Küresel Kültür Nedir?

felsefe Nedir

Dünya ilişkilerinin küreselleşmesi/globalleşmesine bağlı olarak kültürler arasındaki geçişliliğin artması sonucunda gelişen yeni bir kültür biçimi. Küreselleşme sürecinin en önemli sonuçlarından biri olan küresel kültür, yerel ilişkileri, yerel kültürleri, otantik alanları küresel ölçeğe taşıyarak yeni bir kültür yorumunun oluşmasına yol açmaktadır.

Bilindiği gibi küreselleşme, özellikle yirminci yüzyıldaki gelişmelere bağlı olarak toplumsal, siyasi, iktisadi ve kültürel gelişmeleri ve dönüşümleri ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Bir süreç olarak ele alınan küreselleşmenin daha önceki yüzyıllarda da var olduğu söylenmekle birlikte esas itibariyle yirminci yüzyılın bir gerçeği olduğu genelde kabul görmektedir.

Bilim, sanayi, teknoloji ve kitle iletişim alanlarındaki hızlı gelişmenin, dünya ilişkilerini yeniden ele aldığı, dönüştürdüğü, yeniden kurguladığı bir düzlemi ifade eden küreselleşme, modernleşme sürecinin yeni bir aşaması olarak da değerlendirilmektedir. Küreselleşmenin tıpkı diğer önemli gelişmeler gibi kendine özgü nedenleri ve sonuçları bulunmaktadır.

Küreselleşme, diğer alanlara etkisinin yanı sıra kültür alanına da etki etmiştir. Dolayısıyla ‘küresel kültür’ olgusunun ortaya çıkmasını, yeni bir kültür biçiminin meydana gelmesine neden olmuştur. Bauman (1999: 8), küreselleşmenin birleştirdiği iddiasına karşın onun aynı zamanda böldüğünü, parçaladığını, zamanı ve mekânı dolayısıyla kültürü yeniden ürettiğini belirler. Marshall (1999: 449), küreselleşme kuramının küresel çaplı bir kültürel sistemin ortaya çıkışını incelediğini, küresel kültürü ortaya çıkaran çok çeşitli toplumsal ve kültürel gelişmeleri ele aldığını ifade eder.

Bu yaklaşıma göre, dünya çapında uydu enformasyon sisteminin varlığı; küresel tüketim ve tüketimcilik kalıplarının ortaya çıkması; kozmopolit yaşam tarzlarının gelişmesi; dünya çapındaki spor dallarının gelişmesi; ulus devletin hâkimiyetinin gerilemesi; küresel bir askeri sistemin ortaya çıkması; küresel siyasal hareketlerin yayılması; küreselcilik bilincinin dünyayı tek bir yer olarak kavraması yeni bir düzenin kurulmasının basamaklarıdır. Küreselleşme bu doğrultuda ‘bir bütün olarak dünyanın somut yapılaşması’ şeklinde, yani dünyanın sürekli yeniden kurulan bir çevre olduğu düşüncesinin küresel düzeyde yayılması diye tarif edilmektedir.

Ardılında çok belirgin bir şekilde iktisadi, siyasi, ideolojik ve kültürel ön kabulleri barındıran ve daha çok Batı’nın bakış açısının bütün bir dünyaya yansıması olarak şekillendirilen küreselleşmenin kültürel boyutları, bir anlamda ‘küresel kültür’ kavramının tartışılmasını gerekli kılmaktadır. Her toplumu ve medeniyeti kuşatan tek bir küresel kültürün olması mümkün değildir. Yerel kültürler, halk kültürleri yahut milli kültürler küresel kültürün egemen olduğu bir toplumsal ve siyasal dizgede yaşamlarını sürdürmektedirler. Kimi zaman küreselleşmeye karşı büyük direnç odakları, direnme yöntemleri olarak devreye girebilmektedirler.

Elbette bu yeni küresel süreç bütün kültürel kalıpları, kültür öbeklerini etkilemektedir. Tüm yerel, milli ve halk kültürleri bu etki sürecinin dışında değildir. Ama gene de bütün bu kültürlerin küresel kültüre teslim olduğu, onun içinde eridiği, anlamını ve kendiliklerini yitirdiğini söylemek pek doğru olmaz. Küreselleşmenin sonuçları ve etkileri bariz bir şekilde bütün kültür öbeklerinde kendini göstermektedir ancak bu bütün kültür öbeklerinin küreselliğin içinde eridiği anlamına gelmez.

Küreselleşme süreci ile birlikte oluşan kültür halesi, kültür-siyaset denkleminin bir göstergesidir. Küreselleşme kendini inşa ederken siyasal bir bakıştan hareket etmiş, kendi inşasının ancak kültür kanalıyla mümkün olacağını görmüştür. Yeni bir kültür anlayışı ile or-taya çıkan küreselleşme, ekonomik ve siyasal bir sürecin adı olmanın yanında bir kültürel dönemece de işaret etmektedir. “Modern kültürün merkezinde küreselleşme, küreselleşme-nin merkezinde de kültürel pratikler yatar” (Tomlinson, 2004: 11).

Küreselleşme eğer bir toplumun/kültürün başka toplumlar/kültürler üzerinde hegemonya kurması şeklinde de algı-lanacaksa, bunun doğrudan kültürel ve dolayısıyla siyasal bir girişim olduğu görülecektir. Küreselleşme süreci ile birlikte kültür, kültürel çalışmalar, kültür okumaları hız kazanmış, farklı kültür adaları ayrıntılı bir şekilde irdelenmiş, dünya kültürü kavramına paralel bir şe-kilde hem kültürel farklar hem de benzerlikler ele alınmıştır. Küreselleşmenin kültüre ilgisi (Robertson, 1999; King, 1998), kültürün siyasal bir eylem alanı oluşunun da bir göstergesi olmuştur.

Küreselleşme, kültür ürünlerinin geniş kitlelere ve bütün dünyaya yayılmasını sağlamaktadır. Kültürü bir endüstri kolu gibi ele alan küreselleşme, belli standart kültür kalıplarını üretip dağıtmaktadır. Bu standart kültür kalıpları içine yeme-içme, eğlenme, gündelik hayat ritüelleri, giyinme, moda gibi alanlar dâhil olmakta ve neredeyse bütün dünyada benzer kültür sunumları gerçekleşmektedir. Belli başlı markalar gerçekliği ve sembolik yönleriyle bütün toplumlarda ön plana çıkmaktadır. Küreselleşme kültürlerin standartlaşmasını ve belli bir tarz içinde toplanmasını doğurmaktadır. Kot pantolon, fastfood, hamburger, cola, tşört, spor ayakkabı, popüler müzik, çok satan kitaplar gibi belli ürünlerin hemen her yerde tüketildiği görülmektedir.

Küresel kültürün en önemli avantajı, gelişmiş kitle iletişim araçlarını ve bilgi teknolojilerini kullanarak dünyanın her yanına ulaşması, adeta dünyayı ‘küçük köy’ hâline getirmesidir. Böyle bir durumda küreselleşme aktörlerinin kültürel beğenilerinin ve tercihlerinin bütün dünya kültürünü etkilemesi ve belirlemesi sonucu doğmaktadır. Yeni kimlikler, yeni değerler, yeni kültürel yaşantılar hızlı bir şekilde bütün dünyaya yayılmaktadır. Tüketim kültürü, kültürel beğeniler, üsluplar, söylemler yerel ve milli kültürleri zorlamaktadır.

Küresel kültürün yaygınlığı, küresel dizgeye karşı çıkan direnme odaklarını, direniş alanlarını, yerel kültürlerin önemsenmesini, milli kültürlerin tutum alışlarını bütünüyle ortadan kaldıramamaktadır. Kimi zaman küresel kültüre eklemlenen, küresel kültür siyasetinin içerdiği bu odaklar, farklı ve alternatif olma potansiyeline sahiptir. Bu potansiyelin nasıl ele alındığı başka bir sorundur elbette. Yerellikler, direniş alanları, milli kültürler küresel kültür tarafından emilebildiği gibi, küresel kültürü geriletebilmektedirler.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*