|
Metafizik Nedir?
Felsefenin en temel konularını, bu konuların felsefe içinde işlenmesi
açısından ele alan bilgi dalı. Tek tek ve farklı biçimlerde var olan
nesnelerden ayrı, genel ve bir bütün olarak varlığın ya da var olmanın
ne olduğunu araştırır. Metafizik terimi felsefe tarihi boyunca bir
yandan en üst felsefe disiplini olarak olumlu, bir yandan da boş ve
anlamsız önermeler içeren bir alan olarak olumsuz anlamda
kullanılmıştır.
Metafizik deyimini ilkin i.ö. 1. yüzyılda Andronikos kullanmış ve
Aristoteles'in ders kitaplarını sıralarken doğa bilgisi derslerinden
sonra gelen on dört kitabına Meta ta Phusika ( doğa bilimlerini kapsayan
kitaplardan sonra gelen kitaplar) adını vermişti. Nitekim bu kitaplarına
Aristoteles de duyularla kavranan bilgi (fizik)'in üstünde saydığı usla
kavranan bilgiyi kapsadıklarından ötürü ilk felsefe adını vermiş
bulunuyordu. Aristoteles için bu felsefenin ilk'liği, bütün bilimler
için gerekli ilkeleri incelemesinden ve saptamaya çalışmasındandı.
Böylece metafizik, ilk kullanımında fiziğin üstünde, ötesinde ya da
dışında sayılan düşünce ile ilgili, düşünsel bir anlam taşımaktadır.
İşte bu anlam, giderek onu idealizm ve ruhçuluk ile kaynaştırmış ve
gerici bir dünya görüşü oluşturmuştur.
Metafizikle bilinçli biçimde ilk uğraşan ilk filozoflar Eski Yunan
düşünürleridir. İlk kez bu düşünürlerin ele aldığı temel metafizik
sorun, zihin tarafından bilgi nesnesi edinilebilen, ama gerçek dünyada
bulunmayan şeylerin (soyut düşüncelerin, örneğin sayıların), genel
olarak biçimlerin varlığı ve niteliğidir. Eski Yunan felsefesi
algılanabilir gerçek dünya ile düşünülen zihinsel bir idea dünyasını
ayırt etmiş, daha sonra metafizik ile ilgilenen felsefeciler de
soyutlamalar ile tözler arasındaki ilişkiler üzerinde durmuşlar,
bunların ikisinin de mi gerçek olduğu, yoksa birinin ötekinden daha mı
çok gerçeklik taşıdığı sorununu tartışmışlardır. Dolayısıyla doğa, zaman
ve uzam, Tanrı'nın varlığı ve nitelikleri gibi sorunları biçim ile idea
arasındaki ilişkiyi kavrama çabasıyla irdelemişlerdir.
Felsefe tarihinin ilk metafizikçileri Parmenides ve Platon'du. Sonraki
yüzyıllarda metafiziğin en önemli konularından biri olarak görünen dünya
ile gerçek dünya ayrımı ilk kez bu düşünürlerce dile getirildi. Platon,
sürekli değişen duyulur dünyanın geçici nesnelerinin karşısına,
değişmeyen, duyulara verilmeyen, düşünce yoluyla ulaşılabilir bir dünya
yerleştirdi. Aristoteles bunu farklı bir biçimde yorumladı. Ona göre
madde her zaman kendi en üst biçimine doğru sürekli bir devinim
içindeydi. Dolayısıyla Aristoteles için maddi dünya organik değişim
içindeki bir süreklilikti.
Hıristiyanlığın gelişmesiyle, ortaçağda dinsel etki alanına giren
metafiziğin ana sorunu Tanrı'ydı. Tanrı'nın varlığını kanıtlamak için
çeşitli usavurmalar geliştirilirken, Tanrı ile dünya arasındaki
ilişkiler (yaratılış, zamanın başlangıcı, Tanrı'nın dünya içinde varlığı
vb.) metafiziğin başlıca konuları oldu. Böylece ortaçağda metafizik
tanrıbilim ile eş sayıldı. Ortaçağ egemenliği tümüyle Hıristiyan
kilisesinin elindedir. Hıristiyan kilisesine göre dinsel dogmaların
dışında hiçbir bilim yoktur, tek gerçek dinsel dogmalardır. Birçok aydın
düşünceleri kapsadığı halde tanrıbilim ile eş sayılan metafiziğin
ortaçağda Hıristiyan kilisesi tarafından kullanılmasıyla ortaçağa
karanlık çağ adı verilmiştir.
16. yüzyıldan sonra metafizik deyimi, ontoloji anlamında kullanıldı. Ne
var ki bu varlık, “duylarla kavranılan dışındaki varlık” ve
“görünüşlerin ardındaki kendilik” olarak ele alınıyordu. Hegel'e
gelinceye kadar bu çağın metafiziği de, ortaçağın metafiziği gibi,
bilimsel temelden yoksun kurgul görüşler ve varlığın duyularla
algılanamayan kendiliği üstüne varsayılan yapıntılar olarak sürüp
gitmiştir. Hegel metafizik terimine diyalektik karşıtı anlamını
vermiştir.
Metafizik deyimi, ruhçuluk temelinde birleşen şu anlamları kapsar:
duyularla kavranılanların dışındaki varlıkların bilgisi, kendiliğinde
şey'in bilgisi, doğanın ardında gizlenen ve ona imkan veren varlık
bilgisi, mutlak bilgisi, ussal bilgi, madde olmayanın bilgisi, son erek
bilgisi, doğasal ve biçimsel olmayanın bilgisi, dogmacı bilgi, varlık
yasalarını bulmak için düşünen benliğin bilgisi.
Rene Descartes, bütün varlığı temelde, yer kaplayan madde ile düşünen
zihin olarak iki bağımsız alana ayırdı. Bu kavrayış içinde Tanrı'nın
konumu yalnızca, yalnızca maddeyi yaratmış bir ilk neden olmakla
sınırlıydı; ilk yaratılıştan sonra her iki dünya da kendi yasalarıyla
işliyor, aralarındaki ilişki de insanın ruhu ile bedeni arasındaki
ilişki aracılığıyla kuruluyordu.
|