Felsefe hakkında her şey…

Marks’ın insan ve toplum anlayışı

03.11.2022
601

Marx ve Engels’in tarih tasarımları onların diyalektik materyalizm olarak bilinen felsefe anlayışlarında temelini bulur. Marx’ın tarih kuramında tarih, zorunlu yasalara göre ilerleyen ve gelişen bir süreç olarak ele alınır. Bu zorunlu ilerleme de Hegel felsefesinde olduğu gibi diyalektik olarak aşama aşama gelişen bir süreçtir. Karl Marx (1818-1883) ve Friedrich Engels (1820-1895), Hegel’in diyalektik mantığını doğa ve tarih sürecine uygulamışlardır. Marx geniş ölçüde Hegel’in düşüncesinden etkilenmiştir. Marx’a göre Hegel’in diyalektiği baş aşağı durmaktadır oysa kendisi onu ayakları üzerinde doğrultmuştur. Marx’ın bununla anlatmak istediği Hegel’in tarihi ideden hareketle belirlediği oysa kendisinin maddi üretim ilişkilerinden hareketle bunu yaptığıdır. Marx idenin maddi üretim ilişkilerini belirlediğini değil, tersine maddi üretim ilişkilerinin ideyi belirlediğini düşünür.

Marx’a göre Hegel’in diyalektiği baş aşağı durmaktadır. Oysa kendisinin ideyle gerçeklik arasındaki ilişkiyi tersine çevirdiğini ileri sürer.

Marx Hegel’in “diyalektik devinim” anlayışını, yine Hegel tarafından yapıldığı gibi tarihin gidişine uygulamıştır. Marx bireylerin yaşamlarını ortaya koyuş biçiminin bu bireylerin ne olduklarını yansıttığını düşünür. Bireylerin ne olduğu üretimleriyle, ne ürettikleriyle olduğu kadar, nasıl ürettikleriyle de ilgilidir (Marx 1999a: 39). Bu yüzden, Marx’a göre insan bireylerinin ilk tarihsel eylemi, insanları hayvanlardan ayıran ilk eylem, insanların düşünmeleri değil, kendi geçim araçlarını üretmeye başlamalarıdır (Marx 1999a: 39). Bu bağlamda Marx materyalizmin bütün önceki biçimlerinin başta gelen kusurunun şeyleri, gerçekliği, duyusallığı duyusal insan etkinliği, praxis olarak değil de nesne biçiminde kavramasıdır der (Marx 1998: 569). Böylece önceki materyalist öğreti insanı yalnızca içinde bulunduğu koşulların ürünü sayarken koşulları değiştirenlerin de insanlar olduğunu unutur. Marx’a göre koşulların değişmesiyle insan etkinliğinin değişmesinin çakışması yalnızca “devrimci praxis olarak kavranabilir ve ussal bir şekilde anlaşılabilir” (Marx 1998: 570). Marx’a göre insan öyle bir varlıktır ki içinde yaşadığı koşulları da değiştirebilir.

Marx bugüne kadar felsefe hep dünyayı yorumlamıştır oysa asıl yapılması gereken onu değiştirmektir der ve insanın pratik etkinliğine önem verir.

Marx’a göre bütün insan tarihinin ilk öncülü “yaşayan insan teklerinin varoluşudur” (Marx 1998: 36). Marx kendi hareket noktasının keyfi öncüller ve dogmalar değil, “kendilerinden soyutlamanın ancak imgelemde yapılabildiği gerçek öncüller” olduğunu söyler (Marx 2004a: 112). Başka bir deyişle gerçek bireylerden, bu bireylerin gerçek etkinliklerinden ve bu etkinlikleriyle yarattıkları ve içinde yaşadıkları maddi koşullardan yola çıkmak gerektiğinden söz eder. Doğal üretim ilişkileri insanı tanımlamak için kullanılacak tek olgudur ve bu olgudan hareketle tarih de açıklanmalıdır. Marx burada doğal üretim ilişkileri derken ne kastettiğini de ortaya koyar. İnsanın emeğini kullanarak bir şeyler üretmesi tamamen doğal bir etkinliktir. Doğa insan emeğinin üzerinde gerçekleştiği malzemeyi sağladığı gibi, bu gerçekleşmenin araçalarını da sağlar, yani Marx’a göre insan “doğadan ve doğa yoluyla üretir” (Marx 2003: 76). Marx ile Engels, böylece doğayı, yani maddi dünyayı insan varoluşunun ön koşulu olarak görerek geçim araçlarının üretimini de insan yaşamını ve giderek insan toplumunu belirleyen ön koşul olarak görmüşlerdir dolayısıyla “materyalist ya da gerçekçi bir ontolojiden” yola koyulmuşlardır (Foster 2001: 162).

Marx ile Engels sürekli olarak gerçek insan etkinliğinden, insanın maddi üretim etkinliğinden hareket ederek tarihe baktıklarını söylemişlerdir. Böylece tarihe Alman İdeolojisinin idealist bakışının yerine materyalist bir bakışla yaklaşmışlardır.

Dolayısıyla Marx’a göre “her tarih yazımı hep bu doğal temellerden ve bu temellerin tarihin akışı içinde insan eylemiyle değişmesinden (modification) yola çıkmalıdır” (Marx 1998: 37). Çünkü Marx’a göre insan kendi geçim araçlarını üretmesiyle hayvandan ayrılır. Bu Marx’ın insanın özünü onun pratik etkinliği olarak görmesi demeye gelir. İnsanı insan yapan şey, insanın üretici etkinliğidir. İnsanın ne olduğu üretim etkinliğiyle “hem neyle ürettiğiyle hem de nasıl ürettiğiyle” alakalıdır; “bu yüzden” der Marx, insanın ne olduğu “insanın üretiminin maddi koşullarına dayanır” (Marx 1998: 37). Marx’a göre insanın özü, tek tek her bireyin doğasında bulunan bir soyutlama değildir. İnsanın özünü toplumsal ilişkiler bütünü oluşturur (Marx 1999a: 23). Her toplumsal yaşam da özü gereği pratiktir.

Marx’ın felsefe anlayışı da onun insan anlayışını temele alır. Çünkü Marx felsefenin dünyayı değiştirmesi gerektiğini söylediğinde insanın pratik etkinliğiyle içinde yaşadığı koşulları değiştirebilecek bir varlık olmasıdan hareket etmektedir. Marx’ın bu insan tasarımı onun insanı değerli gören insan anlayışına da temel olmuştur ve onun insanı değerli bulan anlayışı yine onun pek çok düşüncesinde bulunabilir. Bu anlamda hümanizm onun felsefesinin tamamına sinmiştir. Bir çok yapıtında insan emeğinin sömürüsüne karşı çıkması bu insan anlayışınından doğmaktadır.

Marx’a göre, Hegel Devletten hareket ederek insanı Devletin bir bireyselleşmesi olarak düşünür. Demokrasi ise insandan hareket eder ve devleti insanın bir nesneleşmesi olarak düşünür. Tıpkı dinin insanı değil, insanın dini yaratması gibi, siyasal ana yapı da halkı yaratmaz, tersine halk siyasal ana yapıyı yaratır (Marx 1997: 47). Aynı şekilde insanın varoluş nedeni yasa değil, yasanın varoluş nedeni insandır; yasa demokraside insanın varoluşudur.

Kaynak: TARİH FELSEFESİ II, s. 53-54, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2888 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1845

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...