Kant’ın Epistemolojik Devrimi

felsefe Nedir

Epistemoloji ya da bilgi felsefesi Kant ile birlikte gerçek anlamda ilk felsefe olmuştur. Bundan böyle Kantçı anlamıyla bir Kopernik Devrimi söz konusudur.

Nasıl ki Kopernik Güneşin Dünyanın etrafında değil, Dünyanın Güneşin etrafında döndüğünü söyleyerek astronomide bir devrime yol açtıysa, Kant da zihnimizin dış dünyaya göre değil, dış dünyanın zihnimize göre biçimlendiğini söyleyerek, bilgi felsefesinde bir devrime yol açmıştır. Kant bu anlayışı, dış dünyadan, yani empirik gerçeklikten hareketle hiçbir zorunlu ve evrensel düşünce ve bilgiye ulaşılamayacağını dile getiren Hume’un radikal empirizmin ve kuşkuculuğuna karşı geliştirmiştir.

Kant’ın kendi sözleriyle Hume onu dogmatik uykularından uyandıran filozoftur. Nasıl ki Descartes yalnızca bilgi ve inanca karşı kuşkucu tavrı değil, aynı zamanda Skolastik Felsefede şekillenen dogmatik metafiziği de aşmaya çalıştıysa, Kant da yalnızca kendisini dogmatik kuşkularından uyandıran Hume’un kuşkuculuğunu değil, aynı zamanda kendisinden önceki felsefede varolduğunu düşündüğü temelsiz dogmatizm ve metafiziği de aşmaya çalışmıştır.

Kant’ın felsefesi üç önemli kitabının başlığından anlaşıldığı üzere (Salt Aklın Eleştirisi, Pratik Aklın Eleştirisi, Yargıgücünün Eleştirisi) bir eleştiri felsefesidir. Salt Aklın Eleştirisi’nde eleştirilen ve bu eleştiri çerçevesinde sınırları çizilip tanımlanan şey, bilginin kendisidir. Fakat Kant’ın neyi bilebiliriz sorusuna verdiği yanıtlara geçmeden önce, onun epistemolojide yaptığı dönüşüme yakından bakalım. Genel olarak İngiliz Empirizminde belirleyici olan şey, rasyonalist ve klasik idealist gelenekte hüküm süren akılsallık ve bu akılsallığa bağlı olarak evrensellik ve zorunluluk vurgusunun epistemolojik açıdan bir başlangıç ve zemin oluşturamayacağı düşüncesiydi.

Rasyonel, yani akılsal düşünce ne insanlığın toplumsal tarihi ve ne de bireysel insanın gelişimi bağlamında yaşam deneyimine zamansal açıdan önsel bir gerçeklik oluşturmaz. Açıktır ki klasik empiristler epistemolojik açıdan ne insanlığın tarihine ve ne de bireyin ruhsal gelişimine odaklanmış bir felsefi ilgiye sahiptirler. Fakat yine açık olan bir şey onların doğuştan ideler fikrine karşı oldukları ve insanın düşünme yetisinin algısal deneyimle başladığı ve ona dayanarak şekillendiği konusunda hemfikir olduklarıdır. Empiristler bu anlamda tüm bilgilerimizi deneyimle başladığı ve bu zemin üzerinde olgunlaştığı konusunda da hemfikirdirler.

Kant da tıpkı empiristler gibi tüm bilgimizin deneyimle başladığını savunur. Fakat Kant’a göre tüm bilgilerimiz deneyimle başlamış ve harekete geçirilmiş olsa bile, bu tümünün deneyimden doğduğu anlamına gelmez, çünkü deneyim yalnızca algı içeriklerini bize vermekle yetinmez. Deneyim aynı zamanda bir süreçtir ve zamana işaret eden bu süreç bizde deneyimden kaynaklanmayan bazı zihinsel form ve kategorileri de harekete geçirir. Algı içerikleriyle harekete geçen ve işlevsellik kazanan bu form ve kategoriler, insanın duyumsama ve düşünme yetisinin deneye önsel, yani a priori yapısına işaret ederler.

Kant Salt Aklın Eleştirisi’nin ‘Transendental Estetik’ bölümünde duyarlılığının a priori formları olan uzay ve zaman formlarını ele alır. Uzay ve zaman doğrudan duyu algımızın içerikleri olmamakla beraber, her türden algı içeriğinin zorunlu ve evrensel formları ya da biçimleri olarak, tüm insan deneyiminin önsel formlarıdır. Salt Aklın Eleştirisi’nin ‘Transendental Analitik’ bölümünde ise Kant anlama yetimizin a priori kategorilerini ele alır. Bu kategoriler nicelik, nitelik, ilişki ve kiplik kategorileri olarak sınıflandırılır ve sayıları on ikidir; birlik, çokluk, bütünlük (nicelik), gerçeklik, olumsuzlama, sınırlama (nitelik), töz, neden, karşılılık (ilişki), olanak, varlık, zorunluluk (kiplik). Parantez içindeki kavramlar üçlü bir şekilde gruplandırılmış kategorilerin bağlı olduğu sınıfı gösterirler. Herhangi bir belirlenimi algılamak için duyarlılığımızın formlarını, düşünmek ve bilmek için de anlama yetimizin kategorilerini kullanmak zorundayız.

Tikel bir deneyim ve yaşantının dolaysızca duyumsanan içeriği olmayan bu form ve kategoriler, duyumsanan içeriklerin algılanması ve düşünülmesi için zorunludurlar. Kısacası Kant için doğrudan duyulur izlenimlere dayandırılamayacak bu form ve kategoriler, tam da bu özellikleriyle epistemolojik bir değer taşırlar. Bu form ve kategoriler doğrudan duyum içerikleri olmadıkları için bu söz konusu içerikleri biçimlendirir ve anlaşılır kılarlar. Kant’ın Hume’un evrensel form ve kategorilerin doğruluk ve gerçekliklerine karşı empirist kuşkuculuğuna verdiği rasyonalist zeminli yanıt böyle ifade edilebilir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*