Kavram Nedir? Kavram Türleri, Kavram Çeşitleri Nelerdir?

Kavram, bir nesnenin zihindeki tasarımıdır. Bu bir yönüyle nesneye, diğer yönüyle anlama ifade eder. Kavramın dildeki karşılığına terim denir. Kavramlar yoluyla düşünür, düşündüğümüzü dil yoluyla aktarırız.

Kavram, hayalden farklıdır. Hayal bir objenin belli bir anının tasarımıdır ve özeldir. Oysa kavram, aynı türdeki nesnelerin ya da varlıkların ortak tasarımlarıyla oluşur. Bu nedenle özel değil, geneldir.

Kavramların çeşitleri terimlerin çeşitlerini de belirtir. Bu çeşitleme de içeriklere göre yapılır.

KAVRAM NEDİR?

Kavram, nesnel gerçekliğin insan beyninde yansıma biçimidir. Bundan ötürüdür ki her kavram doğrudan ya da dolaylı olarak nesnel gerçekliği içerir.

Bu, örneğin ağaç gibi nesne kavramları için böyle olduğu gibi özgürlük gibi düşünce kavramları için de böyledir. Zümrüdü anka kuşu gibi tümüyle hayal ürünü olan kavramlar bile nesnel gerçeklikten yansımıştır. Ne var ki böyle kavramlar nesnel gerçekliğe döndürülemezler; eş deyişle denenemez, doğrulanamazlar. Bunlar bilim dışı kavramlardır. Demek ki kavramları bilimsel ve bilim dışı kavramlar olmak üzere de ayırmak gerekir.

Günlük yaşantımızda bir takım kavram ve terimler kullanırız. Ancak çoğu zaman bunlardan hangisinin kavram, hangisinin terim olduğu hakkında bir bilgiye sahip değiliz. Herhangi bir insanın kafasından “para”yı geçirmesi ile “para” kelimesini kullanması arasında ne fark vardır? Bu soru üzerine düşünmeniz size kavram ve terim hakkında bir fikir verecektir.

Kavram, nesnelerin insan beynindeki yansıma biçimi, herhangi bir nesnenin zihindeki tasarımıdır. Doğrudan ya da dolaylı, her kavram nesnel bir gerçekliğe denk gelir. Burada önemli olan nokta, kavramı imgeden (hayal) ayırt etmektir. Kavramın imgeden farkı, bir nesneye ilişkin özel nitelikler değil genel nitelikler taşımasıdır. Örneğin, çocukken evde beslediğimiz tavşan’ düşünmemiz, onu rengiyle, duruşuyla, görünüşüyle zihnimizde canlandırmamız bir imgedir. Ama “tavşan” kavramı geneldir ve içine tüm tavşanlar girer.

Zihnimiz tek tek olan nesneleri tasarlayabildiği gibi, tek tek olan nesnelerin ortak özelliklerini de tasarlayabilir. Örneğin, tek tek arkadaşlarımızdan yola çıkarak bir “arkadaş” tasarımı yapabiliriz. Bu tür kavramlara genel kavram adı verilir. Eğer, arkadaş kavramından hareketle belli bir arkadaşımızın tasarımını zihnimizde canlandırıyorsak buna da özel (tekil) kavram denir.

Tümel Kavram (Genel Kavram) Nedir?

İfadelerde “bütün, tüm, her, hepsi” ifadeleri geçiyorsa bu kavram ya da terim, tümeldir. Aynı özellikleri taşıyan ya da aynı sınıfa giren varlıkların tümünü belirten terimlere tümel kavram ya da tümel terim denir. Örneğin “ülke, şehir, hayvan” gibi kavramlardır.

Tikel Kavram Nedir?

Tikel, “parça” demektir. İfadelerde “bazı, kimi, kimisi, birkaç” ifadeleri geçiyorsa bu kavram ya da terim, tikeldir.

Tekil Kavram Nedir?

Türkçedeki dilbilgisinden de bilineceği üzere tek bir varlığa işaret ederler. Örneğin “bu, şu, o” gibi ifadeler tek bir varlığa hitap eder. “Ahmet, İzmir, Fransa” gibi kavramlar da tek bir varlığa hitap eder. Doğal olarak tekildir.

Somut Kavram ve Soyut Kavram Nedir?

Duyu organları ile algılanabilen her şey somuttur. Duyularla algılanamayan, sadece somut kavrama atfedilen özelliklerden somutlanarak elde edilen kavramlar soyut kavramlardır. Mesela somut kavramlar nesnel dünyada varlıklara karşılık gelir. Örneğin “insan”, duyu organlarıyla algılanan somut bir kavramdır. Ama insana özgü birtakım niteliklerden ayıklanarak “insanlık” diye ortaya çıkan kavram, somut olarak yoktur.

Bu sınıfta birçok insan var.
Bu sınıfta hiç insan kalmamış.

Kolektif Kavram ve Distribütif Kavram Nedir?

Kolektif kavram, bireyler grubunu ifade eder. Distribütif kavram, bireyler grubunu ifade edip bireyde gerçekleşen kavramlardır. Kolektif zaten birliktelik, bir aradalık anlamlarına gelir. Distribütif ise, distribütörden aklımıza gelebilir. Çünkü distribütör, temsilci anlamındadır. Mesela “x firmasının bölge distribütörü” gibi kullanılır.

Örneğin “meclis” bir bireyler birlikteliği olduğundan kolektiftir. “Milletvekili” ise bu bireyler bütününün tek bir temsilcisi olduğundan distribütiftir. “Ordu” kolektif, “asker”, distribütif kavramdır.

Kavramlar tek tek ele alınışlarına ve birbirleriyle ilişkilerine göre iki grupta incelenebilir.

Tek Tek Ele Alınışlarına Göre Kavramlar Nelerdir?

Aşağıdaki konu başlıklarını takip edebilirsiniz:

A.1. Tekil ve genel kavramlar nelerdir?
A.2. Somut ve soyut kavramlar nelerdir?
A.3. Kolektif ve distribütif kavramlar nelerdir?
A.4. Olumlu ve olumsuz kavramlar nelerdir?

Birbirleriyle İlişkilerine Göre Kavramlar Nelerdir?

Aşağıdaki konu başlıklarını takip edebilirsiniz:

B.1. Özlük ve ilintililik nedir?

KAVRAMIN FELSEFEDEKİ YERİ

Alman düşünürü Immanuel Kant, Salt Usun Eleştirisi adlı yapıtında, Platon’dan söz ederken şöyle der: “Bir düşünürün düşüncelerini konusuyla karşılaştırarak, onu, kendi kendisini anladığından daha iyi anlamak olanaklıdır. Çünkü o kavramını yeteri kadar belirlemediğinden söylemek istediklerinin tam tersini söylemiş, hatta tam tersini düşünmüş olabilir”. Ernst Cassirer de İnsan Üstüne Deneme adlı yapıtında şöyle der: “Felsefe tarihi, bir kavramın tam tanımının, o kavramı ilk kez ileri süren tarafından yapılamadığını gösteriyor. Felsefesel bir kavram, bir sorunun çözümünden çok daha önemli. Bir kavramın gereği gibi tanımlanması, onu ilk kez kullanandan çok sonra yapılabiliyor”. Fransız düşünürü Louis Althuser de 1968 yılında İtalya’da yayımlanan L’Unita gazetesine verdiği bir demeçte şöyle demektedir:

“Felsefesel pratiğin ana görevi tek sözle özetlenebilir. Doğru kavramlarla düzmece kavramları bir çizgiyle ayırmak… Felsefe, kavgasını neden kavramlarla yapar? Bilimsel ve felsefesel uslamlamalarda kavramlar, bilgi ileten araçlardır. Ama siyasal, ideolojik ve felsefesel savaşta kavramlar hem silah, hem de uyuşturucu bir maddedir. Kimi zaman tüm sınıf çatışmaları bir kavramın bir başka kavramla savaşı olarak dile getirilebilir. Belli kavramlar birbirleriyle gerçek düşmanlar gibi savaşırlar. Daha başka kavramlar da yarının bilinmeyen savaşlarını hazırlamaktadırlar. Felsefe, çok soyut konularda bile savaşını kavramlarla sürdürür. Bu savaş, belki de küçük anlayış ayrılıkları üstündedir. Ama her zaman, yalan söyleyen kavramlara karşı doğruyu bildiren kavramlar için yapılır. Lenin, Ne Yapmalı? adlı yapıtında küçük görüş ayrılıkları üstündeki tartışmaları kınayanları uzak görüşlülükten yoksun bulunmakla suçlar, sosyal demokrasinin alınyazısının şimdi küçük görünen bu düşünce ayrılıklarının yıllarca sonra güçlenmelerine bağlı olabileceğine dikkati çeker. Kavramlarla yapılan felsefesel savaş, siyasal savaşın bir parçasıdır. Marksist-Leninist öğreti, sistematik ve kuramsal yapıtını, ancak, hem bilimsel kavramlar hem de yalın sözcükler kullanarak tamamlayabilir”.

Kavram deyimini belli ve dar bir anlamda kullanmak koşuluyla, her yeni felsefenin, her yeni dünya görüşünün yeni bir kavramlar dizgesi olduğu söylenebilir. Gerçekte bilimler kavramlarla, felsefeyse çeşitli bilimlerde kullanılan kavramları daha da genelleyen ulamlarla (kategorilerle, eşdeyişle en genel kavramlarla) çalışır. Örneğin madde (özdek) fizik dilinde, kimya dilinde, yerbilim dilinde, yaşambilim dilinde vb. bir kavram, felsefe dilindeyse bütün bu kavramların tümünü genelleyen en üst düzeyde bir ulamdır. Böyle olmasaydı felsefe, çeşitli bilimlerin sınırları içinde bulunan yasalardan tüm bilimlerde geçerli olan en genel yasalara ulaşamazdı. Her yeni bilimsel buluş için kesinlikle yeni kavramlar geliştirmek ya da eski kavramlara yeni anlamlar katmak zorunluğu, o kavramların kendisinden yansıdığı nesnel gerçekliğin devimselliğinden ve gelişkenliğinden ötürüdür. Yaşam durmadan devinmekte ve gelişmektedir, o yaşamı dilegetirecek kavramların da onunla birlikte ve onunla koşutlu olarak gelişmeleri gerekir. Örneğin Galile fiziği Aristoteles fiziğini aşmak için Aristocu neden kavramının yerine yeni bir neden kavramı, Einstein fiziği Newton fiziğini aşmak için Newtoncu çekim kavramının yerine yeni bir çekim kavramı geliştirmek zorunda kalmıştır. Bunun gibi, felsefe de, yeni ulamların oluşturulduğu kuramsal bir laboratuardır. Bundan başka bir kavramın ya da ulamın ilerisürülmesi, okyanuslarda bilinmeyen bir adanın bulunmasına benzemez. O kavram ya da ulamı Engels’in deyimiyle “bir çözüm olarak değil, bir sorun olarak” ele almak gerekir. Örneğin artık – değer kavramı Marx’ tan önce klasik ekonomicilerce bulunmuştu. Oysa bir sorun olarak değil, bir çözüm olarak ele alındığı için kısır kaldı ve hiç bir işe yaramadı. Marx’sa bir sorun olarak ele aldığı bu kavramdan yola çıkarak varbulunan tüm ekonomik ulamları yeniden inceledi ve kapitalist ekonominin yasalarını keşfedip meydana çıkardı. Bunun gibi oksijen de Lavoisier’den önce Priestley ve Scheele tarafından bulunmuştu, ama eski kimya anlayışını altüst edecek olan bu buluş onların elinde hiç bir işe yaramadı, çünkü ne olduğunu ve ne işe yarayacağını bilmiyorlardı.

Lavoisier’yse oksijeni kullanarak yepyeni bir kimya bilimi kurdu. Klasik idealizme göre bir şeyi bilmek demek, ona bir kavram yükleyebilmek demektir. Örneğin ağacı biliyoruz; çünkü ona “dallıdır, yapraklıdır, gövdelidir, köklüdür, uzundur, yeşildir vb.” gibi birçok kavramlar yükleyebiliyoruz. Ağacı bu kavramlardan soyutlayın, ortada sadece bir “dır” (odur), eşdeyişle “varlık” kavramı kalır; ama hangi nesneyi kendisine yükletilen kavramlarından soyutlasanız hep bu “varlık” kavramını elde edersiniz. Demek ki varlık, eşdeyişle gerçek kavramsal (tümel, evrensel)’dır. Varlığı varlığından da soyutlayın, yokluğu elde edersiniz; demek ki gerçek, varolan değil, varolmayandır, bireysel olan değil, genel ve kavramsal olandır. İdealizmin bu temel savının dayandığı sözde mantıksal gerekçe budur. Hegel, Mantık adlı yapıtının başına şöyle yazmıştır: “Varlık, kendinde olarak, kavram’dır”.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 3. Sınıf “Klasik Mantık” ve “Modern Mantık” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*