Felsefe.Gen.TR

Geleceğinizi bilseydiniz, yine de aynı yaşamı seçer miydiniz?

Geleceğinizi bilseydiniz, yine de aynı yaşamı seçer miydiniz?

Bu makale Sosyolog Ömer Yıldırım tarafından www.felsefe.gen.tr için, Jonny Thomson’ın* “If you knew the future, would you still choose your life?” isimli makalesinden Türkçeye çevrilip derlenerek hazırlanmıştır. Alıntılanması durumunda kaynak gösterilmesi, ahlaklıca olanıdır.

Hayatınıza girecek iyilikler ve felaketler hakkında kusursuz bir ön bilgiye sahip olsaydınız, yine de aynı seçimleri yapar mıydınız?

Bir şey yapmaya karar verdiğimizde, ya yapacağımız şeyin sonuçlarını düşünmek konusunda inanılmaz derecede kötüyüz ya da başımıza gelecekleri çok az düşünürüz.

Ted Chiang’ın kısa öyküsü “The Story of Your Life” bizden seçimlerimizin sonuçları konusunda, özellikle başımıza gelecek olan trajik olaylar hakkında bilgi sahibi olsaydık işlerin nasıl yürüyeceğini bir hayal etmemizi ister. Her şartta, yine de aynı seçimleri yapar mıydık?

Immanuel Kant, umut etmenin, insanları güdülemede gerekli olduğunu savunuyordu. Kant şöyle düşünüyordu: İnsan, işlerin daha iyiye gideceğini umut etmeden, neden eylemde bulunmak için zahmet etsin ki?

Cehalet sadece mutluluk değildir; aynı zamanda, gereklidir de.

Tüm zamanınızı işlerin nasıl gelişebileceğine dair olasılıklar üzerinde durarak geçirseydiniz hayatın nasıl olacağını hayal edin.

Kontağı her açtığınızda aracınızın gösterge ekranında “Nüfusun yüzde biri bir araba kazasında ölecek” diye yanıp sönen bir istatistik olsaydı nasıl davranırdınız? Ya da düğününüzde biri “Bu evliliğin devam etmeme ihtimali çok yüksek!” deseydi ne hissederdiniz? Bir kasırgada ölme, tepenize yıldırım düşmesi veya size bir göktaşı çarpması ihtimalinin piyangoyu kazanma ihtimalinizden daha yüksek olduğunu bilseydiniz, piyango bileti almayı bırakır mıydınız?

Herhangi bir eylemi seçtiğimizde veya herhangi bir yola girmeye karar verdiğimizde, genellikle bu seçimin gelecekteki olası sonuçları veya etkileri hakkında derinlemesine düşünmeyiz.

Şimdi, hayatınızda olacak her şeyi mükemmel bir doğrulukla bilseydiniz, her şeyin ne kadar farklı olacağını hayal edin. Ya en iyi arkadaşının üç yıl içinde sana ihanet edeceğini bilseydin? Ya da patronun yarın seni işten atacağını mı? Peki ya, öleceğin günü bilseydin?..

Okuduğunuz bu metin, “Arrival” isimli sinema filminde gündeme getirilen birçok felsefi sorudan sadece birini ele alıyor. Ayrıca Ted Chiang’ın “The Story of Your Life” isimli kısa öyküsüne dayanan da bir fikir içeriyor. Bu, ön bilginin eylemlerimizdeki rolü ile ilgili bir anlatı…

Aşağıdaki metin, yukarıda bahsettiğimiz filme ve kitaba ilişkin bilgiler içeriyor. Bu sebeple filmi ve kitabı merak edenler, metni okumamayı tercih edebilirler.

UZAYLILARLA FARK ETMEK

Chiang’ın hikâyesi, açık veya anlaşılabilir bir sebep olmadan Dünya’ya gelen bir uzaylı türünü tanıtıyor.

Bir dilbilimci olan Louise Banks, uzaylıların garip dillerini deşifre etmesi için göreve çağrılır. Hikâye ilerledikçe uzaylıların doğrusal bir tarzda yazı yazmadıklarını öğreniyoruz. Aksine fiiller, isimler, sıfatlar, özneler, nesneler vb. her şey bu dilde birbirine karışık biçimdedir.

UFO, uzaylı, uzaylılar

Olay örgüsü ilerledikçe, uzaylıların yalnızca bu şekilde iletişim kurmakla kalmayıp bir şekilde zamanı bir bütün olarak yukarıdan görebildiğini gözlemliyoruz. Onlar geçmişi, bugünü ve geleceği bir bütün olarak görüyorlar ve bu bütünün içindeki küçük rollerinin de farkındalar.

Uzaylılar bu sayede eylemlerinin sonuçlarını çok iyi bilerek hareket ediyorlar.

Louise bu dili öğrenir ve zamanı da uzaylılar bu şekilde görmeye başlar. Tüm yaşam yolunu ve ileride yaşayacağı büyük bir trajediyi de böylece görür. Evleneceği adamla tanışacağını, bir çocukları olacağını ve o çocuğun tedavisi olmayan bir hastalıktan genç yaşta öleceğini öğrenir.

Bunu bilmesine rağmen, Louise yine de çocuğunu doğurur.

UMUDUN CEHALET YÜKLÜ İYİMSERLİĞİ

Soru şu: Siz de aynısını yapar mıydınız?

Seçiminizin böylesine inanılmaz bir acı ve yalnızlıkla sonuçlanacağını bilseydiniz, yine de bunu yapmayı tercih eder miydiniz? Bir şeyin nasıl sonuçlanacağını bilmek, şimdiyi bir harabeye çevirir mi?

umut, bebek, anne, anne bebek, el ele, bebek el ele anne

Immanuel Kant gibi birçok filozof, umudun eyleme geçmek için ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu vurguladı. Bir şeyler yapmamızın veya birine bağlanmamızın nedeni, bu eylemin iyi sonuçlanacağını ummamızdır.

Kant’a göre, umudu rasyonel veya mantıksal olarak “anlamlandıramayız”; bunun yerine umudu, Kant’ın “pratik akıl” dediği şeyle anlayabiliriz. Bu, Kant’ın genellikle, örneğin umudun işe yaraması için kabullenmemiz gereken şeyler için kullandığı ifadedir.

Bu durumda, ahlaki veya dünyevi tüm günlük eylemlerimizi ancak sonunda bir sonuç veya ürün elde edeceğimizi düşünürsek gerçekleştirebiliriz. Bu bağlamda yaptığımız şeyin iyi sonuçlanacağını ummalıyız.

Bu sonuç tamamen gerçekçi olmayabilir, idealist olarak naif veya hatta istatistiksel olarak imkânsız olabilir; ancak asıl nokta, fail rolüne güdülenebilmek için umudumuz bulunması gerektiğidir.

Chiang’ın öne sürdüğü sorun ise şudur:

Geleceği bilseydik ve umudu tanımlayan o cehalet yüklü iyimserliği kaybetseydik, hiç, herhangi bir şey yapar mıydık?

HAYAT SENİN, İYİ GÜNDE DE KÖTÜ GÜNDE DE…

Son olarak diyebiliriz ki Arrival ve “The Story of Your Life”, Friedrich Nietzsche’nin şu meşhur yaklaşımını yansıtır: amor fati (“kaderini sev”).

Bu, işlerin nasıl sona ereceğini bilmenin, sahip olduklarımızın değerini düşürmemesi gerektiği fikridir. Önümüzde duran yol, iyisiyle kötüsüyle bizim yolumuzdur. Onu güzel yapan ve değerli kılan da budur.

Arrival (2016)

Hepimizin taşımamız gereken sorumluluklarımız ve üstesinden gelmemiz gereken sorunlarımız vardır; ama Nietzsche için onları tam olarak bize ait oldukları için değerli görmeli ve sevmeliyiz. Yaşanan her şey bir yana, sahip olduğumuz tek şey onlardır.

Hepimiz hayatımızda hüzünlerle karşılaşacağız. Acı, hastalık ve ölümler göreceğiz. Hayatlarımızı, bunlar sanki bize çok uzakmış gibi ya da sadece diğer insanlar için varmış gibi yaşayabiliriz; ama yine de bunlar vardır ve oradalardır.

Her şeye rağmen, yaşamaya devam ederiz…

Ve böylece az önce bahsettiğimiz hikâyede Louise, her ne olursa olsun bir çocuk sahibi olmayı seçiyor. Sonunda ne olacağını bildiği hâlde çocuğuyla oynuyor, gülüyor ve ona sımsıkı sarılıyor.

Devam ettiği sürece, sevincini yaşıyor…

 


 

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer Yıldırım
Kaynak: If you knew the future, would you still choose your life? 25 Ağustos 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi; Jonny Thomson

* Jonny Thomson, bu makaleyi yazdığı tarihte Oxford Üniversitesinde felsefe bölümü öğrencisidir.

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Recep Bayoğlu dedi ki:

    Geleceği bilmek olayları kurgulamamıza olanak tanırdı, bu belki yaşam içerisinde birtakım kötülüklerden kaçabilmemizi sağlayabilirdi. Ama nihai son değişmezdi ve er geç ölüm kapıyı çalardı. Bu bilinç ile yaşıyor olsaydık alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar olmaz ama cinayetler önü alınamaz düzeyde artardı diye düşünüyorum. Yine de çoğunluk ölümü ve öleceği zamanı daha net idrak ettiği için muhtemelen Dünya’dan beklenti içinde olmayıp zamanının çoğunu ibadete ayırıp ebedi hayata hazırlık yapıyor olurdu.

2005'ten beri...