Özgürlük ve İrade (İstenç)

Felsefe Genel
Felsefe Genel

Özgürlük öznenin nesnellik karşısında tümüyle bağımsız olması değildir. Böyle bir özgürlük öznenin varoluş zeminini dışladığı için mümkün değildir. Yargıda bulunan ve davranan özne ancak kendisini var eden ve anlaşılır kılan bir nesnellik zemininde var olabilir.

Burada öznellik derken insanın bilinçli ve akılsal öznelliğini kastediyoruz. Nesnellik ise bu söz konusu insani özneyi bağlayan ve belirleyen tüm doğal ve toplumsal gerçekliğe işaret etmektedir. O hâlde özgürlüğü nasıl tanımlamalı?

Belki de insani açıdan özgürlüğü öznenin kendisini çevreleyen ve belirleyen nesnellikten bağımsızlığı olarak değil de bu nesnelliğe dair bilinçli akılsallığı olarak tanımlamak daha aydınlatıcı olacaktır. İnsan kendisini belirleyen nesnel gerçekliği bilinçli bir akılsallıkla kavradığı oranda özgür olabilir. Böyle bir kavrayış insana kendisini belirleyeni belirleme, kendisini sınırlayanı sınırlama olanağı verecektir.

İnsanın kendi nesnel gerçekliğini kendi öznel ihtiyaçları doğrultusunda belirleme çabası onu bir kültür varlığı yapar. Yağmurdan ya da güneşten korunmak için şemsiye ya da şapka yaparız, böylece yağmur yağarken ıslanmadan hareket edebilme arzumuz ve ihtiyacımız belli oranda giderilmiş olur. Yine aynı şekilde coğrafi mesafeleri hızla kat etmek için uçak yaparak hareket ve seyahat yeteneğimizi arttırmış oluruz. Tüm insani üretim ve teknolojiler bizi doğanın kısıtlayıcı zorunluluklarından bir miktar olsun özgürleştirir.

Burada söz konusu olan doğal belirlenimliliği tümüyle iptal etmek, doğadan tümüyle bağımsızlaşmak değildir. Tam tersine tam da doğal belirlenim ve nesnelliğin yasaları keşfedilmekte ve tam da bu yasallık üzerinde gerçek bir insani yaratım ve üretim süreci söz konusu olmaktadır. Bu bağlamda insanın teknolojik gelişimi ve ona eşlik eden kültürel dönüşümü, doğaya karşı değil, doğaya dayanarak gerçekleşebilir. Modernizm ve ona bağlı bilimsel gelişmelerin tam da bu anlayış zemininde yeşerdiği söylenebilir.

İnsanı özgür kılan ve onu bir kültür varlığı kılan ikinci bir bilinçli akılsallık ve üretim süreci ise tinsel gerçeklik alanında hüküm sürmektedir. Tinsel gerçeklik doğal ya da maddi gerçeklikten farklı olarak insanın iç dünyasını oluşturan tüm duyum, duygu, tasarım, düşünce belirlenimlerine işaret eder. Bu bağlamda insan toplumsal gerçekliği içinde yalnızca doğal gerçeklikler tarafından değil, tinsel ya da manevi diyebileceğimiz gerçeklikler tarafından belirlenir.

İnsan bu iki gerçeklik alanıyla iç içe yaşar ve onlar tarafından kuşatılmıştır. İnsan akılsal düşünme yetisiyle kendi duygu, tasarım ve düşüncelerini bilinçli bir şekilde sorgulamaya ve kavramaya çalışarak bu alanda da bir kültür varlığı olduğunu, tarihsel süreç boyunca değişen dinamik bir varlık olduğunu ortaya koyar. Zaman içinde insan duygu ve düşüncelerini değiştirir, bir zamanlar hoşlandığı şeylerden hoşlanmamaya, doğru bulduğu davranış ve düşünceleri yanlış bulmaya başlar. İnsanın iç dünyasındaki değişim ve dönüşüm, onun dış dünyasındaki değişim ve dönüşüm ile iç içe bir seyir izler. Karşılıklı bir etkileşim ve dönüşüm söz konusudur.

Bu anlamda insan özgürlüğü incelikli ve karmaşık bir yapıya işaret eder; bir yandan bizi belirleyen ve kuşatan maddi ve manevi bir nesnellik içine doğarız, öte yandan toplumsal eğitim yoluyla edindiğimiz akılsal düşünme yetimizle bu nesnelliği sorgular ve dönüştürürüz. Böylece akılsal düşünme yetisi insana tüm diğer hayvanlardan farklı ve daha geniş bir hareket ve yaşam alanı verir.

Diğer tüm hayvanlar içgüdüleriyle hareket ederler ve bu söz konusu içgüdüler doğrultusunda serbestçe hareket edebildikleri ve hedeflerine ulaşabildikleri sürece mutludurlar. Hayvanlar için önemli olan içgüdülerinin ve itkilerin yönettiği davranış serbestliğidir. İnsanlar ise bedenlerinin uzantısı gibi yaşamazlar. Bedensel varoluşun bir dışavurumu olan içgüdüler insan dâhil tüm hayvan türlerinde vardır. Fakat bedensel varoluşumuzun dolaysız dışavurumu olan içgüdülerden ve itkilerden farklı olarak irade ya da istenç dediğimiz şey yalnızca insanda vardır.

İrade içgüdüden farklı olarak akılsal bir dolayımı gerektirir. İnsan bilinçli bir şekilde düşünerek karar verdiği ve davrandığı sürece bir irade ya da istenç sahibidir. İrade böylece insani özgürlüğü gerektirir. Uyuşturucu bağımlısı bir kişiyi düşünelim. Eğer söz konusu kişi uyuşturucunun bedeninde yolaçtığı dolaysız etkilerle hareket ederse, davranışının uzun süreçli zararlı sonuçlarını düşünmeden uyuşturucu kullanmaya devam eder. Fakat söz konusu kişi uyuşturucunun kısa ve uzun süreli etkilerini hesaplar ve ona göre davranırsa, iradi bir davranış göstermiş olur. Kuşkusuz uyuşturucu bağımlığı tüm hayvan ve insanlarda temel ve zorunlu olan içgüdülerden farklı bir mahiyet ya da içerik taşır. Uyuşturucu bağımlığı insan bedeni ve dolayısıyla ruhu için temel ve zorunlu bir bağımlılığa ve ihtiyaca işaret etmez.

Açlık, susuzluk, cinsellik, tehlikelerden sakınma gibi temel içgüdülerimiz bizim için zorunlu ve bizi hayata bağlayan içgüdülerdir. İnsanın bu içgüdüleri iradeye dönüştürmesi, onları uzun ve kısa süreli toplumsal ve doğal sonuçlarını düşünmeden tatmin etmekten vazgeçmesi ve gerektiğinde erteleyebilmesiyle ilgilidir. İnsan bu içgüdülerini vahşi ve yabani bir şekilde değil, uygar bir şekilde giderebildiği oranda bir irade gösterebilir.

Herhangi bir vahşi canlının zorlu doğa koşullarında ayakta kalma becerisi göstermesi insani anlamda bir iradeye ya da istence sahip olduğunu değil, içgüdüler zemininde şekillenen bir güç ve enerjiye sahip olduğunu gösterir. İrade daha çok dolaysız içgüdülerin dolayımlanması ve akılsal bir düşünüşle eğitilmesine işaret eder. İrade bu anlamda belli oranda dolaysız içgüdülerden özgürleşmeyi ve diğer insanlarla ilişkilerinde insanın kendi egosunu parantez içine alabilmesini gerektirir.

Bu anlamda hem irade hem de insani anlamda özgürlük, insanlar arası ilişkileri düzenleme iddiasındaki ahlakın temelini oluşturan iki kavramdırlar. İnsan ancak özgür olduğu sürece ve özgür iradesiyle ahlaki bir özne olabilir. Yalnızca ahlaki özneler davranışlarından dolayı ahlaki bir yargı ve değerlendirmeye tabi tutulabilirler. Açıktır ki böyle bir özgür iradeye sahip olabilmek için, öznenin bilinçli bir akılsal düşünme yetisine sahip olması gerekir. Bu nedenle böyle bir donanım ve yetiye yeterince sahip olmadıkları düşünüldüğünden, hayvanlar, deliler ve çocuklar davranışlarından ötürü ahlaki yargı ve değerlendirmeye tabi tutulmazlar.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*