, duygudaşlık, iyi kalplilik ve alçak gönüllülük gibi niteliklerdir, bunlar erdemlilik olarak övülürler. Güçlü ve bağımsız bireyler tehlikeli ve kötü olarak görülürler. İşin ilginç tarafı, efendi ahlakının iyi insanı, köle ahlakı bakımından kötü sayılmaya yatkındır. Kısacası köle ahlakı sürü ahlakıdır, ahlaksal değerlendirmeleri de gereksinmelerinin bir anlatımıdır.

Bu bakış açısı Ahlakın Soykütüğü başlıklı kitabında daha sistematik olarak ele alınmıştır. Burada Nietzsche içerleme kavramından yararlanır. Daha yüksek düzeydeki insanın kendi değerlerini yaşamının ve gücünün bolluğundan yarattığı öne sürülmektedir. Buna karşılık zayıf­lar ve güçsüzler, güçlülerden korktukları için sürünün değerlerini mutlak imiş gibi öne sürerek güçlüleri ya da soyluları denetleyip evcilleştirmeye çalışırlar. Kuşkusuz bu içerleme sürü tarafından açıkça kabul edilmez ve birtakım dolambaçlı yollarla ifade edilebilir.

Nietzsche’ye göre ahlak tarihinde görülen şey genelde bu iki ahlaksal tutum ya da bakış açısının çatışmasıdır. Eğer, daha yüksek hiçbir şeye yeteneği olmayan sürü kendi değerlerini kendine saklamakla yetinseydi üst düzeydeki insanın bakış açısıyla bir arada yaşamak olanaklı olabilirdi ama sürü insanı kuşkusuz değerlerini kendine saklamakla yetinmez, bunları evrensel değerler olarak dayatmaya kalkışır. Batı dünyası bunu en azından Hıristiyanlık ile yapmayı başarmıştır. Nietzsche, Hıristiyan ahlakının insanın inceltilmesine anlatımını görür. Aynı içerleme, Nietzsche’ye göre, Hıristiyanlığın türevleri olarak kabul ettiği demokratik ve toplumcu devinimlerde de iş başındadır. Bu yüzden Nietzsche, evrensellik ve mutlaklık iddiası taşıyan bir ahlaksal sistem kavramının yadsınması gerektiğini öne sürer. Çünkü bu tür bir ahlak sistemi ona göre içerlemenin meyvesidir ve aşağıya doğru çeken bir yaşam tarzını, bir başka deyişle yozlaşmayı temsil eder. Bu nedenle ayrı ahlak tipleri arasında bir rütbe derecelendirmesi kavramı olmalıdır. Bu durumda sürü isterse kendi değerlerini taşıyabilir ama bunları daha yüksek insan tipine dayatma hakkına sahip değildir. Aslında sürüden beklenen şimdiki durumunu aşabilmesini sağlayan değerlerini yaratmasıdır. Bu yüzden Nietzsche, iyinin ve kötünün ötesinde durmaktan söz ettiğinde, herkesi ortak bir düzleme indirgeyen, sıradanlığı destekleyen ve daha yüksek insan tipinin gelişmesini önleyen sürü ahlakının üzerine yükselmek gerektiğini anlatmaya çalışmaktadır. Ona göre bunu herkes başaramaz: iyinin ve kötünün ötesine güvenle geçebilen sadece daha yüksek insan tipidir. Bu durum hem yükselen bir yaşamın anlatımı olacak hem de hem de insanın üstüninsan olma yönünde kendini aşabilmesini sağlayacak değerleri yaratabilmek için bunu yapar. Bu yeni değerlerin içeriği konusunda Nietzsche, pek aydınlatıcı değildir. Çünkü yeniden değerlendirildiği ileri sürülen bazıları eski erdemlere büyük ölçüde benzer olarak görülmektedir. Aslında bilinen değerler değişik güdülere, tutumlara dayandırılarak açıklanınca değişik kılınmış olmaktadırlar. Nietzsche’nin burada yapmak istediği, insan doğasının tüm yanlarının olanaklı en yüksek bütünlüğünü sağlamaktır. Ona göre, Hıristiyanlık bedeni, dürtüyü, içgüdüyü, tutkuyu, zihnin özgür ve dizginlenmemiş çalışmasını ve estetik değerleri değersizleştirmiştir. Ama insan kişiliğinin çatışan dürtülerin ve dizginlenmemiş tutkuların bir yığınına dağılması çağrısında bulunmadığı da bir gerçektir. Buradaki sorun gücün bir anlatımı olarak bütünleşme sorunudur. Şimdiye dek zayıf­lık bilincine dayalı korku güdüsüyle güç parçalanmış ya da güçten tümüyle vazgeçilmiştir.

Kaynak: MODERN FELSEFE, s. 129-131, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2409 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1397

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...