Sosyal Eylem ve Yorumlamacı – Anlamacı Sosyoloji

felsefe Nedir

Yorumlamacı sosyolojinin ilk ve en önemli ismi olan Weber’in din sosyolojisi ile ilgili çok özel ve güçlü çalışmaları vardır. Onun dine dair yaklaşımı sosyal eylem hakkındaki tanımıyla tutarlıdır. Sosyolojinin başlıca rolünü sosyal eylemin yorumlanması ve anlaşılması olduğunu söyleyen Weber’e göre “sosyal eylem” de anlamlı eylemden ibarettir.

İnsan bütün eylemlerini bir anlam atfederek yapan bir varlıktır. O yüzden yemek yemek, içmek gibi en temel beşeri hareketlerini bile hayvanlardan farklı olarak kendi kültürel farklılığını, yani anlamını atfederek yapar. O yüzden yemek yeme adabı veya davranışları her kültürde değişir. Böyle olunca sosyolojinin de temel görevi eylemleri yapan insanların kendi yaptıkları hareketleri hakkındaki niyetlerini, anlamlarını veya tanımlarını öğrenmeden onlar hakkında bazı teorilerden yola çıkarak açıklama yapamayız.

Weber’e göre pozitivist sosyologlar kişinin kendi eylemi hakkındaki yorumunu dinlemeden kendi heybelerindeki teorilerden yola çıkarak o insanların eylemlerini açıklamaya koyuluyorlar. Teoriden yola çıkarak gerçekliği açıklamak özellikle Marksistlerin çok sık yaptıkları bir hata. Bu eleştiri “açıklamacı sosyoloji” ile “anlamacı sosyoloji” arasındaki bir ayırımın netleşmesine yol açarken Weber’in birinci önceliğinin eylemin aktörünü “anlamak” olduğu görülür.

Weber’in bu yaklaşımını uyguladığı meşhur çalışması “Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu”nda Marksistlere göre basitçe ekonomik şartların bir sonucu veya türevi olmaktan ibaret olan Protestan hareketin, aksine kapitalizmin ortaya çıkmasında etkili olan bir çalışma ve iş ahlakı motivasyonu sağladığını keşfeder. Bu sonuca Weber kapitalizmin ilk ortaya çıktığı yerlerin Protestanların yoğun olarak yaşadığı yerler olduğundan hareketle varır. O Protestanların dünyayı ve kendi eylemlerini nasıl yorumladıklarına, bizzat onları dinleyerek kendi sosyolojik yaklaşımının farkını ortaya koydu. Doğrusu kendisi de bir Protestan olduğu için Protestanların anlama dünyasını zaten yeterince tanıyordur. İnsanların doğuştan günahkâr olduğuna inanılan Hristiyanlıkta bu günahın yükünden kurtulmanın bir yolu olarak dünya zevklerine mesafeli, çileci bir hayat önerilir. Protestanlık ise bu çileyi dünya için pozitif bir değere dönüştürmüş ve çile çekercesine çok ve düzgün çalışmayı bu çilenin bir kefareti olarak alır. Bu anlayışın harcamaksızın çok çalışmayı ve bu yüzden bir maddi birikimi ürettiğini keşfeden Weber böylece bir zihniyet dünyasının kapitalizm gibi özünde maddi veya ekonomik olan bir gelişmeye etki ettiğini söyler. Böylece Marksizmde ihmal edilen ve maddi şartların bir sonucu olarak gelişen zihniyet dünyasını sosyolojik araştırmanın merkezine koyar.

Bugün din araştırmalarının birçoğu Weber’in yorumlamacı sosyolojisinin etkisi altında daha kolay yapılmaktadır. Aslında sadece din araştırmaları için değil, her çeşit kültür araştırması için Weber’in bu yaklaşımı oldukça verimli bir çerçeve sunuyor. Çünkü insan varlığının kaçınılmaz bir ürünü olarak oluşan kültür özünde bir anlam sistemidir ve bu anlam bireysel veya kolektif olarak insanların zihinlerinde yer almaktadır. Onu ortaya çıkarmak için bizzat eylemi yapan insanları dinleyip anlamaktan başka bir yol da yoktur. Weber için bu yol verstehende sociology’dir yani yorumlamacı/anlamacı sosyoloji. Weber bu yaklaşım altında dünya dinlerini inceler ve dinlerin farklı statü veya sınıflar arasındaki şekillenişini de inceler.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2991 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1994

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*