Sofistlerin Bilgi Felsefesi Anlayışı

felsefe Nedir

Sofistlerin bilgi anlayışının karakteristiği, Protagoras’ın ‘‘İnsan her şeyin ölçüsüdür’’ sözünde somutlaşır. Bu anlayışa göre hakikat yoktur. İnsanın dahil olduğu her konu belli bir biçimde görelidir, gelişmeye ve değişmeye açıktır.

İnsan, deneyim ve tecrübeleri ile bilgi edinir ve esas olarak tüm bilmesi, deneyim aklın iş birliğine dayanır ve sınırlıdır. Onlara göre duyularla veya akılla ulaşılabilecek bir hakikat yoktur ve nihayetinde bilginin ölçütü, praksis, yani uygulamadaki başarısıdır. Bu anlayışın toplumsal alana uygulanması beraberinde siyasal, toplumsal ve kültürel alanda bir göreliği de getirmiştir.

Göreliğin hakim olduğu bu yaklaşıma sorulabilecek bir soru vardır; bu göreli yaklaşımlar neye göre tercih edilecektir? Sorunun yanıtının iki yönü vardır. Birinci yanı, bilginin pratik problemlere çözümler getirebiliyor olması, ikinci yanı ise çözümün sunulduğu insanları ikna edebiliyor olması. Öyleyse, sofistlerin bilgide doğruluk veya yanlışlık problemiyle ilgilenmedikleri de söylenebilir.

Sofistlerin bilgi anlayışına dair incelemede ilk açık kılınması gereken dönemin bilimsel bilgideki gelişmişlik düzeyidir. Bu bağlam detaylı bir şekilde incelenmese dahi sofistleri anlamak açısından önemli bir yerde durmaktadır. Bilimin ve bilimsel bilginin gelişmemiş oluşu sofistlerin hareket noktalarından birini oluşturmaktadır. Bilginin söz konusu olduğu her yerde ‘yargı’ vardır. Bir şeyden ‘bilgi’ diye söz edebilmek için onun yargı formunda, hükümle ifade edilmesi gerekmektedir: “Masa, siyah renkli bir nesnedir.” gibi.

Sofistler açısından bilgi aklın söyledikleriyle duyum ile gerçekleşmektedir. Onlara göre bilginin sınırı duyumdur, duyu algısıdır. Doğruluk değerinden söz edildiği vakit, sofistler açısından doğruluk değeri yoktur, akli kabullerdir, yani spekülatiftir. Eski Yunan bağlamında ortaya konan “theoria” anlamındaki fikirlerin bilimsel değere sahip olmadıklarını göstermektedirler. “Bilgide, epistemolojik anlamda, doğruluğu arayamıyorsak neyi arayacağız?” gibi bir soru sofistlerin karşı karşıya kalacakları-kaldıkları bir sorudur ve sofistleri cevabı işe yararlılığın aranacağıdır. Buradaki işe yararlılık ya da faydalı olma ‘çıkarcılık’ ile karıştırılmamalıdır.

Theoria anlamındaki bilginin mümkün olmadığını öne süren sofistlerin bilgi tartışmasını yürüttüğü nokta praksis yani eylem alanıdır. Bilginin pratik – eylemsel değeri ile ilgilenilmektedir. Bilginin eylemsel değeri ise ahlakta ve politikada kendisini göstermektedir. Bilginin ahlaksal değeri, kişinin kendi yaşamını düzene sokması ile ilgilidir diyebiliriz. Bu bilgi benim hayatta kalmamı, düzgün bir hayat yaşamamı sağlamıyorsa bu bilgi ‘faydasız’ bir bilgidir. Ahlak alanında bilginin değeri kişinin kendisi ile ilgili soru ve sorunlara cevaplar bulmasıyla ilgiliyken politika alanında bu soru ve sorunlar polis’e yöneltilmektedir. Bilginin politik anlamdaki değeri de kişinin dünyevi sorunlarına –toplumsal olarak- çözüm olmasıyla ilgili gözükmektedir. “Düzgün bir şehir nasıl olacak?”, “Adil bir yönetim nasıl olabilir?” vb. Protagoras bu sorunun cevabını demokraside aramaktadır.

O, herkesin demokratik sürece katılmasından yanadır. Herkesi politik sürece katılması ise belli bir donanımı gerektirmektedir ve bu donanımı biz –eski Yunan felsefesinden hareketle- politik görüş olarak nitelendiriyoruz. Protagoras, uzlaşma bilgisinden yana tavır almıştır. Daha önce polis’in içindeki sınıflar ve sınıflar arasından yaşanan çatışmalar üzerine yazdıklarımız hatırlanacak olursa, Protagoras farklı kesimlerin ortak payda da ne şekilde birleştirilebileceğine dair bir tartışma yürütmektedir. Burada Platon’un Protagoras diyaloğunda konuşan Protagoras’a başvurduğumuzda iki yaklaşım yakalamaktayız: adil ve makul karar verme. Adil karar, her şeyin yerli yerinde olabilmesi demektir. Makul karar verebilmek ise haysiyetin düşünüldüğü bir karardır. Burada kullanılan kelime aidos’tur ve utanma, ahlak anlamlarına gelmektedir. O halde makul karar verme, herkesin haysiyetini koruyacak ve herkesin haysiyetine uygun düşecek bir genelleme oluşturabilmek şeklinde düşünülebilmektedir.

Daha önce bilgi bahsi üzerine yazdıklarımızda hareketle bilginin başka kullanımları ve alanları olduğunu unutmamak gerekmektedir. Bunlardan biri bilginin teknik, teknolojik kullanımı olarak gösterilebilir. Bu da bilginin teknolojik anlamda işe yaraması olarak düşünülebilir. Ancak o dönemin filozofları açısından bilimsel anlamda bilgiyi kurmak imkansız olduğundan bilginin teknik, teknolojik kullanımı bulunmamaktadır.

Örneğin Demokritos atomculuğu öne sürmüştür ancak o dönemin metalcileri tarafından bu bilgi herhangi bir kullanım değeri taşımamaktadır. Yine geriye kalan, pratik bilgisi, bilginin pratik kullanımıdır. Kişinin kendi sorunlarının, kendi sorunlarının yanı sıra içinde bulunduğu topluma dair sorunların çözülmesine yarayan bilgidir. Bunun yanı sıra, daha önce Sokrates bağlamında açtığımız bir bilgi dalı söz konusuydu: yaşama bilgisi. Buradaki temel soru “Mutluluk bilgisi mümkün müdür?” idi.

Bu noktada Yunan bilgeliğinin mutluluk üzerine kurulu olduğunu unutmamak gerekmektedir. Mutluluk bilgisi eylem alanı ile ilgili bir bilgidir. Kişinin yaptığından rahatsız olması ya da olmaması durumuyla ilgilidir. Kişi yaptığından rahatsız olup rahatsızlık doğuran eylemine son verebileceği gibi bu eylemine devam da edebilir ve bu devam mutsuzluluğun devam ettirilmesidir. Yunan dünyası açısından mutsuzluk bir ahlaksızlıktır ve yine Yunan dünyasında mutluluk bilgisi elde edilebilecek bir bilgidir; kişinin kendi doğasına uygun şekilde yaşaması olarak tarif edilebilir.

Bilgi hususunda yürütülecek olan bir diğer tartışma ise bilginin aktarımı, yani öğretme hakkında olacaktır. Bu bağlamda, sofistler ve Platon-Sokrates karşıtlığında ortaya çıkan temel soru tartışmanın seyrini oluşturmaktadır: “Erdem öğretilebilir mi, öğretilemez mi?”. Bu sorunun ortaya atılışının ardında yatan sebep ise daha önce ele alınan sofistlere atfedilen “hiçbir şey bilinemez” sözünde yatmaktadır. “Hiçbir şey bilinemez ise bilinemeyen bir şeyin bilgisi yoktur ve bilgisi olmayan bir şey nasıl öğretilebilir?” gibi bir karşı çıkış geliştirilmektedir. Ancak, hatırlanacağı üzere, sofistler böyle bir yaklaşıma sahip değildir. Daha önceki bölümde Gorgias’ın sözüne dair incelememizde bunu görmüştük. Sofistler ne her şey bilinir ne de hiçbir şey bilinemez demişlerdir.

Parmenides’in anladığı şekliyle varlık bilinemez görüşünü, aynı zamanda , toplumla ilgili konularında bilinebileceğini öne sürmüşlerdir. Örneğin kaptanlık mesleği bilinebilir ve bu meslek mesleği bilen tarafından bilmeyen bir kişiye öğretilebilir. Çünkü kaptanın sahip olduğu bilgi pratik bir bilgidir. Sofistler de pratik alana dair öğretmenlerde. Polis bağlamında sofist açısından bilinmesi gereken yöneticilik bilgisidir. Sofistin öğretme iddiasında olduğu ve bilinebilir olduğunu söylediği şey yöneticilik bilgisi ise onun sahip olması gereken bilgi de budur. Bu nokta şimdilik bir soru işareti ile kapatılabilir. Ama sofistlere karşı geliştirilen “Hiçbir şey bilinemez / Erdem bir bilgidir / O halde erdem öğretilemez” argümanın sofistler bağlamına kurulamayacağı ortadadır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*