Akıl ve Doğa Ayrımının Hegelci Versiyonu

felsefe Nedir

Hegel’in felsefe sistemi üç ana bölümden oluşur; Mantık Bilimi, Doğa Felsefesi ve Tin Felsefesi.

Toplumsal bir gerçeklik olarak siyaset, Tin Felsefesi’nin içeriğini oluşturur. Tin Felsefesi’nin ikinci bölümü Nesnel Tin’dir. Nesnel Tin insanın akılsal iradesiyle oluşturduğu tüm nesnel var oluş düzlemidir. İnsan iradesiyle oluşturulan nesnel gerçeklik, doğadan farklı olarak kültürü ve toplumu oluşturur. İnsanın kültürel zenginliği ve ona dayalı toplumsal gerçeklik, siyasetin de zeminidir.

Mantık Bilimi doğanın ve insanın, bilinçsiz ve bilinçli varlık düzleminin düşünülmesi ve kavranması için zorunlu olan kategorileri ele alır. Bu anlamda Mantık Bilimi’nin kategorileri evrensel ve zorunlu bir karakter taşır. Varlık, hiçlik, birlik, çokluk, nitelik, nicelik, öz, görünüş, evrensel, tikel ve tekil gibi kategoriler ya da kavramlar, evrende var olan herhangi bir belirlenimin düşünülmesi için zorunludurlar.

Hegelci sistematik açısından bir şeyin var olması, yani evrensel varlık düzleminin bir belirlenimi olabilmesi için, düşünülebilir olması gerekir. Düşünülebilir olmak burada geniş zamana ilişkin bir saptamadır ve bireysel öznellikle sınırlı bir belirlenim değildir. Düşünülebilir olmak, düşüncenin içeriği olmak, belli bir mantık ve akılsallığa iye olmaktır.

Hegel’in varlık ve düşünceyi, reel ve ideal olanı özdeşleştirmesi, indirgeyici değil somut ayrımlara dayalı bir özdeşliktir. Hegelci idealizmde bu bağlamda Platoncu idealizmden farklı olarak, ideal olan, yani akılsal, mantıksal ve evrensel olan, reel olanın, yani duyulur, maddi ve bireysel olanın ötesinde aşkın bir gerçeklik oluşturmaz. İdeal ve maddi gerçeklik, akılsal ve duyulur gerçeklik, evrensel ve bireysel belirlenimler arasında diyalektik bir ilişki vardır. Bu karşıtlıklar arasındaki ilişki birbirini dışlayan değil zorunlu olarak gerektiren bir ayrımdır.

Doğadaki belirlenimler, akla ve mantığa uygun şekilde var olur. Doğa bilinçsiz akılsallık alanıdır. Doğa akla ve mantığa uygundur, ama bilinçsizdir. Doğayı, bilinçsiz maddi gerçekliği, düşünmenin içeriği kılarak bilinçli bir aklın ve mantığın konusu kılan, insanın kendisidir. Hegel için insan yalnızca ruh (Seele) değil tin (Geist) sahibi bir varlıktır.

Ruh bedenle daha dolayımlıdır ve bu anlamda bireysel öznelliğin tikel ve olumsal deneyimlerine işaret eder. Hegel’e göre insan ruhuyla (Seele) doğanın, dış dünyanın bir uzantısı gibi yaşar. Ruh doğadan tine geçiş noktasıdır. Tin ile birlikte ruhsal süreçler bağlamında eksik kalan bilinçli akılsal düşünüş süreci, soyutlamalarla gerçekliği ve kendini kavrama ve tanımlama çabası gelişmeye başlar. İnsanın dış dünyaya biçim vermesi, doğadan kültüre geçiş çabası, tinsel, yani bilinçli ve akılsal bir varlık olmasıyla ilgilidir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*