Kant’ta Transendental ve Transendent

felsefe Nedir

Kant’ın Hume’un empirist zeminli kuşkuculuğuna verdiği felsefi yanıt yalnızca onun rasyonalizmini değil, idealizmini de biçimlendiren bir yanıttır.

Kant’ın radikal bir empirizmden kaynaklanan aşırı kuşkuculuğa verdiği bu yanıt ve çözüm denemesi, onun rasyonalizm ve idealizminin transendental niteliğini de anlaşılır kılar. Kant transendent ve transendental kavramları arasında bir ayrım yapar. Transendent Türkçeye ‘aşkın’ olarak, transendental ise ‘aşkınsal’ olarak çevrilmektedir.

Kant zihnimizin empirik gerçekliğe önsel, yani a priori kategori ve kavramlarının bu söz konusu empirik gerçekliğe aşkın kullanımını epistemolojik açıdan olumsuzlar ve meşru görmez. Kant’ın birinci kritiğindeki, yani Salt Aklın Eleştirisi’ndeki ünlü deyişiyle “görüsüz kavramlar boş, kavramsız görüler kördür.” Anlığın a priori kategorilerinin duyulur içeriğe, diğer bir dile getirişle empirik gerçekliğe aşkın kullanılması, onların birer ‘görüsüz kavram’ olarak boş olmasına ve bilgi değeri taşımamasına işaret eder. Kant bu tür görüsüz kavramlara örnek olarak Tanrı, ölümsüzlük ve mutlak özgürlük kavramlarını verir.

Örneğin Tanrı Kant’a göre dolaysız bir algı içeriği olmayan, dolaysızca işaret edilemeyen, empirik gerçekliğe aşkın, yani transendent bir düşüncedir. Tanrı düşüncesi teorik akıl bağlamda hiçbir bilgi değeri taşımaz, çünkü gerçek anlamda bilgi, kavram ve algı içeriklerinin, düşünülür ve duyulur gerçekliğin birliğini, sentezini gerektirir. Bu anlamda Kant epistemolojik bağlamda rasyonalizm ve empirizmi uzlaştırmaktadır.

Anlığın, diğer bir dile getirişle insanın anlama yetisinin kategorilerinin aşkınsal, yani transendental kullanımı, Kant açısından insan aklı ve düşüncesinin meşru ve bilgi değeri taşıyan kullanımıdır. Kant’a göre örneğin anlama yetimizin bir kategorisi olarak ‘nedensellik’ Tanrı düşüncesi gibi transendent değil, transendental bir düşüncedir. Nedensellik kategorisi bir duyu izleniminin dolaysız içeriği değildir. Bu anlamda nedensellik herhangi bir empirik kavram ya da yüklem değildir.

Deleuze’un Kant üzerine dört ders adlı yapıtında dile getirdiği gibi, nedensellik ve anlama yetimizin birlik, çokluk, bütünlük, varlık, gerçeklik gibi diğer kategorileri, dolaysız bir algı içeriğinin karşılığı olmamakla birlikte, tüm algı içeriklerinin düşünülmesi ve bilinmesi için zihnimizin gerek duyduğu zorunlu kategoriler ya da evrensel düşüncelerdir. Örneğin, nesnel dünyayı ve bu anlamda algı içeriklerini düşünmek için, kırmızılık ya da sıcaklık gibi tikel algı içeriklerini niteleyen yüklem ya da empirik kategorilere evrensel ve zorunlu bir şekilde ihtiyaç duymayız.

Algı dünyasının bütün nesneleri kırmızı ya da sıcak değildir, bu yüklemler bu bağlamda tikel ve empirik bir kullanıma işaret ederler. Oysaki örneğin nedensellik kategorisi düşünme ve bilme yetimiz bağlamında deneye aşkınsal, yani transendental bir kategoridir ve epistemolojik olarak evrensel ve zorunlu bir kullanıma işaret eder. Maddi ya da ruhsal herhangi bir belirlenimi düşünmek, onu bir nedenin sonucu olarak düşünmek ve kavramaya çalışmaktır. Aristoteles’in deyişiyle bilmek bir şeyi nedeniyle bilmek, nedenleriyle ilişkilendirmektir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*