Kynikler Okulu (Kelbiler, Kinikler)

Alm. Kyniker, Kynismus, Fr. cynique, cynisme, İng. Cynics, Cynism, Yun. kyon = köpek, kynikos = köpeksi, es. t. Kelbiye

Yaşamın biricik ereğini hiçbir şeye gereksinme duymama ve kendi kendiyle yetinme, kısaca salt özgürlük olarak erdemde bulan Sokratesçi Yunan felsefe okuludur. Kurucusu Antisthenes’tir. Okul Kinosarges’te kurulduğu için Kynikler okulu diye adlandırılmıştır. Başka bir kanıya göre de Kynik adı, kyon = köpek’ten türemiştir. Köpek gibi olmayı dile getirir. Kynikler uygarlık değerlerini hor gördükleri ve yaşama biçimleri her türlü kuralın dışında olduğu için bu adı almışlardır.

Sokrates’in ölümünün hemen ardından öğrencileri bazı okullara ayrılmışlardır. Bu okullardan birisinin, Kuzey Afrika’daki Kyrene kentinde, Aristoppos’un kurduğu Kyrene Okulu olduğuna daha önce değinmiştir. Bu okulun yanında bir de yine Sokratesçi olan Atina’daki Antisthenes’in Okulu bulunmaktadır. Bu okula Kynikler (Kelbiler) Okulu demek alışkanlık olmuştur.

Sokratesçilerin ilgilendikleri başlıca iki konu vardı: Sokrates’in öğrencileri öncelikle mutluluğun ne olduğunu ve nerede bulunduğu bilmek istemişlerdir. Hepsinin gözünde hocaları Sokrates bilge ve mutlu bir insan modelidir. Fakat Sokrates’in kendisinin yaşadığı yaşam biçimiyle ulaştığı bu mutluluğun özelliği nedir? Sokratesçilerin birinci ana sorunu budur işte.

Sokrates gerçek mutluluğa erdem yolundan ulaşmıştır. O halde erdem, bir başka deyişle mutluluk, gerçek bilgiye dayanır. Bu nedenle mutluluk, gerçekten neyin istenmesi ve neyin istenmemesi ya da gerçekten neden korkulması ve neden korkulmaması gerektiğini bilmektir. İşte Sokratesçileri ilgilendiren ikinci konu da bu bilgi sorunudur. Aristippos ve Antisthenes’in okulları bu iki soruyu hemen hemen aynı yönde cevaplandırırlar: Evreni değil de insanı kendisine konu yapan bilginin gerçek bilgi olduğu görüşü, her iki okul tarafından da benimsenmiştir. Her iki okul “kendini bil” varsayımını kendilerine rehber edinmiştir. Her iki okul için de mutluluk, ancak bireyin mutluluğudur. Bir şeye bağlı olmayan, yalnızca kendine dayanan bir insan, gerçek mutluluğa ulaşır. Her iki okula göre de Sokrates, bu ideali kendi kişiliğinde tam anlamıyla gerçekleştirmiştir.

Öteki konularda bu iki okul biri ötekinden farklı düşünür. Örneğin Aristippos mutluluğun, hazzı elde etmek ve elemden kaçmakta bulunduğuna inanır. Ancak bu sorunun kritik bir yanı vardır; haz ve elemin sınırları birbirine çok yakındır. Bir haz belli bir derecede hemen eleme dönüşebilir. O halde sonuçta eleme dönüşmeyen, pişmanlık yaratmayan hazları elde etmeye çalışılmalıdır. Her tutkuyla yaşanmış haz, sonunda eleme dönüşür ve böyle bir haz insanı eninde sonunda tutkuya köle yapar. Bunun içindir ki erdemli bir insanın ulaşmak istediği amaç, akıllıca yaşama becerisidir. Sokrates’in yaşamı, bu ustalıklı yaşam sanatının en canlı örneğidir. Böylece Kyrene Okulu Sokrates’in mutlulukçuluğundan (Eudaimonizm) bir hazcılık (Hedonizm) çıkarmıştır.

Kyrene Okulunun bu hazcılık anlayışı sonradan Epikür tarafından da benimsenmiştir. Dikkat çekici olan şey, Aristippos’un öğrencilerinin, sonuçta hocalarının ulaşmak istediği amaçtan kuşkuya düşmüş olmalarıdır. Nitekim Aristippos’un öğrencileri arasında Hegasias adlı birisi vardır ki ona ölümü bile inandırdığı için, “kandıran (kandırıcı)” ismi takılmıştır. Bu Hegasias’ın hareket noktası şudur: Sonunda eleme dönüşmeyecek hiçbir haz yoktur. Mutlu olmak için elemden kaçın, hazza ulaşmaya çalışın. Fakat bunu sağlamaya olanak yoktur. Çünkü yaşam böyle kurulmuştur. Bunun için yapılması gereken tek şey, gerek hazza ve gerekse eleme karşı, mutlak bir duyarsızlık durumuna geçmeye çalışmaktır.

Son dönem Kynikler, bir çeşit Rousseauculuğu simgelerler. Bunlar, tıpkı Rousseau gibi, doğaya dönmekten yanadırlar. Doğa ile birlikte olmanın iyiliklerinden söz ederler. Kültür ve uygarlığın insanlar üzerindeki kötü etkilerine dikkat çekerler. Rousseau’nun gereğinden çok ince bir uygarlık çocuğu olduğunu biliyoruz. Rousseau XVIII. yüzyıl Fransa’sının aşırı derecede incelmiş kültür ve uygarlığına karşı çıkan bir düşünürdür. Bu aşırı uygarlaşmaya karşı çıkışlar yalnızca Rousseau‘da değil, kültür tarihimizin çeşitli dönemlerdeki düşünürlerinde de görüyoruz. Bu çeşit karşı çıkışlara Rousseauculuk denilirse, bu akımın ilk işaretlerini Kyniklerde buluruz. Bunların ortaya attığı doğallık ve basitlik idealine, Antisthenes’den itibaren hemen tüm İlk Çağ boyunca tanık oluruz. Kynikler aslında gezici vaizlerdir. Çok basit yaşamları vardır. Paspal giysilerle dolaşırlar. Bunlara vaiz dememizin nedeni, filozof olmaktan çok sürekli konuşmalarında dinsel temaları işlemeleridir. Bu vaizlerin sonradan, özellikle Roma İmparatorluğu döneminde, yani Romanın olduğundan daha çok uygarlaştığı bir dönemde yeniden sahneye çıktıklarını görüyoruz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*