Gnostikler Kimdir? Gnostizm, Gnostisizm Nedir?

Gnostisizm (Gnostikler)
Gnostisizm (Gnostikler)

Gnostikler, ikinci yüzyılın teologlarıdır. Bu teologların felsefelerine Gnostizm ya da Gnostisizm adı verilmektedir. Antik Çağ Yunan felsefesini gizemcilik ve Hristiyanlıkla kaynaştırmaya çalışan dinsel – gizemsel düşünürlere, Gnostikler denilmektedir.

Dilimizde bilinirciler adıyla anılan gnostikler, gerçekte gizemci tarikat adamlarıdır ve tüm dinleri saltık bilginin sağlanmasında yetersiz bulurlar. Onlar için saltık bilgi, dinsel bilgilerin çok üstünde bulunan kurgusal bilgilerdir. Onlar için İsa düpedüz bir insandır. İsa’nın “Tanrı’m! Beni niçin bıraktın!” sözünü de Hıristiyan düşünürlerini bir hayli güç durumda bırakarak, bunu kanıtlamak için ileri sürerler.

Onlar yeni dini akla uygun hâle getirme çabası içindedirler; inancı, bilgiye dönüştürmek (gnosis) istemektedirler. Onlar, inanç ve bilgi, din ve bilimi bir uyum içinde yoğurmaya çalışırlar. Zaten gnostik deyimi de genellikle M.S. 1. ve 2. yüzyılların felsefi tarikatlarını adlandırır ve tinsel gizler bilimi anlamındaki Yunanca gnosis, gnostikos (bilgiye sahip insan) sözcüklerinden türetilmiştir.

GNOSTİSİZM NEDİR?

Gnostisizm; tanrısal, mutlak bilgiye bir anlık aydınlanmayla, sezgiyle ulaşılabileceğini ileri süren bir dinsel akımdır. Bu akım İlk Çağ Yunan felsefesi ile Hıristiyan dininin görüşlerini kaynaştırmaya çalışan, felsefeciler tarafından milattan sonra I. ve II. yüzyıllarda oluşturulmuştur.

Bu akımın savunucuları, dinlerin mutlak bilgiyi sağlamada yetersiz oldukları görüşündedirler. Bu nedenle de Hıristiyanlar tarafından sapık bir tarikat olarak görülürler; çünkü onlar için salt bilgi, dinsel bilgilerin çok üstünde bulunan kurgusal bilgilerdir. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğu, doğduğu ve büyüdüğü, çarmıha gerildiği ve bunun gibi Hıristiyan inaklarını (dogmalarını) yadsırlar. Onlar için İsa düpedüz insandır.

Gnostisizmi savunan felsefeciler gerçekte de dar bir tarikat yaşamı sürdürürler ve çileciliği savunurlar. Temel inanç esasları ve ibadet şekillerinde gnostizmin hakim olduğu dinlerde bulunmaktadır. Bunlar; Sabiilik, Manihezim ve Hermetisizm’dir.

GNOSTİSİZM AKIMININ TARİHÇESİ

Gnostismin başlangıcı konusunda bir çok görüş ileri sürülür. Başta çeşitli kilise babaları olmak üzere, bir çok Hıristiyan yazar gnostisizmi Hıristiyanlık içerisinden kaynaklanan bir heretic olarak değerlendirmiş ve Simon Magus’u bütün sapkınların babası olarak görmüşlerdir. Ancak gnostisizm Hıristiyanlık öncesi dönemlerden itibaren var olan bir gelenek olması gerçeği görülerek, bu görüş bir çok bilim adamı tarafından eleştirilmiştir.

Gnostisizmin İran, Eski Yunan, Eski Mısır, Babil ya da Yahudilik kaynaklı olabileceği çeşitli teoriler bulunmaktadır. Gnostisizmin temel öğretileri arasında ışık ve karanlık ya da iyilik ve kötülük arasındaki düalizm (ikicilik), maddi evrenin -ve bedenin- kötülüğü, demiurg düşüncesi, ruhun ilahi evrene ait olup süfli (bayağı, aşağılık) yeryüzünde beden içerisinde hapishane hayatı sürdüğü kurtuluş için dünyevi olan her şeyden uzaklaşmak ve bunun neticesinde gnosis’e ulaşmaktır.

Gnostikler felsefi bir dizge oluşturmak yerine yalnızca bir Yarı-Hristiyan mitolojisi ortaya koymuşlardır. Bunun yanı sıra onların öğretileri, Mesih’in öğretilerinin üstün olan kavramları ile çelişki halindedir; onlar, Eski Ahit’i reddetmektedirler, gizli ve açık Hıristiyanlık ayrımı yapmaktadırlar.

Gnostik hareket, yeni din üzerinde gözle görülür bir etkide bulunmaktadır: Hıristiyan teolojisi tarafından, inancın felsefi olarak formülleştirilmesi için bir itme gücü sağlayacaklardır.

GNOSTİK FİLOZOFLAR

Markion

Markion, Sinopludur. Kendi öğretisini yaymak için 144’te Roma’da bir tarikat kurmuştur. Bu tarihten önce kendi bölgesindeki başpiskopos tarafından aforoz edilmiştir. Gnostikler, Hristiyanlığa bağlı olduklarını söylemelerine rağmen öğretilerinde onunla uyuşmayan birçok yön de barındırmaktadırlar. Markion, Yahudiliği toptan reddetmiştir ve Yeni Ahit yani İncil’i Eski Ahit’in yani Tevrat’ın tamamlayıcısı olarak görmeyi reddetmiştir. Eski Ahit’teki Tanrı, düzenlemiş olduğu evrendeki kusurlardan sorumludur. Kendisinin yaratmadığı maddeyi karşısında bulmuş ve kötülüğün temeli olan maddeyi kullanmıştır. Eski Ahit’in Tanrısı bir tür Demiurgos’tur ve başarısız olmuştur. Oysa “Yabancı Tanrı” dediği Yeni Ahit’in Tanrı’sı, bu eski Tanrı’dan çok üstündür. İsa’ya kadar bu Tanrı bilinmemekteydi. Yahudilerin Tanrı’sı da İsa onu çağırana kadar bu yabancı Tanrı’yı bilmiyordu. Eski Tanrı adaletçiyken yeni Tanrı ya da yabancı Tanrı bizzat iyiliktir. İsa, insanları zavallılıklarından kurtarmak için bedenlenen ve acı çeken bu merhametli Tanrı’nın kendisinden başkası değildir. Maddenin kötülüğü bedenleşmiş olan Tanrı’nın maddeyi merhametiyle canlandırmasıyla kurtuluş yolunu bulmuştur. Maddenin kötülüğünden kurtulması için Tanrı, insanlara ahlak yoluyla seslenmiştir.

Basilide

Basilide, zengin hayal gücüne sahip birisiydi ve öğretisi hayal gücünün oluşturmuş olduğu varlıklarla doludur. O, her şeyin başlangıcında bulunan varlık olarak bile adlandırılamayan bir Tanrı anlayışını geliştirmiştir. Varlığın üstünde olan bu Tanrı, ancak onu yaratacak güce sahiptir. Tartı bir Panspermia’ya sahiptir. Yani âdeta tohumlarla dolu bir ambarı vardır. Bu tohumlardan Tanrı üç soyu yaratmıştır. İlki, Tanrı’dan fışkıran, ancak kaynaktan uzaklaşmayarak Tanrı’nın hemen yanında yer alan soydur. İkincisi, diğer tohumların arasından çıkan ve kutsal ruhun verdiği kanat ile ancak Tanrı’ya geri dönebilen ağır bir soydur. Sonuncusu da çok daha ağır olan Panspermia içinde kalacak olan soydur. Bu soy, ihtiyaç duyduğu kaynağa gitmek için arınmalıdır. Buradan itibaren Basilide, Hristiyanlığın teslis dogmasını hatırlatan çok zengin bir Kosmogoni kurmaktadır. Bu Kosmogoni kısaca şöyledir: “Bütün bunlar (yukarıda anlattıklarımız), Tanrı’nın ikamet ettiği üst bir âlemde olup bitmektedir. Katı bir küre (stereoma), bu âlemi evrenin geri kalan kısmından sıkıca ayırmaktadır. Gerçekten de panspermia’nın içinde Tanrı yeni bir varlık yaratmıştır: Büyük Arkhon.” (EttienneGilson, Orta Çağ’da Felsefe, s.38)

Çok güzel ve çok güçlü olan Büyük Arkhon’da bir oğul meydana getirecektir ve bu, Ogdoade’dir. Bu ikisinden de Nous (Akıl), Logos (Söz), Sophia (Bilgelik) ve Dunamis (Kuvve) gibi oğullar meydana gelecektir. Bunlar da iç içe halkalar hâlinde bulunan göğü dolduracak yani 365 göğü dolduracak başka oğullar meydana getirecektir.

Valentin

Valentin, İskenderiye’de ve Roma’da dersler vermiş önemli bir gnostiktir. Valentin, felsefeye en yakın gnostik olarak kabul edilmiştir. O da diğer gnostikler gibi hayal gücünün zenginleştirdiği bir mitoloji-kozmogoni oluşturmuştur. Basilide’nin varlıklarının kimisinin de yer aldığı bu zengin âlemleri Etienne Gilson’un tasvirinden aktarmak istiyoruz: “(Valentin) her şeyin kaynağına ‘yaratılmamış, ölümsüz, anlaşılamaz ve kavranılamaz birliği’ koymaktadır. Adını söyleyelim: Baba veya Dipsiz Engin. Bu eril ilkeye bir de dişil türde ilke eklemek gerekir: Sige (Sessizlik). Engin, yalnızlığı sevmiyordu çünkü aşktı ve aşk da sevecek kimsesi olmayınca aşk olamazdı. Sige ile birleşmesinden akıl (nous) ve doğruluk (aletheia) doğmuştur.” (Ettienne Gilson, Orta Çağ’da Felsefe, s.39).

Engin, sessizlik, akıl ve doğruluk var olan her şeyin kökeni olan ilk dört ilkedir. Valentin, bunların içinde aklın ve doğruluğun logosuna yaşamı doğurduğunu, bunların da insanı ve kiliseyi doğurduğunu söyler. Buna ilk Ogdoade der. Burada ayrıntılarına girmeyeceğimiz tüm bu doğumlar silsilesiyle Valentin, şehveti dizginlemek için doğan İsa’ya kadar gelir. İsa arındırıcıdır ve şehvetten arındırdığı maddeyle Demiurgos evreni inşa eder. Demiurgos, tüm bu üst âlemden ve orada olup bitenlerden habersiz bir şekilde evreni inşa etmektedir. Demiurgos da kendini yüce Tanrı sanmaktadır. Bu, Eski Ahit’in tanrısıdır. Burada Valentin ile Basilide’nin uyuştuğunu görmekteyiz. Eski Ahit’in tanrısı, yüce Tanrı değildir. O sadece evrenin mimarı ya da sanatçısıdır. Ancak üst âlemden habersiz olduğundan kendini yüce Tanrı sanmaktadır. Eski Ahit’te geçen; “Ben Tanrı’yım ve benden başka Tanrı yoktur.” şeklindeki ifade onun yanılgısının dile gelişinden başka bir şey değildir. İncil, yüce Tanrı’nın gerçekte kim olduğunu bildiren asıl metindir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*