Felsefe hakkında her şey…

Bilim ve felsefe “hassas ayarlı evren”de karşılaşırsa…

Bilim ve felsefe “hassas ayarlı evren”de karşılaşırsa…

Ünlü bilim insanları milyonlarca çoklu evrenin varlığı hakkında ciddi tartışmalar yürütünce, o meşhur ve kadim soru yepyeni bir anlam kazandı: “Yalnız mıyız?

Sürekli genişleyen evrenimiz hâlihazırda akıl almaz derecede büyük; görünüşe göre büyümeye de devam ediyor. Ancak bu eğer böyleyse aslında evren çok hassas bir dengede kurulu demektir. O hâlde diyebiliriz ki evrenin var olması, olağanüstüdür.

Peki neden?

Nörolog Christof Koch, 2004’te yayımlanan “Science of Searle’s Mind a Brief Introduction” isimli çalışmada yer alan bir incelemesinde şunları kaleme aldı:

“Biz bilim adamları olarak felsefeden ister ilham almış, ister bunalmış ya da ister ifrit olmuş olalım; tüm kuramsallaştırmalarımızın ve deneylemelerimizin arkasında belirli bir felsefi varsayımın bulunduğu fikrine bağlıyız. Bu saklı tesir, birçok araştırmacı için şiddetli bir rahatsızlık kaynağıdır ve bu nedenle de çoğu zaman göz ardı edilir. Gerçeklik, uzay, zaman ve nedensellik gibi temel kavramların, ki bunlar bilimsel teşebbüsün merkezinde bulunan kavramlardır, hepsi dünya hakkında ortaya atılmış metafizik varsayımlara dayanır.”

Bu apaçık bir doğru gibi görünebilir; zira bu görüş Einstein, Bohr ve kuantum teorisinin başlıca mimarları tarafından da oldukça önem atfedilen bir görüştür. Ancak bu aynı zamanda, savaş sonrası dönemde çalışan bilim insanlarının görüşlerinin bir kısmına da aykırıdır.

Gerçekten de 21. yüzyıl matematikçilerinin ve bilim adamlarının felsefeye çok az ihtiyaçları varmış gibi görünüyor.

Yanlışlanabilirlik ilkesinin sahih bilimin bir özelliği olduğunu savunan Karl Popper ve paradigma kayması fenomenini bilim felsefesinin literatürüne sokan Thomas Kuhn’un o ihtişamlı günleri, beşeri bilimlerde olmasa da fen bilimde çoktan geride kaldı diyebiliriz.

Bilim insanları tarafından uygulanan bilimsel felsefe, süreç içerisinde gücünü yitirdi. Sadece NYU fizikçisi Alan Sokal’ın, önde gelen bir süreli bilim yayını tarafından kabul edilen ve birçok bilimsel saçmalık içeren makalesi bile bilimsel felsefenin ipini çekmeye yetti.

Ama belki de bilim felsefesine olan eğilim yeniden eskice gücüne kavuşacaktır. Belki de modern bilimin gerçekten de felsefeye tahmin edilenden çok daha fazla ihtiyacı vardır.

KOZMİK RASTLANTILAR

Modern bilimin felsefe ile olan bağını açıklamaktaki yürütücü kuvvet; fizik ve kozmolojide yaşanan tabiri caizse şaşırtıcı bazı gelişmelerdir.

Son yıllarda fizikçiler ve kozmologlar, çok sayıda göz kamaştırıcı “kozmik tesadüf” ve evrenin görünen “hassas ayarının” olağanüstü örneklerini ortaya çıkardılar.

İşte sıralanabilecek pek çok örnekten sadece birkaçı:

  1. Karbon rezonansı ve baskın kuvvet.Hidrojen, helyum ve lityumun bolluğu mevcut fiziksel ilkelerle gayet iyi açıklanabilse de karbondan başlayarak daha ağır elementlerin oluşumu çok hassas bir şekilde baskın ve zayıf kuvvetlerin dengesine bağlıdır. Baskın kuvvet biraz daha baskın veya biraz daha zayıf olsaydı (%1 kadar bile), evrenin hiçbir yerinde karbon veya daha ağır diğer elementler bulunmayacaktı. Dolayısıyla insanoğlu gibi “neden, niye” sorularını sorabilen karbon temelli yaşam formları da var olamayacaktı.
  2. Proton-elektron kütle oranı.Bir nötronun kütlesi; bir proton, bir elektron ve bir nötrino’nun bileşik kütlesinden biraz daha fazladır.Eğer nötron çok az oranda daha az kütleli olsaydı enerji girişi olmadan bozunamazdı. Kütlesi %1 daha düşük olsaydı nötronlar yerine izole edilmiş protonlar bozunurdu ve lityumdan daha ağır çok az sayıda atom oluşabilirdi.
  3. Kozmolojik sabit.Hassas ayarın belki de en şaşırtıcı örneği, kozmolojik sabit paradoksudur. Bu, kuantum mekaniğinin bilinen prensiplerine dayanarak, elektromanyetik kuvvete odaklanıp evrenin “vakum enerji yoğunluğunu” hesapladığınızda, boş uzayın santimetreküp başına 1.093 g “ağırlığında” olduğu gibi inanılmaz bir sonuç elde edilmesi gerçeğinden kaynaklanmaktadır.Evrenin gerçek ortalama kütle yoğunluğu, santimetreküp başına 10-28 g iken bu, teoriden büyüklük sırası zemininde 120 basamak farklıdır.

bilim, felsefe, kozmos, evren, fizik

Yıllardır kozmolojik sabit paradoksuyla uğraşan fizikçiler, yukarıdaki gibi hesaplamaların yalnızca elektromanyetik kuvveti içerdiğini ve bu nedenle belki de bilinen diğer kuvvetlerin katılımı da hesaplamaya dâhil edildiğinde, fiziğin henüz bilinmeyen kimi temel ilkelerinin bir sonucu olarak tüm koşulların tam anlamıyla dengeleneceğini dile getirmişlerdir.

Ancak bu umutlar, 1998’de evrenin genişlemesinin hızlandığının keşfiyle paramparça oldu; zira bu, kozmolojik sabitin bir dereceye kadar pozitif olması gerektiğini söylemek anlamına geliyordu.

Bu, fizikçilerin; kozmolojik sabite dönük pozitif ve negatif katılımın 120 basamaklı farkı ortadan kaldırması; fakat 121. basamağın orada olabileceği şaşırtıcı gerçeğini açıklamakla baş başa bırakılması demekti.

İlginçtir ki bu gözlem Nobel ödüllü fizikçi Steven Weinberg’in 1987’deki öngörüsüyle uyumludur.

Weinberg’in gösterdiği gibi kozmolojik sabit, çok çok az daha büyük bir değere sahip olsaydı galaksiler ve yıldızlar oluşamaz, bunun sonunda da yaşam ortaya çıkamazdı. Diğer taraftan azıcık daha küçük olsaydı bu kez de evren, hayat henüz ortaya çıkamadan içine çökerdi.

Kozmolojik sabitin ve karanlık enerjinin ne olduğu sorusu gizemini günümüzde de korusa da bildiğimiz bir şey var ki bu sabit, sahip olduğu değerden 1 bölü 10 üzeri 120 kadar farklı olsaydı siz şu anda bu satırları okuyor olamazdınız. Kısacası evren, yaşamdan mahrum kalırdı.

ANTROPİK İLKE

Özetle diyebiliriz ki evrenimizin sahip olduğu sayısız özelliği, zekâ içeren yaşam formlarının varlığı için son derece hassas bir teraziye göre ayarlanmış gibidir.

Bazı fizikçiler bu durum için hâlâ “doğal” bir açıklama yapabilme konusunda ayak direseler de birçok fizikçi Antropik İlke’den başka bir açıklama olmaksızın evrenimizin pek de doğal olmadığı fikrinin peşindedir. Antropik İlke’ye göre evren bu son derece olanaksız durumdadır ve vardır; çünkü öyle olmasaydı bizler bunu tartışmaya açabilmek için şu anda, burada olamazdık.

Ayrıca, Büyük Patlama’yla bağlantılı bir “Sonsuz Şişme” senaryosunun da evrenimizin sürekli çatallanan bir çoklu evrende yalnızca bir cep evren olarak var olduğunu öne sürdüğünü bilmeliyiz.

bilim, felsefe, kozmos, evren, fizik

Enflasyon kozmolojisi, astronomların Güney Kutbu merkezli teleskoplardan toplanan verilerde yer çekimi dalgalarının büyük patlama enflasyonunun imzalarını taşıdığına dair yaptıkları 17 Mart 2014 tarihli açıklamada önemli bir bilimsel arka plan kazandı. Dolayısıyla da böylesine büyük ve hatta sonsuz bir ihtimaller birlikteliğinde kendimizi fazlasıyla hassas biçimde ayarlanmış bir evrende bulmamıza hiç de şaşırmamalıyız.

Ancak birçok bilim insanı için bu tür bir akıl yürütme, geleneksel ampirik bilimin aforoz edilmesi demektir. Lee Smolin 2006 senesinde yayımlanan “The Trouble with Physics” kitabında şöyle yazmıştır:

“Biz fizikçiler, karşı karşıya olduğumuz krizle yüzleşmeliyiz. Hiçbir yordamada bulunmayan ve dolayısıyla deneylenemeyen bir bilimsel teori (çoklu evren, antropik ilke, sicim teorisi gibi) asla başarısız olamaz. Ancak bilim, kanıtlarla desteklenen rasyonel argümanlardan elde edilen bilgi anlamına geldiği sürece, böyle bir teori asla başarılı da olamaz.”

Bu tür görüşlerin sahiplerinin de yapması gereken bazı açıklamalar vardır. Örneğin iddia edildiği gibi bizimkine benzeyen ve bizimki gibi olan sonsuz sayıda cep evren gerçekten de varsa böyle bir takımın içinde bir “olasılık uzayı” nasıl tarif edilebilir? Başka bir deyişle, evrenimizin gözlemlenebilen durumunda var olması “olasılığı”ndan bahsetmek ne anlama gelmektedir?

Bazı görüşler ise çoklu evren anlayışını ve Antropik İlke’yi alternatif olarak kabul etmiyor. Örneğin Fizikçi Max Tegmark, son kitabı “Our Mathematical Universe”te, çoklu evrenin sadece gerçek değil, aynı zamanda başlı başına matematik olduğunu ileri sürüyor. Ona göre tüm matematiksel yasalar ve yapılar aslında gerçekte vardır ve evrenin ana maddesi, arkhe’si de bunlardır.

MODERN BİLİMİN FELSEFEYE İHTİYACI VAR 

Bütün bunların bir sonucu olarak sayıları giderek artan bilim insanları, filozoflarla beraberce etkileşimde bulunmak için çağrıda bulunuyorlar.

Kozmolog Joseph Silk, “New Scientist”te yayımlanan bir makalesinde, kendi alanın şu anda karşılaştığı sorunlara şöyle bir değiniyor ve ardından, varlığımızın anlamını araştıran bu tür sorunların, çağlar boyunca farklı filozoflar tarafından tartışılan konulara çok yakından benzediğini ifade ediyor.

Bu etkileşim sonucunda belki de bilim ve felsefe arasında gelişecek olan yeni nesil bir diyalog, bilime özellikle fizik ve nörobiyoloji gibi alanlarda çokça ihtiyaç duyulan bazı kavrayış farklılıklarını kazandırabilir. Hatta artık nörofelsefe adında yeni yeni gelişen bir alt disiplinden bile bahsetmek mümkün.

Silk’in de açıkladığı gibi:

“Felsefe ve fizik arasındaki çizgiyi çizmek hiç bu kadar kolay olmamıştı. Belki de bu konulara dönük tek zeminde uğraşmayı bırakmanın zamanı gelmiştir. İnterfaz, araştırma yapmak için hiç bu kadar elverişli olmamıştı.”

 


 

Kaynak Metnin Yazarı: Jonathan Borwein (Jon) (Matematik Profesörü, University of Newcastle), David H. Bailey (Doktor Öğretim Üyesi, University of California, Davis)

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer YILDIRIM

Bu makale, Sosyolog Ömer YILDIRIM tarafından www.felsefe.gen.tr için derlenerek çevrilmiştir.

Derleme için kaynak metin: When science and philosophy collide in a ‘fine-tuned’ universe

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...