Yunan Kilise Babaları

felsefe Nedir

Felsefenin Hristiyanlığa girişi Hristiyanların felsefeye karşı almış oldukları tavırla başlamıştır.

Hristiyanlığın başlangıcından itibaren bazı kilise babaları felsefeye karşı Hristiyanlığı savunurken bazıları da Hristiyanlığı savunmak için ondan yararlanmışlardır. M.S. II yüzyıldan itibaren Hristiyan kilise babalarının bu dinin savunusunu yaptıkları eserler yani Apologyalar (Savunmalar) görülmeye başlamıştır.

Bunlar hukuki savunmalardır. Pagan Roma İmparatorluğu içinde yasal olarak kabul edilmek için Roma imparatorlarına yazılmış eserlerdir bunlar. Bunlar Yunan kilise babaları olarak bilinirler. Bundan başka daha sonra ele alacağımız Latin kilise babaları da vardır. Yunan kilise babaları içinde en önemlileri Justinus, Tatien, Meliton ve Athenagoras’dır.

1. Justinus

Pagan bir ailede doğan Justinus 132 yılında Hristiyan olmuştur. Roma’da öldürülen Justinus İmparator Hadrianus’a karşı Premiere Apologie’yi (İlk Savunma) ) yazmıştır. Daha sonrada bu savunmayı tamamlayan ikincisini Stoacı filozof-İmparator Marcus Aurelius’a karşı yazmıştır. Ayrıca 160 yılına doğru da Tryphon ileDiyalog’u yazmıştır.

Önceleri Stoacı olan Justinus, felsefeyi Tanrı’yla bütünleşme olarak anlamıştır. Daha sonra Platon felsefesinin etkisinde kalmış olan Justinus yine de tatmin olmamış ve nihayet Hristiyanlığı seçmiştir. Karşılaştığı bir yaşlı adam Platon felsefesinin tutarsız taraflarını ona göstermiştir. Bu yaşlı adam Justinus’a şöyle demiştir: “Platon’a göre ruhlar doğmadan önce ideaları temaşa etmiş ve Tanrı’yı görmüşlerdir. Ancak ruhlar Tanrı’yı tekrar unutacaksa ki Platon böyle söyler o zaman bu ruhlar zavallı bir durumdadırlar.

Üstelik Ruhlar kötülüklerinden dolayı bu dünyada bedene bağlı yaşayarak cezalandırılıyorlarsa ancak hiçbir şey hatırlamadıklarına göre bu cezadan habersizlerse o zaman bu cezanın ne anlamı olacaktır.” Ruhun ölümsüzlüğü öğretisi de Platon tarafından yanlış anlaşılmıştır. Ruhun ölümsüz olması onun bizzat yaşam olmasından değil tersine Hristiyanlığın söylediği gibi yaşamın ona Tanrı tarafından verilmiş olmasındandır. O halde doğru öğreti filozofların eserlerinde değil ancak Tevrat ve İncil’de (Özellikle de İncil’de) aranmalıdır.

Justinus, Savunmalarında Hristiyanlık açısından önemli bazı sorunları tartışmıştır. İlk savunmasında Tanrı’nın insanlara İsa aracılığıyla vahiy gönderdiğini kabul edersek o zaman Hristiyanlık öncesinde yaşayanların neden kurtarılmışlar arasında yer alma şansına sahip olmadıklarını yani onların Tanrı’yı bilmemelerinin kendi suçları olamayacağı itirazını ele almıştır. Justinus bu sorunu Hristiyanlığın “Logos” (Söz) öğretisi ışığında ele almıştır. Ona göre insanlık tarihinin başlangıcından itibaren “Tanrısal Logos” vardır ve herkesi aydınlatmaktadır. “Logos”un dünyada bedenleşmesinden önce de evrensel bir “Logos” vardır.

İkinci savunmasında her insanın “Logos”tan pay aldığını savunmuştur. İsa’dan öncede insanlar “Logos”a göre yaşamışlarıdır. Kötülükten kaçınmış ve iyiliğin peşinden gitmiş tüm insanlar, ister Pagan isterse Yahudi olsun, “Logos”a göre yaşamışlardır. Bu ölçüte göre İsa’dan önce de Hristiyan olanlar ve Hristiyan olmayanlar varolmuştur. Hristiyanlık insanlık tarihinin tümünün sorunluluğunu üstlenir. Zaten ona göre Hristiyan filozofların çağı düşüncelerini Eski Ahit yani Tevrat’a dayanarak oluşturmuşlardır. Burada Justinus’un, Platon’un ve Musa’nın dinini bildiği yolundaki kabule dayanmış olduğunu görüyoruz.

2. Tatianus

Tatianus, Yunan kültürü içerisinde yetişmiş ve retorik dersleri almıştır. Felsefe eğitimi almış ve çok gezmiş olan Tatianus, daha sonra Hristiyanlığa girmiştir. Tatianus, Romaya gittiğinde Justinus ile tanışmıştır. Onun öğrencisi olan Tatianus ondan derin bir şekilde etkilenmiştir. Ancak Justinus’un düşüncelerinde önemli değişiklikler yapmaktan da geri kalmamıştır.

Gnostisizme eğilim gösteren Tatianus, 172 yılında Valentin Gnosisine girmiştir (Hristiyanlıkta Gnostisizm konusu daha sonra ele alınacaktır). Tatianus evliliği, şarap içmeyi, et yemeyi yasaklayan ve ahlakçı ve sert önlemlere başvuran Encratites adında bir tarikat kurmuştur. Kudas ayininde şarabın (İsa’nın kanını temsil eden) kullanılmasını yasaklayan Tatianus, bunun yerine su kullanmıştır. Yazdığı eserlerle Helenlere karşı Hristiyanlığı savunmuştur.

Güçlü bir Helen felsefesi karşıtı olan Tatianus, savunmalarında Yunanlıların felsefeyi icat etmediklerini savunur. Ona göre Hristiyanlık, Yunan felsefesinden çok daha eskidir. Yunanlılar kendi öğretilerini Hristiyanlardan çalmışlar ancak bu öğretileri hiçbir şey anlamadan aldıklarından bozmuşlardır. Tatianus, Yunan mitolojisinin ahlaksızlığını eleştirmiştir.

Tanrılara ilişkin hayallerinin saçma ve ahlaksızca olduğunu savunmuştur. Stoacı kader anlayışını reddeden Tatianus, Hristiyanların kendi kendilerinin hakimi olan ve arzularını kontrol edebilen bireyler olduklarını savunmuştur. Burada Stoacılara karşı yine Stoacı bir takım düşüncelerle karşı çıkmış olması dikkat çekicidir. Tatianus büyüyü eleştirdiği gibi tıbba da güvenmemiştir. Ona göre iyi bir Hristiyanı acılarından kurtaracak olan tek şey Tanrı’ya güvenmesidir.

Tatianus’a göre Tanrı maddeye içkin bir neden değildir. Ona hakimdir. Maddeye içkin bir dünya ruhu düşüncesini Tanrı’ya bağlı olması ancak Tanrının kendisi olmaması kaydıyla kabul eder. Tatianus’a göre her şey varlığını Tanrı’ya borçludur bu sebeple de yaratılandan yola çıkarak Tanrı tanınabilir. Logos, Tanrı’nın özgür iradesiyle ondan çıkmıştır. Ona göre “Logos” Baba’nın ilk eseridir. “Logos” boşlukta kaybolmamakta ve bir kez ortaya çıktıktan sonra gerçek bir varlık gibi yayılmaktadır.

Tanrı “Logos”tan ayrılmaksızın onu yaratmıştır. O bir meşaledir ve bu meşale insanlar tarafından paylaşılsın diye vardır. Maddeyi “Logos” meydana getirmiştir. Onu “Demiurgos” olarak yaratmıştır. Burada Platon’un, Tanrı’sıyla Hristiyan “Logos”unu özdeşleştirdiği görülebilir. Ancak Logos maddeyi Platon’un Demiurgos’u gibi hazır olarak bulmaz. Onu yaratmaz da o kendisinden bir çeşit ışınlamayla çıkar. Bir anlamda ondan yansır.

Tanrı’nın yaratmış olduğu ilk yaratıklar meleklerdir. Yaratıldıkları için onlar Tanrı olamazlar. İyiliğe özlerinde sahip değillerdir. Kendi iradeleri vardır ve iyiliği böyle gerçekleştirirler. Dolayısıyla onlar da kötülük yapabilir, ceza ya da mükafat görebilirler. Meleklerin itaatsizlikleri cezalandırılmıştır. Nitekim ilk melek, Tanrı yasasına başkaldırmış ve cezalandırılmıştır. Başka melekler onu Tanrı yaptıkları için “Logos”tan mahrum edilmiş ve böylelikle cezalandırılmışlardır. Bu melekler cine çevrilerek onların peşinden giden insanlar da sonlu ve ölümlü olmakla cezalandırılmışlardır. Bu insanlar kurtarılacak olan seçilmişler arasında yer almayacaklardır.

Tatianus, hocası Justinus’tan böylece epeyce farklı olan bir öğreti geliştirmiş olmaktadır. Helen felsefesinin amansız bir düşmanı olan Tatianus, hocasından oldukça farklıdır. Ancak kilisenin Tatianus’u kâfir, Justinus’u da aziz olarak ilan etmiş olması da dikkate değerdir. Bu tuhaf durum aslında Hristiyanlık tarihine dikkatli bir biçimde bakılırsa hiç de aykırı olmadığı görülür. Hristiyanlık tarihinde, Hristiyanlığın savunucusu da olan filozoflar Yunan felsefesiyle ilişkiyi aslında hep geliştirmeye çalışmıştır. Kilise ise aslında Hristiyan filozoflardan çok da farklı bir tutum takınmamıştır. Nitekim örneğin; Aristoteles kozmolojisi ve ontolojisi kilise tarafından uzun bir dönem değişmez bir öğreti olarak savunulmuştur.

3. Meliton

Sardes başpiskoposu olan Meliton, bir diğer önemli Yunan kilise babasıdır. İmparator Marcus Aurelius’a hitaben yazmış olduğu savunması hakkında ne yazık ki günümüzde çok az şey bilinmektedir. Ancak bu eksikliğe rağmen kalan parçalar bile onun önemli bir metin olduğunu göstermektedir. Bu parçalardan en önemlisinde Meliton, Marcus Aurelius’a Hristiyanlığı, Hristiyanların felsefesi olarak tanıtmayı istemiştir. Meliton, böylece Hristiyanlık ve felsefe arasında bir uzlaşmanın mümkün olduğunu düşünmüştür. Söz konusu parça şöyledir:

“Bizim felsefemiz, ilk başta barbarların ortasında doğdu. Sonra senin atan olan Augustus’un büyük hükümdarlığı zamanında senin hükmetttiğin halklarda gelişti. Bu felsefe, imparatorluk için çok hayırlı oldu. Çünkü özellikle o devirden sonra Romalıların gücü büyüdü ve parladı. Şimdi bu gücü elinde tutma sırası sana ve senin oğluna geldi. Eğer Augustus ile başlayıp gelişen ve atalarının birçok din arasından seçip onurlandırdıkları felsefeyi korursan bu güç sana ve oğluna yaraşacaktır. İmparatorluğun öğretimizin aynı sırada gelişmesinin ne denli faydalı olduğunu ispatlayan şey, Augustus’un hükümdarlığından beri hiçbir felaketin vuku bulmamasıdır; tam tersine her şey parlak, şanlı ve herkesin dilediğince gerçekleşti. Sadece Neron ve Demitianus, bazı kıskançlara kanıp doktrinimize kara çalmaya çalıştılar. Hristiyanlara karşı muhbirlerin yalanlarının akıl dışı bir uygulamayla yayılması onların suçudur. Oysa senin inançlı ataların onların cahilliklerine çare bulmuşlardı. Sana gelince bu şeyler hakkında bu bakışı onlardan daha çok onayladığın ve duyguların daha insani ve felsefi olduğu için eminim ki senden istediğimiz her şeyi yapacaksın.”(Ettienne Gilson, Orta Çağda Felsefe, s.29).

Marcus Aurelius’a yönelik bu istek hiçbir zaman karşılığını bulmayacaktır. Zaten Roma tarihiyle Hristiyanlık arasında kurmuş olduğu bağlar da gerçeği yansıtmamaktadır. Hristiyan inancı, ancak Charlemagne döneminde imparatorluk katında kendisine bir yer edinecektir.

4. Athenagoras

Ele alacağımız son Yunan kilise babası, Athenagoras’tır. II. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan Athenagoras, 177 yılında İmparator Marcus Aurelius’a ve oğluna yönelik olarak yazmış olduğu “Hristiyanlar İçin Lütuf Dilekçesi” adlı eseriyle ünlüdür. Marcus Aurelius, Hristiyanlara karşı çok sert davranmıştır. Onları kudurmuş ve cüretkâr olarak gören bu Stoacı imparator, Hristiyanların kendilerini bu âleme ait olmayan bir krallığın vatandaşları saymaları ve Tanrı’nın kulları oldukları şeklindeki söylemlerini kabul etmiyordu. Hristiyanlara yönelik ciddi bir ateizm suçlaması da o dönemde yaygındı. İşte Athenagoras, bu iddiayı yalanlamak maksadıyla yukarıda adı geçen eseri kaleme almıştır.

Athenagoras, eserinde Yunan felsefesine karşı çıkmamış, belirli noktalarda bir uyumun mümkün olabileceğini savunmuştur. Athenagoras’a göre Yunan filozoflarının bazıları tek tanrıcılığı savunmuş ve Hristiyan dogmalarının bir kısmını dile getirmişlerdir. Mesela Platon, teslis (baba, oğul ve kutsal ruhun aynılığı meselesi) dogmasını önceden görmüştür. Bu, Platon felsefesini savunmuş olduğu anlamında alınmamalıdır. Daha çok söz konusu dogmanın lehine bunu savunur. Dogma, evrensel logos aracılığıyla Yunan filozofları tarafından da fark edilmiştir.

Athenagoras’a göre Tanrı hakkındaki bilgimiz Tanrı’nın kendisinden edinilmelidir. Yani vahiy esastır. Ancak önce vahye baktıktan sonra aklın onu yorumlaması mümkündür. Vahiy böylece akıldan önce gelmektedir. Bu, aklın imanla bütünleşmesinin tek yoludur.

Athenagoras, “logos”un sonsuzluğunu derinlemesine araştırmıştır. O ayrı bir Tanrı değildir. Yaratılış için “logos”un üretilmesi, babanın isteğidir. Ona göre kutsal ruh, babadan südur etmiş ve tıpkı güneş ışınları gibi ona dönmüştür. Athenagoras, dogmaları akıl eşliğinde anlamaya ve doğru yorumlamaya özen göstermiştir. O, deliller aramış ve kendince bulmuştur. Hristiyanlığın temel sorunlarını çok iyi görmüş olan Athenagoras, iman ve aklın uygunluğu meselesini vahye öncelik vermek koşuluyla inancının temeline koymuştur.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*