Felsefe hakkında her şey…

Schleiermacher’in dinsel deneyim yorumu

30.10.2022
514

Schleiermacher’e göre düşünce ve varlık birbirleriyle bağlantı içindedirler. Ona göre düşüncenin varlığa bağlanabilmesi için iki yol vardır: Birincisi bilimsel ya da kuramsal bilgide olduğu gibi düşünce kendisini varlığa uydurabilir ve bilimsel kavram ve yargılarımızın bütününe karşılık gelen varlık doğa olarak adlandırılır. İkinci yol olarak düşünce varlığı kendisine uydurmaya çalışır. Bu yol ahlaksal etkinliğimizin yoludur. Ahlaksal eylem yoluyla etik ideallerimizi gerçekleştirmeye çalışırız. Ahlaksal eylemlerimizin kökünde yatan düşünce bu eylemleri bizim bu yolumuzda ortaya çıkacak bir varlıkla ilişkilendirir. Bu varlık tindir. Şu hâlde bu iki yol nedeniyle insanın önünde tin ve doğa olmak üzere iki varlık yer alır. Ama buradaki ikicilik mutlak mıdır? Bu iki yol da insandan başladığına göre, bunların bir yerde birleşmeleri, bir olmaları çok doğal ya da sezgiye açık görünüyor. Schleiermacher bu iki varlık biçiminin tanrıda birleştiklerini, yani özdeş olduklarını öne sürer. Şu hâlde en son olgusallık tanrıdır. Bir başka deyişle en son olgusallık tin ve doğanın evrende ya da tanrıda özdeşlikleridir. Kavramsal düşünce bu özdeşliği anlayamaz. Ama özdeşlik duyumsanabilir. Bu nasıl gerçekleşir? Özne için düşünsel ben bilincinin temelinde kendiliğinden bir öz-bilinç bulunur ki bu duygu ile eşdeğerdir. Bu düzeyde henüz kavramsal düşüncenin işlevleri iş başında değildir. Yani ayrımlaştırma ve karşıtlıklar ortaya çıkmış değildir. Buna sezgi de denebilir ama zihinsellikle hiçbir ilişkisi yoktur. Duygu temelindeki bu kendilik- bilinci tanrısal bütünlüğün doğrudan ve biricik varlık olarak herhangi bir zihinsel sezgisini taşıyamaz, ama kendisini tüm karşıtlıkları aşan bütünlük üzerine bağımlı olarak duyumsar. İşte bu bağımlılık duygusu, öz-bilincin dinsel yanıdır. Aslında bu dinsel duygudur. Çünkü dinin özü ne düşünce, ne de eylemdir; sadece duygu ya da sezgidir. Bu edim evreni sezmeye çalışır ve evren Schleiermacher’e göre, sonsuz tanrısal olgusallıktır. Bu yüzden din özsel olarak sonsuza bağımlılık duygusudur.

Bu yapısıyla din, ahlak ve metafizikten de ayrılır. Aslında üçünün de nesneleri aynıdır, evren ve insanın onunla ilişkisi. Ama yaklaşımları tümüyle farklıdır. Metafizik kendi içinde dünyanın olgusallığını ve yasalarını oluşturur. Etik insanın doğasından ve evren ile ilişkisinden bir ödevler sistemi geliştirir. Eylemler buyurur ve yasaklar koyar. Buna karşılık din ne bir bilgidir ne de ahlaktır, tersine o yalnızca duygudur.

Bu açıklamasıyla Schleiermacher, Kant ve Fichte’nin dini ahlaka indirgeme projelerine itibar etmemiş olmaktadır. O bu görüşleriyle tıpkı Schelling’in yaptığı gibi Ortaçağın büyük mistik düşünürü Jakobi’yi izlemektedir.

Yine bu söylenenlerden metafizik ve ahlak arasında hiçbir ilişki olmadığı sonucu çıkarılmamalıdır. Schleiermacher’e göre hem metafizik hem de ahlak, din ile bütünlenmeye gereksinim duyarlar. Sonsuz bütünlüğün temel dinsel sezgisi olmaksızın metafiziğin kavramsal yapısı boşlukta asılı kalacaktır ve yine din olmaksızın ahlak felsefesi insanın oldukça yetersiz bir kavramını verecektir. Çünkü ahlak açısından insan kendi yaşamının özgür ve özerk yöneticisi gibi görünürken dinsel sezgi ona sonsuz bütünlük üzerine, tanrı üzerine bağımlılığı göstermiş olur.

Bu aşamada sorulması gereken soru şudur: sonsuza bağımlılık duygusunu nasıl düşünecek ve tasarlayacağız? Bağımlılık duygusu kavramsal düzeyde bir yorum gereksinimi gösterir. Ne var ki bu temel dinsel duygu içinde hiçbir karşıtlık barındırmayan bir sonsuza, kendine özdeş bütünlüğe bağımlılık duygusu iken kavramsal düşünme derhal birtakım ayrımlar ve karşıtlıklar görmeye başlar. Söz gelimi sonsuz birlik, tanrı ve dünya düşüncelerine ayrılır. Dünya tüm karşıtlıkların ve ayrımların bütünlüğü olarak düşünülür. Oysa tanrı yalın bir birlik, tüm karşıtlık ve ayrımların olumsuzlanması olarak düşünülür.

Kavramsal düşünce yarattığı ayrımlaştırmayı tümüyle ortadan kaldıramadığı için tanrı ve dünyayı birbiriyle özdeş değil de bağlantılı olarak düşünür. Yani biri ötekini imler. Ne dünyasız bir tanrı olabilir ne de tanrısız bir dünya. Şu hâlde bu iki düşünce ne tam özdeşleştirilebilir ne de tam birbirlerinden ayrılabilir. Kavramsal düşünce evreni zorunlu olarak bu iki düşünce yoluyla kavrarken, bunları birbirine karıştırmamalıdır. Evrenin birliği bunların birbirine bağlılıkları açısından anlaşılmalıdır. Bu durumu Spinoza’nın terimleri ile betimlemek gerekirse tanrı ve doğa ilişkisini natura naturans ile ilişki içindeki natura naturata olarak görebilmek gerekir. Eş deyişle, oluşturan doğa karşısında oluşturulan doğanın durumunu görebilmek tanrı ve evren arasındaki ilişkiyi görmeye yardımcı olacaktır.

Schleiermacher, görüldüğü gibi din felsefesini dinsel deneyimin yorumlanışı olarak görmüş, bu konuda Spinoza’dan büyük ölçüde yararlanmıştır: Spinoza’ya göre tanrı insana ilişkin tüm kategorileri aşar. Tanrı ayrımlaşma ve karşıtlık içermeyen bir birliktir bu nedenle insan düşüncesinin kategorilerinden hiçbiri ona uygulanamaz. Örneğin tanrıya kişilik yüklenemez. Çünkü tüm bu kategoriler sonludur ve birbirine bağımlıdırlar. Ancak Schleiermacher için tanrı aynı zamanda sonsuz bir yaşam ilkesidir ve bu yönüyle Spinoza’dan az çok uzaklaşarak Fichte’nin geç dönem felsefesine yaklaşmış olur. Ayrımlaşmamış, kendinde- özdeşlik olarak tanrı fikri ile de Schelling’in bu alandaki belirlemelerine yakın olarak görünür ama onun geç dönem pozitif felsefesini onayladığı söylenemez. Özetlemek gerekirse Schleiermacher için din sonsuza yönelen temel bağımlılık duygusunun kazanılmasından oluşur ve zihinden çok yüreğin, bilgiden çok inancın konusudur.

Kaynak: MODERN FELSEFE II, s. 73-75, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2409 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1397

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...