Felsefe.Gen.TR

El Cezeri Kimdir?

El Cezeri Kimdir?

El Cezeri sibernetik ve robotik biliminin babası olarak kabul edilen ve tam adı Ebû’l İz İsmail İbni Rezzaz El Cezerî olan, Dicle ile Fırat arasında yer alan ve ada anlamına gelen Cezire’de (bugünkü adı ile Cizre) 1136 yılında dünyaya gelen bir bilim adamı ve düşünürdür.

İslam’ın altın çağı olarak bilinen 13. yüzyılda bilimsel çalışmalar yapan Müslüman bilim insanı El Cezeri’nin sibernetiğin ilk adımlarını attığı ve ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilmektedir.

Cizre’den gittiği Diyarbakır’da Artuklu hükümdarlarının sarayında 32 yıl mühendis olarak çalışan El Cezeri’nin robotlar ve çeşitli düzeneklerle ilgili yazdığı kitabın 4 kopyası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde, bir kopyası da Süleymaniye Kütüphanesi’nin Ayasofya bölümünde bulunmaktadır.

El Ceziri bilimsel çalışmalarında fizik ve sibernetik alanlarında yoğunlaşmış, hâlen kullanılmakta olan ve aşılmamış onlarca buluşa imza atmıştır. İsmini yaşadığı şehirden alan El Cezerî Batı literatüründe M.Ö. 300 yıllarında Yunan matematikçi Archytas tarafından buharla çalışan bir güvercin yapılmış olduğu belirtilse de robotikle ilgili bilinen en eski kayıt da Cezeri’ye âittir.

El Cezeri

El Cezeri

El Cezerî, 1206 yılında Cizre’de ölmüştür ve mezarı Cizre’deki Nuh Peygamber Camisi’nin avlusunda bulunmaktadır.

El Cezerî, çalışmalarının ileride kendisinden sonra gelenler tarafından önemsenmeme ihtimaline karşı kitabının önsözünde şöyle demiştir:

“Bu işe öyle meşakkatlerle koyuldum ki yolum uzadı, emeklerimin rüzgârın savurduğu şeyler gibi heba olmasından, çalışmalarımın gündüzün geceyi silmesi gibi silinmesinden korkarım.”

EL CEZERİ KİMDİR?

Hayatı hakkında, günümüze kalan kitabının girişindeki kısa açıklamanın dışında bilgi yoktur. 1181-1206 yılları arasında Diyarbakır’da Artuklu hanedanının himayesinde bulunduğunu söyleyen Cezerî, 1205’te tamamladığı “Kitâb fî Maʿrifeti’l-ḥiyeli’l-hendesiyye” (el-Câmiʿ beyne’l-ʿilmi ve’l-ʿameli’n-nâfiʿ fî ṣınâʿati’l-ḥiyel) adlı ünlü eserini Emîr Nâsırüddin Mahmud’un isteği üzerine kaleme almıştır.

Kitap altı kısma ayrılmış olup ilk dört kısım onar, son iki kısım da beşer bölümden meydana gelmektedir. Bu kısımlar su saatleri ve kandil saatleri, ziyafetlerde kullanılan kaplar ve sürahiler, el yıkama ve kan alma için kullanılan kaplar, çeşmeler ve mekanik yollarla hareket eden (otomatik) müzik aletleri, su pompalayan makineler, muhtelif aletler üzerinedir.

El Cezeri

El Cezeri

Kitapta her aletin şekli renkli mürekkeplerle çizilmiş ve çalışması ayrıntılı olarak izah edilmiştir; bu ayrıntılar da çeşitli renklerle gösterilmiştir. Ayrıca şekillerde Arap harfleri kullanılarak bazı parçalar işaretlenmiş ve metinde bunlara göndermeler yapılarak açıklamaların anlaşılması kolaylaştırılmıştır. Bazı nüshalarda ise bu harflerin ebced değerleri göz önüne alınmış, bazılarında da henüz açıklanamayan gizli bir harf sistemi kullanılmıştır.

Metinde aletlerin genel açıklaması verildikten sonra imal sırasına göre parçaların teker teker yapımı anlatılarak bunların montaj usulü açıklanmış ve en sonra da o aletin çalışması hakkında bilgi verilmiştir. Bütün bu özelliklerin dışında kitabın bazı nüshalarında sanat tarihçilerinin ilgisini çekecek düzeyde süslemeler vardır.

Eserin bazı bölümleri ilk defa E. Wiedemann ve F. Hauser tarafından Almancaya çevrilerek 1908-1921 yılları arasında muhtelif dergilerde makaleler halinde yayımlanmıştır. Bu çalışmadan elli yıl kadar sonra 1974’te Donald R. Hill kitabın İngilizceye tam tercümesini yapmış ve eseri açıklamalı notlarla birlikte tek bir cilt halinde neşretmiştir (The Book of Knowledge of Ingenious Mechanical Devices, Dordrecht 1974).

Araştırmacılar kitabın mevcut on dört nüshasından (tavsifleri için bk. Ahmed Yûsuf el-Hasan, MTUA, s. 60-62) Oxford Bodleian Kütüphanesi’nde bulunan (Graves 27) ve “Bodleian nüshası” olarak adlandırılan metni esas almışlardır. Daha sonra Ahmed Yûsuf el-Hasan, Bodleian nüshasından başka İstanbul’da bulunan üç nüshayı da (TSMK, III. Ahmed, nr. 3472, Hazine, nr. 414; Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 3606) esas alarak daha otantik bir metin meydana getirmiş ve bu çalışmasını söz konusu İstanbul nüshalarında görülen el-Câmiʿ beyne’l-ʿilmi ve’l-ʿameli’n-nâfiʿ fî ṣınâʿati’l-ḥiyel adıyla yayımlamıştır (Halep 1979).

Eserin yakın zamanlara kadar bilinmeyen iki nüshadaki çizimlerde bazı boyut tutarsızlıkları ve aletlerin yerleştirilişindeki karmaşık noktalar birer kusur gibi görünürse de metinle beraber dikkate alındığında bunun aşıldığı ve Cezerî’nin gayesine ulaştığı söylenebilir. Gerçekten kitapta anlatılan su saatlerinden biri 1976’da Dünya İslâm Festivali için Londra Bilim Müzesi’nde, diğeri de 1/2 ölçeğinde İstanbul Teknik Üniversitesinde yeniden yapılmış ve çalıştırılmıştır.

İstanbul nüshaları Bodleian nüshasından daha iyi olduğu için Ahmed Yûsuf el-Hasan neşrinin önceki yayınlarda karanlık kalmış bazı noktalara ışık tutacağı tabiidir. Bu çalışmalarla bilim dünyasına tanıtılan Cezerî ve kitabı hakkında çeşitli yorumlar ve değerlendirmeler yapılmıştır. Ancak bunlardan önce kitabının mukaddimesinde yer alan Cezerî’nin şu görüşleri dikkate alınmalıdır:

“Benden çok evvel gelen âlimlerin kitaplarını ve onları takip edenlerin çalışmalarını gözden geçirdim… Nihayet nakillerden kurtuldum, başkalarının yaptıklarından sıyrıldım ve problemlere kendi gözümle bakabildim… Uygulamaya dönüştürülemeyen her teknik ilmin doğru ile yanlış arasında muallakta kaldığını gördüm.”

El Cezeri

El Cezeri

Cezerî, kendisinin Helenistik çağdan XIII. yüzyıla kadar uzanan bir mühendislik geleneğinin İslâm dünyasındaki bir devamı olduğunun bilincindedir. İslâm dünyasında Musaoğulları (bk. BENÎ MÛSÂ) ile başlayan bu gelenek Cezerî’de zirveye ulaşmıştır.

Cezerî kendi yaptığı âbidevî su saatinin Pseudo-Archimedes’in yaptığı su saatine dayandığını söyler. Kitabının dördüncü kısmında çeşmeler üzerindeki çalışmaları sırasında Musaoğulları’ndan ve ayrıca Bizanslı Apollonios’un otomatik müzik aletleri üzerine yazdığı eserden de bahseder. Bu arada kimin tarafından yapıldığı bilinmeyen aletleri de zikretmiştir.

Cezerî esas itibariyle bir mucit değil bir mühendistir ve görevinin kendinden öncekilerin yapmış oldukları aletleri mükemmelleştirmek olduğu kanaatindedir. Bu noktadan bakıldığında eserinde teori ile pratiğin eşit ağırlıkta olduğu, hatta bazı yazarlara göre aletleri yapmak için gerekli pratik bilgi ve kuralların ağır bastığı hissedilir. Gerçekten de o, çalışmasının pratik hayatta işe yarar bilgiler türünden olduğunu özellikle belirtir.

Su ve kandil saatleri Cezerî’nin gücünü ifade eden karmaşık aletlerdir. Su terfi makineleri ekonomik yönden daha önemli olmakla beraber kitapta bunlara saatler kadar önem verilmemiştir. Metal döküm tekniğine ait bilgiler ileri bir mühendislik seviyesini ifade etmektedir.

Cezerî’nin aletleri yer çekimi kuvvetiyle çalışır ve bu kuvvet düşürülen bir ağırlık, boşalan bir kaptaki şamandıra veya batan bir cisimle elde edilir. Cezerî, kullandığı makine parçalarını ve imal usullerini de en ince ayrıntılarına kadar tanımlamıştır. Büyük bir kısmı bugünkü Avrupa mühendislik terminolojisine giren makine parçaları üzerine yaptığı çalışmaların en önemlileri şunlardır: Konik vanalar, kapalı kum kutularında pirinç ve bakır döküm, tekerleklerin balansı, ahşap şablon kullanılması, aletlerin kâğıttan maketlerinin yapılması, su akıtan savakların ayar edilmesi, çarpılmayı en aza indirmek için ahşabın tabakalar halinde kullanılması, gerçek anlamda emme borusunun kullanılması, suyunu belli bir zaman aralığı ile boşaltan kaplar ve daire sektörü dişliler.

Bunlardan bir kısmının yüzyıllar sonra Avrupa’da âdeta yeniden keşfedildiği bilinen tarihî bir gerçektir. Meselâ kapalı kum kutuları ile döküm Avrupa’da 1500 yıllarında başlamıştır. Konik vanalardan ilk söz eden Leonardo da Vinci’dir. Su saatinde seviye kontrol cihazına benzer ve buhar kazanlarında kullanılacak bir aletin patenti İngiltere’de 1784 yılında alınmıştır.

Cezerî’nin makinelerinden sadece biri, su çarkı ile işleyen tulumba modern mühendisliğin gelişmesine doğrudan doğruya katkıda bulunmuştur.

Bu makine,

  • a) çift etki ilkesinin uygulanması,
  • b) dönme hareketinin ileri-geri harekete çevrilmesi,
  • c) emme borusunun bilinen ilk kullanılışı olmasından dolayı çok önemlidir.

Dolayısıyla buhar makinesinin ve emme basma tulumbanın ilk örneği sayılabilir. Söz konusu makinede akan suyun çevirdiği çark düşey düzlemde bir dişliyi, bu dişli de yatay düzlemdeki diğer bir dişliyi döndürmektedir. Yatay dişlinin çevresine yakın bir yerde düşey bir pim bulunmaktadır. Bu pime ortası yarık ve diğer ucu yine bir pimle sabitleştirilmiş bir çubuk geçirilmiş ve bu çubuğa da tulumbaların piston kolları bağlanmıştır. Yatay dişli dönünce yarık çubuk açısal bir hareket yapmakta, piston kolları da ileri geri gidip gelerek tulumbaları çalıştırmaktadır.

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, 7. cilt, 505-506 sayfa

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...