İlişkisel Çalışma Nedir?

Bu yöntemin amacı değişkenler arası ilişkinin açıklanmasına yardımcı olmak, benzer sonuçları önceden tahmin etmek yani öngörüde bulunmaktır.

İki ya da daha fazla değişken arasında bir ilişki olup olmadığını, varsa ne tür bir ilişki ve ne kadar güçlü bir ilişki olduğunu göstermeye yarayan bir yöntemdir. Korelasyonel yöntem ilgilendiğimiz kavramları deneysel olarak yönlendiremeyeceğimiz durumlarda kullanılır. Örneğin, gelir dağılımındaki eşitsizliğin bir toplumun fertleri arasındaki ilişkileri nasıl etkilediğini araştıran bir psikoloğun gelir dağılımına müdahale etmesi imkânsızdır. Bu nedenle söz konusu yöntem bize sadece iki değişkenin ilişki gücünü bildirir, nedensellik (neden- sonuç) bildirmez.

Değişken deyince bir araştırmada veya deneyde farklı değerler alabilen herhangi bir özellik, davranış, olgu, gözlem ya da durum (yaş, cinsiyet, boy, kilo, eğitim düzeyi gibi) anlaşılır. Örneğin, şişman olmakla neşeli olmak arasında bir bağıntı var mıdır? Okulda alınan üstün notlar zekâ derecesine bağlı mıdır? gibi soruların cevaplandırılmasında korelasyon kullanılır. Bu yöntem istatistiksel bir ifade (korelasyon katsayısı) ile belirlenir. İki değişken arasındaki ilişkinin gücü ve yönünü gösteren istatistiksel değer +1 ile-1 arasında derecelendirilir. Elde edilen değerin -1’e yakın olması, bu değişkenler arasında çok güçlü bir negatif doğrusal ilişki olduğuna,+1’e yakın olması da çok güçlü pozitif doğrusal ilişki olduğuna işaret eder. Değerin O(sıfır) olması, değişkenler arasında hiçbir ilişki olmadığını gösterir.

Korelasyonel ilişki üçe ayrılır:

  • a) Bir değişkendeki artış ya da azalış diğer değişkende de artışa veya azalışa sebep oluyorsa bu iki değişken arasında pozitif (olumlu) korelasyon vardır. 0 ile +1 arasında değer alır. Örneğin, reklam harcamaları ile satış miktarı arasında böyle doğru orantılı bir ilişki vardır. Dürtü kontrolünün artması ile başarının da artması gibi.
  • b) Eğer bir değişken artarken diğeri azalıyor ya da biri azalırken diğeri artıyorsa aralarında negatif (olumsuz) korelasyon vardır. 0 ile -1 arasında değer alır. Örneğin, kilo alımı arttıkça koşulabilen mesafe arasında ters orantılı bir ilişki vardır.
  • c) Değişkenler arasında hiçbir ilişki yoksa nötr korelasyon adını alır. Örneğin, yetenek ile karakter arasında hiçbir ilişki yoktur.

Bilimdeki temel amaç sebep-sonuç ilişkilerini yani nedenselliği keşfetmektir. Nedensellik kavramı bilimde neyi ifade etmektedir? Bilim dallarına göre doğada; (1) Düzenlilik vardır, (2) Olayların kısıtlı sayıda, keşfedilebilir sebepleri vardır. Buna göre, sebepler gerçekleştiğinde, sonucun (psikolojide davranışın) ortaya çıkacağı kabul edilir. Bilimin temelinde yatan bu kabul yani sayıltılar “gerekircilik” olarak bilinir.

Sebep-sonuç veya nedensellik ne tür bir ilişkidir? Bir ilişkiye nedensellik diyebilmemiz için şu üç ölçütün yerine gelmesi gerekir:

• Zamanda birlikte değişme: Bir olayın sebebi (X harfi ile gösterilir) ile sonucu (Y harfi ile gösterilir) zamanda birlikte değişmelidir. Yani, X değişirken Y sabit kalmamalı, belirli bir yönde (artma veya azalma) değişmelidir.

Bu ölçüt gereklidir ama yeterli değildir. Çünkü böyle bir zamandaş değişim, ilişkinin yönü hakkında bir fikir veremez. X, Y’nin sebebi olabileceği gibi, Y de X’in sebebi olabilir. O zaman, ikinci ölçüt işe koşulur.

• Zamanda öncelik: Sebep (X) zamanda daima sonuçtan (Y) önce gelmelidir.

• Karıştırıcı değişkenlerin kontrolü: Sonuç sadece sebepten kaynaklanmalıdır. Sonucun sebebi, bir başka olay olmamalıdır. Bu başka olaylar Z harfi ile gösterilir. Z olayları istenmeyen, karıştırıcı olaylardır. Bu olaylar, araştırma sonuçlarını etkiler. Karıştırıcı olayların bulunduğu böyle araştırmaların bilimsel değeri yoktur.

Psikolojide davranışların sebepleri veya davranış olayları arasındaki ilişkiler nasıl ortaya çıkarılmaktadır? Betimleme amacı nasıl gerçekleştirilmekte, davranışlar nasıl keşfedilip sınıflanmaktadır? Bu amaçlar bilimsel araştırma yaparak yerine getirilmektedir.

İlişkisel (korelatif) çalışmalarda örneğin, hastalık veya kaza nedeniyle beyin kısımları farklı miktarlarda tahrip olmuş kişilerin öğrenme yetenekleri ölçülür. Daha sonra da tahrip miktarı ile davranış arasındaki ilişki incelenir. Bir başka örnekle, farklı zekâ düzeylerinden kişiler bulunup bunların okul başarısı saptanır. Daha sonra da zekâ ile okul başarısı arasındaki ilişki derecesi hesaplanır. Fabrika ortamının az veya çok gürültülü olduğu durumlarda iş randımanı değerlendirilir. İlişkisel yöntemde araştırmacı kendiliğinden değişmekte olan değişkenler arasındaki ilişkiyi inceler. Görüldüğü gibi ilişkisel yöntemde değişkenler deneyci tarafından oluşturulmaz.

İlişkisel yöntem nedenselliğin ölçütlerini ne ölçüde gerçekleştirir? İlişkisel çalışmalar sebep-sonuç ilişkisi gösterebilir mi? Son yıllarda aşırı şişmanlık yani obezite bir sağlık sorunu hâline gelmiştir. Bazı çalışmalar obezitenin kaygı ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu konunun araştırılacağını düşünelim. Bu bir deneysel çalışma olamaz, çünkü obezitenin değişimlenmesi etik açıdan mümkün değildir. Araştırmacımız bu konuyu ilişkisel yöntemle inceleyecektir. Katılımcıların ağırlığını ve bir ölçekle kaygı düzeylerini ölçer. Daha sonra da uygun bir istatistiksel teknik kullanarak iki değişken arasındaki ilişki miktarını ve bunun yönünü hesaplar (Şekil 1.2). Bu araştırma nedenselliğin zamandaş değişim ölçütünü böylece karşılar. Ancak bu, nedensellik için gerekli ama yeterli olmayan bir durumdur. Çünkü bir zamandaş değişim hâlinde üç olası açıklama vardır: Obezite kaygının nedeni olabilir, kaygı obezitenin nedeni olabilir, kaygı ile obezite arasında çift yönlü bir nedensellik ilişkisi olabilir. Görüldüğü gibi ilişkisel çalışmalar nedenselliğin zamanda öncelik ölçütünü karşılayamamaktadır.

İlişkisel çalışmalarda nedenselliğin üçüncü ölçütü de genellikle karşılanamaz. Çünkü araştırmacı değişkenleri kendisi kontrol etmemiş, onları doğada olduğu biçimiyle almış, gerekli ölçmeleri yapmış ve değişkenler arasındaki ilişkiyi hesaplamıştır. Bu gibi bir durumda, karıştırıcı Z değişkenleri genellikle kontrol edilemez. Araştırmamızda araştırıcının ölçmediği ve belki de farkında bile olmadığı Z değişkenlerinin etkisi vardır. Örneğin, bir fizyolojik yatkınlık hem obezite hem de kaygıdan sorumluysa kaygı ve obezite sanki ilişkiliymiş gibi görünür. Bu ikisi arasında ilişki olduğunu söylemek, araştırma hatası yapmak demektir.

İlişkisel yöntem bilimin amaçlarını ne ölçüde gerçekleştirir? İlişkisel çalışmalar incelenen değişkenlerin birbirlerine göre ne miktarda artma ya da azalma gösterdiğini ortaya çıkarır. Bu araştırma yöntemi acaba bilimin amaçlarını (betimleme, açıklama, yordama, kontrol) ne ölçüde gerçekleştirebilmektedir (Tablo 1.1).

Bilimin amaçlarından betimleme, olaylar arasındaki ilişkilerin ortaya çıkarılmasıyla ilgiliydi. İlişkisel çalışmalar betimleme amacını gerçekleştirebilir. Ancak unutulmamalıdır ki bu ilişki, betimleme kapsamında yer alan nedensellik (sebep-sonuç) ilişkisi değildir. Bilimin açıklama ve kontrol amacına hizmet edebilmesi için ilişkinin nedensellik türünden olması beklenir. Bu durumda ilişkisel çalışmalar bilimin açıklama ve kontrol amacına hizmet edemez. İlişkisel çalışmalarda iki değişken arasında yüksek ilişki bulunursa, bir değişkenden diğeri yordanabilir. Bu durumda ilişkisel çalışmalar bilimin yordama amacına hizmet eder.

Örneğin, zekâ ile okul başarısı arasında yüksek bir ilişki bulunduğunda, kişinin zekâ düzeyinden okul başarısını yordamak (elbette bir olasılık değeriyle) mümkündür. Bilimin kontrol amacı, değişkenleri araştırıcının kendisinin değişimlemesini içerir. İlişkisel çalışmalarda böyle bir kontrol yapılmamaktadır. Örneğin zekâ ile okul başarısının ilişkisi r = 0,75 düzeyinde bulunmuş ise, belli bir okul başarısı elde etmek için, zekânın belli bir düzeye getirilmesi tamamen gerçek dışı bir düşünce tarzıdır. (Aksi de, yani zekâyı belli bir düzeye getirmek için okul başarısını belli bir düzeyde tutmak da aynı şekilde gerçek dışıdır.)

Kaynak: MEB HAYAT BOYU ÖĞRENME GENEL MÜDÜRLÜĞÜ YAYINLARI AÇIK ÖĞRETİM OKULLARI, Psikoloji 1 kitabı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*