Felsefe.Gen.TR

Aşktan Etkilenip Aşkı Etkileyen 8 Filozof

Aşktan Etkilenip Aşkı Etkileyen 8 Filozof

Filozoflar pek aşk hayatlarıyla tanınmazlar; ancak birkaç filozof yine de hüzünlü birer romantik olmayı başardı.

Filozoflar genellikle başarısız aşk hayatları yaşamışlardır; bunların içinden bir kısmı umutsuz romantikler olarak ön plana çıkarken bir kısmı da insanlığa karşı besledikleri ümitsizlikle anılır olmuşlardır.

Şimdi sizlere hem işlerinde hem de özel yaşamlarında aşk üzerine düşünen ve çalışan, aşktan etkilenip aşkı etkileyen 8 filozoftan bahsedeceğiz.

Bertrand Russell

Russell, eş cinsel haklarına destek vermek gibi, günümüzde tartışılan aşk kavramı üzerine analitik fikirler geliştiren bir filozoftu.

Aşk hakkındaki bu çok yönlü görüşlerini, 1929’da yayımlanan “Marriage and Morals” adlı kitabında açıkladı. Kitap büyük yankı getirdi ve geniş çevrelerce bir skandal olarak algılandı. Russell, bu kitaptan sonra kendini işsiz kalmış olarak buldu.

Dört kez evlenen Russell özellikle ilk evliliği sırasında sayısız ilişki yaşadı. Ona göre evlilik mükemmel bir kurumdu; ancak Victoria normlarına bağlı kalmamak şartıyla…

Bertrand Russell, eş cinsel haklarını, özgür aşkı ve yeni düşünce biçimlerini yaşamının sonuna kadar savunmaya devam etti.

“Aşktan korkmak hayattan korkmaktır ve hayattan korkanlar zaten yaşamıyor demektir.”

“Evlilik ve Ahlak”, Bertrand Russell

Bell Hooks

Bell Hooks

Bell Hooks

Amerikalı bir yazar ve feminist bir düşünür olan Hooks, birkaç erkek arkadaşından ayrıldıktan sonra, bu ilişkileri kurtarmaya yardımcı olmak için aşk hakkında onlara verebileceği uygun bir metin olmadığını fark etti. Her iyi yazar gibi, o da yazmaya koyuldu.

All About Love: New Visions”da (2000), modern aşk tanımımızın aşkı, sözcüklerin aşırı kullanımıyla fazla sulandırıldığını savunuyor. Hooks kitabında aşkın bir eylem olduğu fikrinden hareketle, modern aşk kavramımızı geliştirmenin ve onu engelleyen şeyleri ortadan kaldırmanın yollarını anlatıyor. Güç farklılıklarının, erkeklerin ve kadınların aşka nasıl yaklaştıklarının aşkın önündeki özel sorunlar olduğuna dikkat çekiyor.

“Yalnız kalma ya da sevilmeme korkusu, her türden kadının cinsiyetçiliği ve cinsiyetçi baskıyı pasif bir şekilde kabul etmesine neden olmuştu.”

“Ain’t I a Woman?” (1981)

Alfred Jules Ayer

Alfred Jules Ayer, Oxford Üniversitesinde mantık alanında Wykeham Profesörlüğü titrine sahip, mantıksal pozitivizmin temsilcilerinden olan bir filozof.

Ayer, birisi aynı kadınla tekrar olmak üzere dört kere evlendi. Üçüncü eşinin ölümüne çok üzülen Ayer, bu kaybın ardından ikinci eşi Alberta Wells ile yeniden evlendi. Ayer ayrıca birkaç evlilik dışı ilişki yaşadı ve bu ilişkilerden, bilinen bir kız çocuğu oldu.

Bütün bu ilişkilerine rağmen, romantik davranışlarındaki standardını korudu. 77 yaşındayken, bir partide dünyaca ünlü boks şampiyonu Mike Tyson’ın bir kadını taciz ettiğini gördü ve Tyson’ın karşısına dikilerek kadının oradan uzaklaşmasına yardımcı oldu.

“Mantıksal pozitivistler de âşık olur.”

“Profiles by Kenneth Tynan”, 1989

 

Jean-Paul Sartre

Sartre, bir Fransız varoluşçuydu ve Simone de Beauvoir’ın hayat arkadaşıydı.

Modern yaşamları ve Beauvoir’ın sürüklediği ikinci dalga feminizm akımı doğrultusunda, 50 yılı aşkın bir süre boyunca açık bir ilişki yaşadılar. Hiç evlenmemiş olmasına rağmen, Simone’a olan aşkı apaçık ortadaydı ve hayatının sonunda onu bu kadar uzun süredir tanımanın ne kadar harika olduğunu belirtti.

“Birisini sevmeye kalkışmak, önemli bir işe girişmek gibidir, bilirsin. Enerji, kendini veriş, körlük ister. Hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanın gerektiği bir an vardır. Düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan.”

“Bulantı” (1938)

Simone de Beauvoir

Simone de Beauvoir

Simone de Beauvoir

Jean-Paul Sartre’la uzun süreli bir ilişki yaşayan Simone de Beauvoir başlı başına bir romantikti.

Neredeyse Sartre kadar çok iş başardı ve yaptığı şeylerin kabul edilemez olduğu fikrine karşı feminist bir eleştiri getirdi. Bu eleştirileriyle öğrencilerinin kanına girdiği suçlamasıyla öğretmenlik lisansı elinden alındı.

Aşkın, romantizmin ve evliliğin pek çok yönünün kadınları küçük düşürücü olduğunu savunan Beauvoir, yaşamını bu problemlerin üzerine düşünüp yazmaya adadı.

“Annelik içgüdüsüne ve aşka değer vermeyi reddettiğim söylendi. Bu öyle değildi. Ben sadece kadınların bunları doğru ve özgürce deneyimlemelerini istedim. Fakat onları önlerine gelenle yatmaya teşvik etmekle suçlandım; ama hiçbir zaman, kimseye, herhangi bir zamanda herhangi biriyle yatmasını tavsiye etmedim.”

“Koşulların Gücü III. Kitap” (1963)

Sören Kierkegaard

Belki de bu listedeki en trajik romantik, Kierkegaard’dır. Kendisine delice âşık olan Regine Olsen adlı genç bir kadına, delicesine âşık olan bir filozof…

Regine Olsen isimli kendinden on yaş küçük genç bir kızla tanışan filozof, daha sonra hayatını adayacağı bu kızla nişanlandı. Ona kısa sürede derin duygularla bağlandı. Bu nişan çok uzun sürmedi. Nişanlandıktan iki gün sonra Kierkegaard, mümkün olduğunca karşı taraftaki genç kızın duygularını kırmadan ve onu küçük düşürmeden nişanı atmaya karar verdi. Ancak bu sandığı kadar kolay olmadı.

Regine’nin babası nişanı atmaması konusunda ona ricaya bile geldi. Ama Kierkegaard bu kararından dönmedi. Kierkegaard, nişanı attı bunu kendisi istedi üstelik. Ama hayatı boyunca da ondan vazgeçmedi ve nişanına sadık kaldı.

Kierkegaard’ın özel hayatındaki olaylar, onun felsefesini de etkilemiştir. Kierkegaard bir Lüteriyen papazı olmayı planlamış, ama daha papaz okuluna kayıt olmadan, 1840’da Regina Olsen’la nişanlanmıştır. Oysa babasından kalan mirasa rağmen, yazı yazmak, aile geçindirmek için yeterli bir meslek değildir. Bu nedenle Kierkegaard 1841’de nişanı atmış, ama bu olay onun felsefeye doğru hamlesine zemin hazırlamıştır.

Bozulan nişanın ardından mücadele ve münakaşalardan kaçmak için şehri terk etmiş ve Berlin’e taşınarak orada ilk kitabını yazmıştır.

“Evlenirsen, pişman olursun; evlenmezsen, yine pişman olursun; evlen ya da evlenme, pişman olursun; ister evlen, ister evlenme pişman olursun.”

“Ya/Ya da”

Arthur Schopenhauer

Schopenhauer, çileci yaşama olan övgüsüne rağmen, düzgün bir sosyal hayata ve aşk hayatına sahip olmak için elinden gelen her şeyi yapan bir filozof.

İlk ilişki denemelerinde kısmen başarılı olsa da sonrakilerde büyük hayal kırıklıkları yaşadı.

Schopenhauer aşkı insan eylemlerinin temel motivasyon kaynaklarından birisi olarak gördü. “Yaşamsal arzular” üzerine yazdığı şeyler, Freudyen id nosyonlarının temellerini attı.

Aşka karşı bu tutumuna rağmen, yine de bu konuda karamsar olmaktan kurtulamadı. Çoğu insanın kötü hayat arkadaşları seçeceğini, çok fazla çocuğa sahip olacağını ve böylece sefil ve perişan bir hayat süreceğini savundu.

“Bütün cezbedici aşk ilişkilerinin nihai amacı, ister komik ister trajik olsun, insan hayatındaki diğer tüm amaçlardan daha önemlidir.”

Schopenhauer

Nietzsche

Nietzsche

Nietzsche

Friedrich Nietzsche, başarısız aşk hayatı ile öne çıkan filozoflardan birisi.

Aynı kadına, Lou Salome’a, üç kez evlenme teklif eden Nietzsche, bütün tekliflerinde reddedilerek hüsrana uğradı. Lou Salome onu reddettikten sonra romantik aşk arayışlarına son verdi. Ancak daha sonra, evli olan tek önemli filozofun Sokrates olduğuna dikkat çekti. Bunu evliliğin güçlü bir reddi olarak gördü ve aşk hayatını buna göre şekillendirdi.

Nietzsche, yaşamının çoğunda yalnız yaşadı, evliliğin çoğu insan için iyi bir fikir olduğunu düşündü; ancak insanların bu konuda nasıl bir yol izlediklerini sorguladı.

İnsanca, Pek İnsanca” (1878) adlı eserinde, birbirini izleyen evliliklerin erkekler için faydalı olacağını öne sürdü. Kadınlara karşıysa (ürkütücü derecede cinsiyetçi) duruşu, onlar için evliliği ve ev hayatını layık gördüğünü gösteriyordu.

“Mutsuz evliliklerin sebebi aşkın eksikliği değil, arkadaşlığın eksikliğidir.”

“İyinin ve Kötünün Ötesinde”

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer Yıldırım
Kaynak: 10 philosophers with complex views on love 9 Haziran 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi; Scotty Hendricks

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...