Pratik Metafizik ya da Ahlak Metafiziği

felsefe Nedir

Pratik terimini günlük kullanımımızla ya da pragmatik terimiyle karıştırmamız gerekmektedir. Pratik kelimesinin en azından Kant’ın felsefesi içinde ahlak kavramına karşılık olarak anlaşılması gerekmektedir.

Çeşitli şekillerde Kant’ın teorik anlama karşılık olarak gelen bilmeye ve deneyim içindeki bilgiye eleştirel yaklaştığını göstermeye çalıştık. Bunun için Kant’ın pratik yani eyleme yönelik olarak aklın işleyişi üzerine bir metafiziğin kurulması önerisine şaşırmamak gerekir.

Yukarıda Kant’ın aklı bir sistemler bütünü olarak görmesinden bahsettik. Her bir yeti kendi kavramlarının işleyişine ve işlevine göre aklın yapısını belirler. Böyle olunca da neyin yapılması veya neyin bilinebileceğine ilişkin elimizde somut bir değerlendirme yapma imkânı oluşmuş olur.

Aslına bakılırsa pratik aklın kavramları olan Tanrı, özgürlük ve ölümsüzlük(ruh) gibi kavramlar teorik akılda da bulunmaktaydı. Buna karşın söz konusu kavramların teorik akılda sorun çıkarttığını gördük. Eğer aklın kavramlarının boş bir biçimde akılda olması söz konusu olamazsa o zaman bu kavramların başka bir amaç için kullanılması gereklidir. Kant için bu alanda yani ahlak alanında temel kavramın özgürlük olduğunu görürüz. Bunun yanında ahlakın içinde yer alan ve teorik akılla hiç ilgisi olmayan ahlak yasası gibi temel bir kavramın olduğunu da hatırlatmak gerekir.

Buraya kadar anlatılanlardan hareketle metafiziğin ahlaka kaydırılması üzerinde durmak gerekir. Metafiziğin temel kavramlarının anlamlılığının insan için olması lazımdır. Kant’ın, Tanrı’nın olmasını kutsal metinler ya da dinler üzerinden tartışmak yerine akıl üzerinden anlamak istemesi başından beri bütün filozofların kullandığı ya da eleştirdiği bir yoldur. Kant Tanrı’nın akılda olmasını değil, O’nun nasıl kullanılması gerektiği üzerinde durduğunu belirtmeliyiz. Bu kullanım insanın ahlaki olması gereken yaşantısında anlamlı hale getirilmelidir.

Teorik anlamda bilinmeye çalışılan bir Tanrı’nın aşkın olmasından dolayı sıkıntı yaratması değildir sadece mesele. Gerçekten de bilinse böyle bir Tanrı’nın bizim için gerçek değeri ahlaki anlamda bir yasakoyucu olmasına dayanmalıdır. Antik Yunan düşüncesinde yer alan Tanrı anlayışını bunun için mimar ya da pasif bir Tanrı olduğunu belirtebiliriz. Yani bu Tanrı o derece aşkın hale getirilmiştir ki O’nunla insan arasında bir irtibat- mesela O’nun insana emretmesi gibi- kurulması mümkün olmaktan çıkarılmıştır.

Metafiziğin bu bağlamda ahlaka kaydırılması iyi gibi gözükmektedir. Buna karşın Kant’ın aydınlanma atmosferi içinde aklı fazlasıyla insan için olan ve insana göre olan haline getireceğine dikkat etmek gereklidir. Bir diğer deyişle, mesele sadece akıl sisteminin açığa çıkarılması değildir. Mesele bu sistemin kendisinin de insanın merkeze alınacak şekilde değerlendirilecek olmasıdır.

Nitekim geleneksel metafizik aklın sınırlarının zorlanması olarak gördüğü noktada imanı devreye sokmanın güvencesinden hareket ettiği için Tanrı lehine bir etkinlik olarak metafiziğin değerli olduğunu söyleyebiliriz. Gerçi bu değerlilik çoğu zaman baskıcı; skolastik bir yaklaşımın olmasına neden olmuştur. Buna karşın insanın ve özellikle Kant’ın metafiziğe getirdiği yeni yaklaşımda Tanrı’nın yerinin insanla değiştiğini gözardı edemeyiz. Bir başka deyişle, artık Tanrı’nın insanı nasıl görmek istediği değil, insanın Tanrı’yı nasıl görmek istediği önemli hale gelmiştir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*