Siyasetin Toplumsal Yaşam Bağlamındaki Tanım ve İşlevleri

felsefe Nedir

Siyaset olgusunun insan yaşamı için önemi, insanın toplumsal ve politik bir hayvan olmasıyla ilgilidir. İnsan bireysel öznelliğiyle nesnel toplumsal ilişkilerden soyutlanmış bir anlama ve var oluşa sahip değildir.

Birlikte yaşam temelinde gelişmiş olan işbölümü ve hiyerarşi, toplumsal üretim ve tüketimi çeşitli biçim ve araçlarla düzenlemeye çalışır. Toplumsal işbölümü ve hiyerarşi ve bu zemin üzerinde üretimin ve tüketimin düzenlenmesi, siyaset olgusunun özünü oluşturur. Tikel bir toplumdaki siyasal örgütlenmenin tümüyle evrensel ve zorunlu ilke ve normlara göre biçimlendiği söylenemez.

İlk olarak, insan toplumlarının tarihsel dönüşüm süreçleri göz önüne alındığında, evrensel ve zorunlu ilke ve normlardan söz etmek zor olacaktır. İkinci olarak, evrensel ve zorunlu olduğu varsayılan ilke ve normlar söz konusu olsa bile, onların tüm eksiksizlikleriyle herhangi tikel bir toplumda egemen olmaları pek olası değildir. Siyasal iktidar ve hiyerarşi temelinde örgütlenmiş olan toplumsal yaşam, göreli bir tarihsel bilinç içerisinde biçimlenmiş tikel bir belirlenim taşır.

Tikel bir toplumdaki siyasal örgütlenme tümüyle evrensel ve zorunlu ilke ve normlara göre biçimlenmemiş olsa bile, insanın siyasal alandaki felsefi arayışı, yani evrensel ve zorunlu ilkeler arayış sürecektir. Felsefe toplumsal yaşamda olumsal ve göreli olanı evrensel ve zorunlu olandan ayırma ve belirleme çabasını sürdürecektir. Bu en azından bazı filozoflar için böyledir.

İnsanın toplumsal yaşamı, akılsal ve teknik açıdan verimlilik ve devamlılık arayışlarına sahne olmuştur. İnsanlar temel gereksinimlerini karşılayıp yaşamlarını konforlu bir biçimde sürdürmek için, bazı normlara, yani toplumsal ve tarihsel nitelikli ilke ve kurallara ihtiyaç duymuştur. Bir doğa varlığı olarak doğa yasalarına tabi olan insan, aynı zamanda Aristotelesçi bir dile getirişle politik bir hayvandır ve toplumsal yasalara (nomos) tabidir. Politik ya da siyasal iktidar aracılığıyla yürürlüğe konulan ilke ve kuralların, toplumu oluşturan tikel ve bireysel yönelimlerden bağımsız bir belirlenim taşıdığını savlamak, çoğu kez belli sınıfsal ilgilerle biçimlenmiş ideolojik söylemlere dayanır. Yine de toplumsal ilişkilerde verimlilik ve devamlılık arayışı, tüm olası sınıfsal ve ideolojik angajmanlara rağmen devam edegelmiştir.

İnsan yaşamını fiziksel yalınlık ve dolaysızlığın ötesine taşıyan güvenlik ve konfor arayışı, derin ve süreğen bir toplumsal dinamizme yol açmaktadır. Bu bağlamda insan yaşamını karmaşıklaştırıp canlandıran ve tarihsel bir değişim sürecine dönüştüren şey, akılsal düşünme sürecinin normatif ve teknik sonuçlarıdır. Normatif değerler insan ilişkileri bağlamında amaçların neliği üzerine odaklanırken, teknik donatı ve yaratıların ise araçsal bir düzlemde toplumsal bir konforu hedefledikleri söylenebilir.

Tarihin değişim seyri, ahlaki-politik değerlerle bilimsel-teknik yaratım ve değerlerin değişim ve gelişimine tanıklık etmiştir. Siyaset ya da politika bu anlamda, ahlaki norm ve değerlerin, yani kısaca insani amaçların kurumsal düzlemde gerçekleştirilmesine hizmet eden bir araç veya sanat olarak tanımlanabilir. Siyaset kurumunun bir araç olarak ilgili ahlaki amaçları ne oranda gerçekleştirebildiği sorunu, tarihsel ve toplumsal bağlamda sürekli tartışılır. Bu bağlamda siyasal örgütlenme ve kurumlaşma, kendi iktidarını ve geçerliliğini sürekli kanıtlamak ve edimsel kılmak zorundadır.

Siyasal iktidarın hangi rasyonel zemin üzerinde biçimlendiği, onun geleceğini ve tarihsel devamlılığını da belirleyecektir. Siyasal bir yapı ve iktidarın yalnızca yalın fiziksel zorbalık ve korku üzerinde uzun süre ayakta kalması düşünülemez. Rasyonel bir siyasal iktidar, kendisine tabi olan halka tümüyle dışsal, yabancı ve zorba bir güç olarak değil, içten, duygusal ve düşünsel bir meşruiyet zemininde yaklaşmak isteyecektir. Meşruiyet bu anlamda siyasal iktidar için çok önemli bir ilkedir. Meşru ve edimsel bir iktidar, şu ya da bu ölçüde halkın gücüne dayanan ve bu güçle yoluna devam eden bir iktidardır. Böyle bir iktidarın kendi çevresinde örgütlenmiş bir siyasal yapıyı uzun süre ayakta tutabileceği açıktır. Özellikle demokratik yönetimler için meşruiyet vazgeçilmez bir değer taşır.

Siyasal iktidar ve yapıların tarihsel açıdan olumsal ve göreli bir belirlenim taşıdıkları, evrensel ve zorunlu oluşumlar olmadıkları açıktır. Bu nedenle insan toplumlarındaki siyasal mücadeleler devamlı ve sürekli bir belirlenim taşırlar. Siyasi etkinlik ve mücadele bir an için yapılıp bir tarafa bırakılacak bir etkinlik ya da mücadele değildir.

Siyaset bu anlamda sürekli bir tarzda, siyasal grup ve bireyler açısından ortaya konulan hedeflerin, sürekli bir savunusu ve gerçekleştirilmeye çalışılmasıdır. Tikel gruplar ve toplum geneli bağlamında siyaset, olması gerekenlerin, olması, yani gerçekleşmesi çabasıdır. Bu çabanın değeri yadsınamaz. Daha iyi bir toplumu amaçlayan siyasal mücadele ve çabanın, felsefi bir bilinç ve sorgulama sürecine dayanmasının önemi de açık olsa gerektir.

Temel ilke, hedef ve kavramların iyi saptanması, insan tinselliğinin derin ve diyalektik mahiyetine dair felsefi bir içgörü, hiç kuşkusuz siyasal alandaki tikel, olumsal ve göreli savrulmaların olabildiğince önüne geçmek açısından önemlidir. Siyasal mücadelenin Hegelci anlamda bir ‘kötü sonsuz’a savrulmaması ve ‘ömür törpüsü’ne dönüşmemesi için, entelektüel açıdan çok yönlü, derin, esnek ve soğukkanlı bir kavrayışın önemli olduğunu söylemeliyiz. Toplumsal kurumların gücünü, olumlu ve olumsuz yönlerini iyi saptayamayan bir bakış açısı, tikel, olumsal ve göreli bir bakış açısı olmaya mahkûm olacaktır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*