Bilimsel Psikolojinin Türkiye’deki Gelişimi

felsefe Nedir

Batıda bazı felsefi gelişmeler (Empirizm gibi) ve ekoller (Yapısalcılık gibi) bilimsel psikolojinin kurulmasını sağlamıştır. İslam Medeniyeti’ndeki gelişmeler veya öne sürülen görüşler ise psikoloji bilimini ancak dolaylı olarak ilgilendirmiştir. Düşünürler ruh ve mutluluk gibi konularla ilgilenmişlerdir. Mutluluğun ruhsal olma yanında bedenle de ilişkili olup olmadığı üzerinde durmuşlardır. Pek çok edebiyat eseri belirli bir duygu türü olan aşk üzerine yoğunlaşmıştır. Ancak aşk, günümüz teknolojisiyle dahi bilimsel kapsamda ele alınamamaktadır. Görüldüğü gibi, uzak tarihimizde psikoloji olarak düşünülebilecek etkinliklerde ele alınan konular, çağdaş psikolojinin üzerinde durduğu konuların dışında olmuştur.

Tanzimatın ilanı ile Batılılaşma hareketleri başlamış, bu dönemde özellikle Fransa ile ilişkiler artmıştır. Fransız etkisi; sosyal bakış açısı, felsefe ve eğitim alanlarında hissedilmiş, bu etkiler ülkemizde psikolojinin eğitim psikolojisi, gelişim psikolojisi ve sosyal psikoloji gibi alt dallarının oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu dönemde yurt dışına eğitim için öğrenci yollanmış, tıp eğitimi Fransızca verilmeye başlamıştır.

Bu dönemin psikolojiye katkısı, genelde, psikolojiyi ilgilendiren konulardaki çeviri ve konferans etkinlikleri şeklinde olmuştur. Hoca Hasan Tahsin, 1870’te İstanbul Üniversitesinde psikoloji dersi vermiş ve ölümünden sonra yayımlanan bir psikoloji kitabı yazmıştır. Mustafa Sati sosyal bilimler alanında konferanslar vermiş, yetenek ve zekâ konusunda çeviriler yapmıştır. Baha Tevfik maddeci felsefe ve pozitivizmi aktif olarak savunmuş, arkadaşlarıyla Felsefe dergisini çıkarmış, Zekâ dergisinde makaleler yazmıştır. Ahmet Mithat yazılarıyla psikolojinin popüler olmasını sağlayan bir gazetecidir; aynı zamanda, çocuk psikolojisi ve eğitim konusunda çeviriler yapmıştır. Hüseyin Cahit Yalçın ve Avni Başman modern toplumu oluşturabilmek için Avrupa sosyal bilimlerinin kullanılması gerektiğini savunmuşlardır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, Batı’nın “ilim ve fen” anlayışının ülkeye getirilmesi üzerinde duruluyordu.Bunun için üniversitelerin kurulması gerektiği anlaşılmıştı. Bu doğrultuda, Darülfünunda görev yapmak üzere Almanya’dan profesörler davet edilmiştir. Gelen bilim insanları fen bilimleri alanlarında yeni kurulan kürsülerde (botanik, kimya ve fizik) dersler vermiştir. Sosyal bilimler alanında da kürsüler (iktisat, arkeoloji, ilkçağ tarihi, filoloji) kurulmuştur. Bir kürsü de psikoloji alanında kurulmuştur. Psikoloji biliminin ülkemize girmesinin başlangıcı işte bu gelişmelerdir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*