Dünyayı Görebilmek İçin Alışılageldik Kabullerimizi Kırmalıyız

Deneyimlerimiz yapbozlar ve çelişkilerle doludur.

Gündelik varsayımlarımız bizim bu varsayımları ve yapbozları görmemizi engeller. Biz gündelik varsayımlarımızı bir kenara bırakmak ve deneyimlerimize dönmeyi ve bakmayı yeniden öğrenmeliyiz. Çünkü dünyayı görebilmek için, alışılageldik kabullerimizi kırmamız gereklidir.

Felsefenin dünyayı merak etme yeteneğimizle başladığı fikrinin tarihi antik Yunan’a kadar gider. Genellikle günlük hayatlarımızı olağan karşılarız ama Aristoteles, dünyayı daha derinden anlamak istiyorsak alışılageldik kabullerimizi bir yana atmamız gerektiğini ileri sürer. Ve kuşkusuz ki bunu yapmanın en zor olduğu yer, deneyimlerimizin dünyasıdır. Sonuçta doğrudan algılıyor olmanın olgularından daha güvenilir olan, ne olabilir ki?

Fransız filozof Ponty, dünya hakkındaki deneyimlerimize daha yakından bakmakla ve günlük varsayımlarımızı sorgulamakla ilgilenmiştir. Bu da öncülüğünü Edmund Husserl‘in yaptığı fenomenoloji geleneğinin bir üyesi haline getirmiştir. Husserl, tüm varsayımları bir kenara bırakarak birinci şahıs deneyimini sistemli bir biçimde incelemek istemiştir.

Merleau-Ponty, Husserl’in yaklaşımını bir önemli farkla benimser. Husserl’in deneyimlerimiz hakkındaki en önemli gerçeği, sadece zihinsel değil bedensel deneyimden oluştuğunu göz ardı ettiğini düşünmektedir. En önemli kitabı “Algının Fenomenolojisi”nde Merleau-Ponty bu fikri inceler; zihin ve bedenin farklı varlıklar olmadığı -başta Descartes tarafından savunulan eski bir felsefi gelenekle ters düşecek şekilde- sonucuna varır. Merleau-Ponty’ye göre düşünce ve algının kapsadığını, bir sistemin parçaları olduğunu görmemiz gerekir. Ve Descartes tarafından savunulan edenden ayrı ziline alternatif beden-özne dediği şeydir. Merleau-Ponty dualistlerin dünyanın zihin ve madde olarak iki ayrı kendilikten meydana geldiği görüşünü reddeder.

Dünyayı yeni bir biçimde görmekle ilgilendiği için Merleau-Ponty olağandışı deneyim vakalarına da ilgi duyar. Örneğin “hayalet bacak” fenomeninin (kesilen bacağın yerinde “hissedildiği” durum) bedenin basit bir makine olmadığını gösterdiğine inanır. Eğer öyle olsaydı beden kayıp bacağı tanımaya devam etmezdi; ama özne için bacak hâlâ vardır, çünkü bacak her zaman öznenin iradesiyle bağlı olagelmiştir. Başka bir deyişle beden hiçbir zaman “sadece” beden değildir; hep “canlı” bir beden olmuştur.

Merleau-Ponty’nin deneyimde bedenin rolüne odaklanması ve aslen şekillendirilmiş zihnin doğasıyla ilgili öngörüleri çalışmalarının bilişsel bilimciler arasında yeniden ilgi görmesine neden olmuştur. Bilişsel bilimdeki son gelişmeler onun, dünyayla ilgili alışılmış anlayışımızı kurarsak deneyimin gerçekten çok tuhaf olabileceği görüşünü doğrular niteliktedir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*