Felsefe hakkında her şey…

Metafiziksel kozmoloji

Lafzi anlamıyla “evren bilim” anlamına gelen kozmoloji, elbette günümüzde fizik biliminin bir parçası haline gelmiş olan bilimsel kozmolojiden farklılık gösterir. Felsefi ya da metafiziksel kozmoloji, ondan bilimsel deney ya da araştırmalardan ziyade, rasyonel bir analize dayanmak bakımından farklılaşır. Söz konusu metafiziksel kozmolojinin en önemli sorunu, evrenin maddi bileşenleriyle ondaki düzen olgusuna bir açıklama getirmek, evrende bir amaçlılık bulunup bulunmadığı konusunda nihai bir karara varmaktır.

Burada da metafiziğin pek çok konusu veya alanında olduğu üzere, bir karşıtlık gündeme gelir. Söz konusu olan karşıtlık, teleoloji ile mekanizm arasındaki karşıtlıktır. Lafzen “amaçlara ilişkin araştırma türü” diye karşılayabileceğimiz teleolojinin temelinde ereksel nedensellik düşüncesi ve dolayısıyla, doğayı bir organizma ya da canlı bir gerçeklik olarak ele alma düşüncesi bulunur. Oysa mekanizmin temelinde fail nedensellik olup o, dünyayı bir makine olarak ele alır. Gerçekten de bir amaca göre açıklama diyebileceğimiz teleoloji anlayışının kaynağında, açıklamadan “en iyi ilkesine göre açıklama”yı anlayan Platon, ama esas olarak Aristoteles bulunur. Aristoteles fail nedenselliği, yani bir olayın ya da sonucun vücut bulmasına yol açan etken nedeni hiç küçümsemedi. Fakat amaçlı bir dünya görüşüne bağlandığı, yani dünyada olup biten hiçbir şeyin boşuna olmayıp bir amaca uygun olarak gerçekleştiğine inandığı için, ereksel nedenselliği temele almıştı. Bu yüzden, evrene ilişkin metafiziksel açıklama söz konusu olduğunda, o, inorganik maddeleri dahi ereksel nedenlerle, yani yönelmiş oldukları amaçlarla açıklamaya kalkışmıştı. Onun evren anlayışına göre, söz gelimi varlığı oluşturan dört ana öğeden -toprak, su, hava ve ateşten- her birinin kendi “doğaları”na uygun yerleri vardı ve bunlar, ancak o yerlere ulaştıklarında sükunete ermiş oluyorlardı. Toprak ve su ağır elementlerdi; bu ikisi ancak evrenin merkezinde bulunduklarında hareketsizliğe ulaşıyorlardı. Oysa hava ile ateş hafif­ti ve yükselme eğilimi sergiliyordu.

Aristoteles, teleolojik açıklamasını bitkiler dünyasına geçtiğinde çok daha belirgin hale getirmişti. Örneğin bir tohum ele alındığında, onun büyüme ve gelişmesinin nedeninin, bu değişmenin ortaya çıkmasının araçları ve koşullarını meydana getiren fiziki ve kimyasal etkiler, yani tohumun ekilmesi ve yağmur olduğu söylenebilir. İşte tohumun dışındaki bu koşullar bütününe “fail neden” adını veren Aristoteles, tohumun sergilediği büyüme ve gelişmenin nedeninin bir başka anlamda kendi dışında olmadığını öne sürmüştü. Bu neden, onun bizzat kendi özelliğinden, bir kavak ağacı değil de meşe ağacının tohumu olması olmasından başka bir şey değildi. Söz konusu tohumun büyüme ve gelişmesini açıklayan, onun yerine getirme gücüne sahip olduğu özel işlevi gerçekleştirmesini mümkün kılan “form”dur; tohumun ileride erişeceği “eksiksizce gelişmiş meşe ağacı” olma özelliğidir. Aristoteles, işte bu formu, gelişme işleminin gerçekleştirdiği bu özel karakteri, onun “ereksel” nedeni olarak adlandırdı. Tohumun büyüme ve gelişmesinin ereksel nedeni, meşe ağacı olmadır. Söz konusu nedenin bu şekilde ereksel neden olarak adlandırılmasının sebebi, onun, bu sürecin daha önceki aşamalarını en son aşamanın meydana getirilmesinin birer aracı olarak açıklamasıdır. Tohumun büyümesini meydana getiren şeyin ne olduğunu sormak, fail nedenin ne olduğunu sormak demektir. Tohumun ne tür bir şey olarak büyüdüğünü, ne olmaya doğru yöneldiğini sormak ise ereksel nedenin ne olduğunu sormaktır. Fail neden söz konusu tohum üzerine etkide bulunan dış kuvvetlere, ereksel neden ise bu tohumun alacağı varlık türüne işaret eder.

Kolaylıkla görüleceği üzere, teleojik anlayışta, evrendeki bütün varlıklar bileşik varlıklar olarak bir madde ile bir formdan meydana gelirler. Varlıktaki amaçlılığı sağlayan şey de var olanların söz konusu form boyutudur. Onun bu öğretisine hilomorfizm, yani canlı maddecilik adı verilir. Maddenin var olduğu yerde formun, formun var olduğu yerde de maddenin olacağını öne süren hilomorfizm, maddenin formdan, formun da maddeden ayrılmaz olduğunu savunur ve yönlendirici, düzenleyici, harekete geçirici ve şekil verici ilke olarak formun, maddeye ve evrene yapı kazandırdığını belirtir.

Sadece hilomorfizm değil amaçlı açıklama tarzı da modern felsefeye geçişle birlikte ortadan kalkar. Gerçekten de başta Bacon, Galileo ve Newton olmak üzere, modern bilim adamı ve filozof­lar bu türden teleolojik açıklamaların, bütünüyle spekülatif olmaları nedeniyle kabul edilemez olduklarını öne sürmüşlerdi. Onlar, dolayısıyla bir yandan dünyanın nihai bileşenleri olarak parçacıklar ya da atomların varoluşunu öne sürerken teleolojik açıklamanın yerine mekanizmi geçirdiler. Bununla birlikte bir açıklama paradigması ya da yaklaşımı olarak mekanizmin Descartes ve Hobbes tarafından geliştirildiği söylenebilir. Bu yaklaşım ya da açıklama paradigması Newton mekaniği tarafından desteklenir. Mekanizm bütün fenomenlerin, bir amaca, manevi güce, zihin ya da akla başvurmaksızın, mekanik sistemleri açıklayan ilkelerle açıklanabileceğini savunur. O, evrenin veya doğanın kendisinin bir makine olarak anlaşılması gerektiğini söyler. Mekanizme göre sadece cansız varlıklar değil, hayvanlar da birer makine olmak durumundadır. Dahası, zihinsel fenomenler küçük parçacıkların hayli karmaşık düzenlenişlerinden başka hiçbir şey değildir. Bütün nitelik farklılıklarını nicelik farklılıklarına indirgeyen mekanizm, dünyanın organik bir birlik değil de salt parçacıklar arasındaki ilişkilerden meydana gelen bir makine olduğunu, söz konusu ilişkilerin de dışsal ilişkilerden meydana geldiğini ileri sürer.

Demek ki maddi dünyayı açıklamak açısından mekanizmin her bakımdan fazlasıyla yeterli olduğunu ortaya koyan bu yaklaşımın bir adım daha ötesi, Descartes ve izleyicilerinin doğal fenomenlere ilişkin mekanik açıklamanın kapsamını biyolojik sistemleri de kapsayacak şekilde sınırsızca genişletmeleri olmuştur. Gerçekten de Descartes, insan bedenleriyle hayvanların, insan tarafından imal edilmiş makinelerden sadece karmaşıklık derecesi bakımından farklılık gösteren otomatlar olduğunu öne sürmekteydi. Descartes’tan sonraki üç yüzyıllık bilim ve felsefe tarihinin, bir anlamda Kartezyen mekanizmin biyolojiye kadar genişletilmesi teşebbüsüne, maddenin hareketi, algıyı, gelişmeyi ve dolayısıyla, hayatı açıklayamayacağının öne sürülmesi yoluyla karşı çıkış yönündeki çabalardan meydana geldiği söylenebilir.

Kaynak: FELSEFE, s. 70-73, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2487 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1458

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...