Gramsci’nin İdeoloji Anlayışı

felsefe Nedir

Wieland Elfiferding ve Eckhard Volker birlikte kaleme aldıkları ve Gramscigil ideoloji kavramını sorguladıkları araştırmalarında, Gramsci’nin kavramı birbiri arasında bağlantı olmayan anlamlarda kullandığını belirtiyorlar.

Yukarıda adı anılan yazarlar, ideoloji kavramının bilimin karşıtı olarak kullandığı gibi yine bilimin bir ideoloji olarak da adlandırıldığını Gramsci’den aktarıyorlar. Ve ekliyorlar: “İdeoloji bir yandan dünya görüşü ve felsefe diye konulurken diğer yandan kültürel hareket, din ve pratik etkinlik olarak adlandırılıyor.” Gramsci’nin ideoloji kavramına bütün bu yüklemleri verdiği doğrudur. Ancak sorun, Gramsci’nin ideoloji kavramının bir tutarlılığa sahip olup olmadığı, kavramın gelişi güzel ya da net bir bilinçle kullanılıp kullanılmadığı sorunudur.

Gramsci, yapıyla sıkı bir bağlılık içinde gördüğü toplumsal güçler arasındaki ilişkinin, insanların iradelerinden bağımsız olduğunu vurgular. O’na göre toplumsal gruplaşmalar, somut, maddi üretim güçlerinin gelişme temelleri üzerinde oluşur. Her toplumsal grubun üretimde belirli bir işlevi vardır. Toplumsal güçler arasındaki ilişki neyse odur, yani bir veri olarak ortadadır. Gramsci’nin örneğiyle işletmelerin sayısı, buralarda çalışanların sayısı, kentlerin nüfusu neyse odur, bunlar insan istencinden bağımsız olarak verilmiştir.

Bir toplumsal şekillenişin değişebilir olup olmadığı ancak toplumsal güçlerin çözümlenmesiyle saptanabilir. Bunların peşi sıra Gramsci, “Toplumun temeli üzerinde, bu temelin gelişmesi sırasında oluşan çelişkiler zemini üzerinde doğan değişik ideolojilerin…” saptamasıyla ideolojilerin kaynağının ne olduğuna ilişkin görüşünü dile getiriyor. Gramsci, ideolojilerin nasıl oluştuklarının detaylı bir araştırmasına girişmez. Ancak yukarıdaki alıntıda da görüldüğü gibi Gramsci; ideolojilerin, toplumsal somut, maddi ilişkilerden kaynaklandığını vurgulamaktadır. Bu noktada Gramsci, Marx’ın sorunu ele alış biçimiyle uyum içindedir. İdeolojinin kaynağına ilişkin tartışmaları kapanmış bir tartışma olarak gördüğü izlenimi vermektedir.

Gramsci, ikinci temel tutamağını yine Marx’tan alır. Marx’ın insanların, yapısal çatışmaların bilincine ideoloji alanında erdiklerini vurgulaması, Gramsci için ideoloji tartışmasında kaynak oluşturacak bir nitelik taşır. Gramsci, Marx’m söz konusu görüşünün sadece psikolojik ve etik olarak ele alınmasının yeterli olmayacağını, bu görüşün bilgi kuramı açısından da irdelenmesi gerektiğini vurgular. Gramsci’nin, Marx’in saptamasını bilgi kuramı açısından ele almasının yarattığı sonuç ise, toplum üzerindeki egemenliğin (hegemonya) praktiksel-kuramsal ilkesinin bilgi kuramsal bir önem taşıdığıdır. “Bir hegemonya aygıtının gerçekleştirilmesi; yeni bir ideolojik alan yarattığı, bilinçlerde ve bilgi yöntemlerinde yenilik oluşturduğu oranda bir bilgi olgusu, bir felsefesel olgudur.”

Böylece Gramsci’nin ideoloji anlayışını sorgularken, bu sorgulamanın arka planını oluşturması gereken iki tutamak saptanmış oluyor: Bir Gramsci açısından ideolojilerin kaynağı maddidir, iki ideoloji başlığı, bir toplumsal biçimlenişin egemenlik (hegemonya) altında tutulmasıyla ilintilidir ve bu anlamda pratik bir öneme sahiptir.

Bu arka plandan sonra Gramscigil ideoloji kavramı daha yakından sorgulanabilir. Gramsci, Marx’ta gördüğümüzün aksine ideoloji kavramının tarihsel gelişmesini sorgulama sınırları içine almıştır. “İdeoloji Kavramı” başlıklı makalesine, bu tez çalışmasında da ele alman kavramın duyumcu (sensualist) felsefedeki ilk belirlenimini anımsatarak başlar. Gramsci, araştırmasına ideler biliminin nasıl olup da ideler sistemi şekline dönüştüğünü sorarak devam eder. Gramsci’ye göre kavramın olumsuz içerikle kullanımı yaygınlaşmıştır ve bu da ideoloji kavramının kurumsal çözümlemesini değiştirip bozmuştur. Gramsci, bu olguyu üç saptamayla açıklamayı dener: İlki; ideoloji yapıdan ayrı olarak değerlendirilmeye başlanmış, yapıları değiştiren şeyin ideolojiler değil de tam aksine ideolojileri değiştiren etkenin yapı olduğu savlanmıştır. İkinci tutamak; bazı siyasal çözümlemelerin ideolojik olduğu ve yapıyı dönüştürme yeteneğinden yoksun olduğu savlanmıştır. Bu da ideolojinin yararsız, saçma bir şey olduğunun düşünülmesini yaratmıştır. Ve üçüncü tutamak noktası olarak; ideolojilerin yararsız, saçma ve görünüşten başka bir şey olmadığı yargısı yaygınlaşmıştır.

KAYNAK: “İnsan Felsefesi Açısından İdeoloji”, Sinan Özbek

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*