Tarih Felsefesi ve Beşeri Bilimler

felsefe Nedir

İnsan tarihsel bir varlıktır. İnsana özgü bir tarihsel olgu olarak siyasetin de, tarihin neliğine dair felsefi düşünüşten, yani tarih felsefesinden soyutlanması düşünülemez.

Aynı şekilde insan toplumunun tarihsel açıdan dinamik gerçekliğini çeşitli yönleriyle ele alan tüm felsefe alanları ve beşeri bilimler, siyaset olgusunun özünü yakalamaya çalışan siyaset felsefesi için vazgeçilmez bir birikim ve malzeme oluştururlar. Yalnızca beşeri ya da toplumsal bilimler değil, doğa bilimleri de daha dolaylı olmak üzere, siyasetin özü üzerine düşünen filozofa malzeme sağlarlar.

Tarih felsefesi, insanın tarihsel bir varlık olmasının temel nedenlerini, genel insanlık tarihinin seyrini belirleyen ana etkenleri saptamaya çalışır. Düşünen bir hayvan olarak tanımlanan insanın, yalnızca bir doğa varlığı değil aynı zamanda bir tarih varlığı olduğuna dair temel bir kavrayış ve perspektif olmadan, hakiki anlamda bir tarih felsefesinden söz etmek olası değildir.

Kimi düşünürler için tarih, insanın tüm düşünsel ve tinsel çabasına rağmen tikel, göreli ve rastlantısal olayların seyir alanıdır. Kimi düşünürler ise, düşünen öznenin tarihsel süreçte egemen olan bazı evrensel ve zorunlu ilkelerden hareketle belli bir kavrayış ve eylemlilik içine girebileceğini düşünür. Empirist, pozitivist ve pragmatist bir bakış açısı, insanın aklını ve düşünme yetisini olgusal gerçekliğe uygun bir tarzda kullanmasının tarihsel gelişimin dinamiğini oluşturacağını savunur.

Buna karşın rasyonalist ve idealist bir bakış açısı, tikel olgusal gerçekliği aşan bazı rasyonel ve ideal ilke ve değerlerin tarihsel açıdan aydınlatıcı rolünden bahsederler. Beşeri ya da insani bilimler ise insan gerçekliğine çok çeşitli yönlerden yaklaşırlar. Bu bilimsel yaklaşım biçimleri kendilerine özgü tikel içerikleri bağlamında, insanın tarihsel ve toplumsal var oluşunu ideal ve normatif ilkelerle yargılamaktan çok, olgusal gerçekliği saptamamaya çalışırlar.

Kuşkusuz tarihsel değer yargılarından tümüyle arınmış bir bilimsel yaklaşım tarzı, hiçbir zaman tam olarak gerçekleştirilebilecek bir şey değildir. Böyle bir düşünce daha çok, bilim insanlarını kavrayışlarını sınırlayabilecek önyargılardan olabildiğince uzaklaştırma hedefiyle dile getirildiği sürece makul olabilir.

Psikoloji, sosyoloji, antropoloji, siyaset bilimi, tarih, iktisat v.d. beşeri bilimlere örnek olarak verilebilir. Örneğin psikoloji, insan ruhunun temel düzeneklerini, insan davranışlarının nedenlerini araştırır. İnsanların tüm politik davranışları da bu bağlamda psikolojik bir araştırmanın içeriği olabilir. Ayrıca genel olarak insan ruhunun ve davranışlarının olgusal analizi, politik davranışların analizinin genel çerçevesini oluşturur. Aynı şekilde örneğin iktisat bilimi olgusal analizleriyle, tüm toplumsal ve dolayısıyla politik yaşamın maddi zeminini oluşturan üretim ve tüketim ilişkilerinin dinamiğini kavramaya çalışır.

Kuşkusuz tüm bu bilimsel ve olgusal analizler, içinde bulunulan toplumun ve tarihsel dönemin tikel ideolojik ve sınıfsal değer yargılarından tümüyle soyutlanamaz. Yine de ideolojik angajmanlar içerse de beşeri bilimler, belli empirik ve olgusal verileri hesaba katmak zorundadırlar.

Siyaset felsefesine dair kavram ve tartışmaların, temel felsefe disiplinleri olan ontoloji ve epistemolojiden soyutlanarak anlaşılması mümkün değildir. Bu bağlamda siyasete ilişkin kavram ve tartışmaların geliştirilmesi de, ancak ontolojik ve epistemolojik kavram ve tartışmaların derinliğine inerek sağlanabilir.

Ahlak ve hukuk felsefeleri de, siyasetle iç içe bir gerçekliğe sahip olan ahlak ve hukuk olgularını ele aldıkları için, siyaset felsefesiyle yakından ilgilidirler.

Siyaset dâhil insana dair her şey tarihsel bir belirlenim taşıdığı için, siyaset ve tarih felsefelerindeki tartışmalar birbirlerini besleyen bir seyir izler. Aynı şekilde tüm beşeri bilimler ve dahası doğa bilimleri, insan ve toplumla ilgili oldukları ölçüde siyaset felsefesindeki tartışmalar için zengin veri akışını sağlarlar. Bu durum günümüz siyaset felsefesinin, neden Antik ya da Orta Çağ siyaset felsefelerinden daha karmaşık ve sofistike bir hal aldığını da açıklar.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*