Felsefe hakkında her şey…

Tıp felsefesi

09.03.2024
68
Tıp felsefesi

Felsefe ve tıp, antik Yunan’dan bu yana birbirlerine karşılıklı fayda sağladıkları uzun bir etkileşim geçmişine sahip olsa da “tıp felsefesi”nin bir uzmanlık alanı hâline gelmesi on dokuzuncu yüzyılda gerçekleşmiştir.

Modern anlamda tıp felsefesi üzerine kaleme alınan ilk akademik eserlerden biri, Elisha Bartlett’in 1844 yılında yayınlanan Essay on the Philosophy of Medical Science adlı kitabıdır.

Yirminci yüzyılın ortalarından sonlarına kadar filozoflar ve hekimler, tıp felsefesinin felsefe ya da tıp disiplinlerinden ayrı bir disiplin olup olmadığını tartışmışlardır. Ancak yirmi birinci yüzyıldaki fikir birliği, tıp felsefesinin kendine has sorunları ve soruları olan bağımsız bir disiplin olduğu yönündedir.

Metafizik, nesnelerin veya olayların ve bunlara neden olan veya etki eden güçlerin veya faktörlerin çözümlemesiyle ilgilenir. Ontoloji ise metafiziğin bir dalı olarak nesnelerin veya olayların ve bunlarla ilişkili güçlerin veya faktörlerin doğasına ve varlığına ilişkin sorunları ve soruları ele alır. Yirmi birinci yüzyılda ise tıp felsefesi için başlıca iki nesne, kişinin hastalığı ve sağlığı ile bunlara neden olan etkenler ya da güçlerdir. Bu bağlamda “Sağlık nedir/nedenleri nelerdir?” ya da “Hastalık nedir/nedenleri nelerdir?” soruları tıp filozoflarının ele aldığı sorulardır.

Metafiziğin bir başka dalı, bir ontolojik bakışı besleyen ön kabullerin incelenmesini içerir. Tıp felsefesi için en tartışmalı konular indirgemecilik ve bütüncülük ön kabullerinin etrafında toplanır. “Bir hastalık temel bileşenlerine kadar yeterince basite indirgenebilir mi?” ya da “Hasta fiziksel parçalarının toplamından daha fazlası mıdır?” gibi sorular tıp felsefecileri arasındaki tartışmaları şekillendirir. Buna ek olarak, realizm ve anti-realizm arasındaki tartışma da bu alanda önemli bir yer tutar. Bu tartışma, “Hastalığa neden olan unsurlar gerçek midir?” ya da “Bu unsurlar toplumsal olarak mı inşa edilmiştir?” gibi sorulara odaklanır.

Epistemoloji, hem kökenleri hem de gerekçelendirilmesi açısından bilginin çözümlenmesiyle ilgilenen felsefe dalıdır. Epistemoloji temelde şu soruya odaklanır: “Bilmek ya da bilgi nedir?” Bu soruya ilişkin diğer sorular arasında, “Bildiğimizi nasıl biliyoruz?”; “Bildiğimizden ya da bilgimizden emin olabilir miyiz?”; “Bildiğimizi iddia ederken bildiğimiz şey nedir?” gibi sorular yer alır. Filozoflar genellikle üç tür bilgi teorisinden söz eder. Birincisi, bilenin ya da epistemik failin bir nesne ya da olguya vakıf olduğu tanışıklık yoluyla edinilen bilgi ile ilgilidir. Doğası gereği tanımlayıcıdır, yani bilgi hakkında bilgidir. Örneğin, bir cerrah ameliyat yapmadan önce vücudun anatomisini bilmelidir. İkincisi, bir görevi ustalıkla yerine getirmek için işe yarayan bilgi türü olan yeterlik bilgisidir. Bu doğası gereği edimsel veya prosedüreldir, yani nasıl yapılacağını bilme bilgisidir. Yine örnek vermek gerekirse bir cerrahın belirli bir cerrahi prosedürü uygulamadan önce bunu nasıl yapacağını bilmesi gerekir. Filozofları en çok ilgilendiren üçüncü bilgi ise önermesel bilgidir. Bu, belli doğrular ya da olgularla ilgilidir. Bu nedenle, filozoflar geleneksel olarak bu bilgi türünü “gerekçelendirilmiş doğru inanç” olarak adlandırır. Doğası gereği betimleyici ya da edimsel olmaktan ziyade, açıklayıcıdır ya da bir bilmenin bilgisidir. Yine örnekleme yapmak gerekirse cerrahın açık kalp ameliyatı yapmadan önce kalbin fizyolojik işlevi gibi bedenin anatomisiyle ilgili birtakım gerçekleri ya da olguları bilmesi gerekir.

“Doktorlar nasıl düşünür”, yirmi birinci yüzyılda tıbbi düşünme üzerine yazılmış iki kitabın başlığıdır. Bunlardan ilki bir tıbbi insan bilimleri uzmanı olan Kathryn Montgomery tarafından kaleme alınmıştır. Montgomery, hekimlerin somut bir belirsizlikle karşı karşıya kaldıklarında klinik kararları nasıl aldıklarına dair önemli sorulara değinir. Bilime değil, Aristotelesçi phronesis‘e ya da pratiğe veya sezgiye dayalı akıl yürütmeye bağlı tıbbi düşünceyi savunur. İkinci kitap, pratisyen hekim Jerome Groopman’a ait. Groopman da tıbbi düşünme ile ilgili soruları ele alıyor ve o da pratik veya sezgisel temellere dayalı klinik akıl yürütmeyi savunuyor. Her iki kitap da tıbbi düşünme bilimine olan aşırı güveni dengelemek için tıbbi düşünme sanatının devreye sokulması çağrısında bulunuyor.

Tıbbi düşünme, hekimlerin hastaların nelerden rahatsız olduğu ve onları hem güvenli hem de etkili bir şekilde tedavi etmenin en iyi yolu hakkında rasyonel kararlar vermek için gerek duydukları bilişsel becerileri ifade eder. Bu düşünce, yirminci yüzyıl boyunca, doğa bilimcilerinin kullandığı teknik düşünceyi taklit etmiştir. Paul Meehl’in kanıtlarıyla ortaya koyduğu gibi, klinik ortamda kullanılan tüm istatistiksel akıl yürütmeler, sezgisel klinik akıl yürütmelerin önüne geçmiştir. Montgomery ve Groopman’ın girişimleri her ne kadar sarkacın yönünü tıbbi düşünme sanatına çevirmeye çalışsa da bu tür bir düşünme biçimiyle sıklıkla ilişkilendirilen tıbbi hata riski, tıbbi düşünme biliminin daha net bir şekilde analiz edilmesini gerektirmektedir. Bu çözümleme, yirmi birinci yüzyılın yöneldiği mantıksal ve algoritmik klinik yargı ve karar verme yöntemlerine odaklanır.

tıp, sağlık, doktor, hekim, hastane

Tıp Mantığı

Georg Stahl’ın 1702 yılında yayımlanan De logico medica adlı eseri, tıp mantığı üzerine yazılmış ilk modern eserlerden biridir. Ancak, on dokuzuncu yüzyıla kadar tıp mantığı sürekli analizin önemli bir alanı haline gelmemiş veya tıbbi bilgi ve uygulama üzerinde bir etkiye sahip olmamıştır. Örneğin, Friedrich Oesterlen’in 1855 yılında İngilizce çevirisi yayınlanan Tıbbi Mantık adlı eseri, tıbbi mantığı yalnızca önermeler arasındaki biçimsel ilişkiyi değerlendirmek ve böylece klinik hatalardan kaçınmak için değil, aynı zamanda tıbbi bilginin üretilmesinde tıbbi gerçekler ve kanıtlar arasındaki ilişkiyi analiz etmek için de bir araç olarak sunmuştur. Oesterlen’in tıp mantığı, Paris Klinik Tıp Okulu’na, özellikle de Pierre Louis’in nümerik yöntemine borçludur (Morabia, 1996). Çağdaş tıp mantığı, özellikle deneysel ve klinik verilerin istatistiksel analizi açısından bu geleneği sürdürmektedir. Örneğin, Edmond Murphy’nin The Logic of Medicine (1997) adlı kitabı, hem deneysel hem de klinik kanıtları değerlendirmek için kullanılan mantıksal ve istatistiksel yöntemlerin bir analizini temsil etmektedir. Murphy özellikle, bu tür kanıtları tıbbi bilgi olarak yorumlamak için kritik olan birkaç “kanıta ilişkin kural” tanımlamaktadır. Özellikle şiddetli bir tartışma, klinik deneylerden elde edilen verilerin istatistiksel öneminin belirlenmesinde sık kullanılan istatistiklere karşı Bayesçi istatistiklerin rolüyle ilgilidir. O hâlde tıp mantığı, tıp bilimcileri ve klinik uygulayıcıların tıbbi bilginin üretilmesi ve doğrulanmasında ve kliniğe uygulanması veya tercüme edilmesinde hataları tespit edip önleyebilecekleri önemli ve verimli bir disiplini temsil etmektedir.

Tıp filozofları, klinik kararlar almak için en iyi hareket tarzını faal olarak tartışıyorlar. Zira klinik yargı, bir hekimin hastanın klinik belirti ve semptomlarını değerlendirerek hastalığının ne olduğuna dair doğru bir yargıya varmasını sağlayan informel bir süreçtir. Böyle bir yargıya varmak için klinik kanıtların anlaşılabilirliğine dair bir anlayış gerekir.

Tıp felsefecileri için mesele, nesnel bilimsel akıl yürütme ve yargılama fikirleri karşısında sezginin klinik yargılamada nasıl bir rol oynaması gerektiğidir. Meehl’in klinik yargı üzerine yaptığı çalışma, daha önce de belirtildiği gibi, klinik yargıda sezginin etkinliğine şüpheyle yaklaşmıştır; ancak yine de bazı tıp felsefecileri bu tür karar verme süreçlerinde anlaşılabilirlik boyutunu savunmaktadır. Tartışma genellikle klinik yargının bir sanat mı yoksa bilim mi olduğuna indirgenir; ancak Alvan Feinstein (1994) gibi bazıları ikisi arasında uzlaştırıcı bir konumu savunur. Bir hekim bir yargıya vardığında, klinik olarak nasıl ilerleyeceğine dair bir karar vermelidir. Klinik karar verme, algoritmik benzeri karar yapılarıyla, klinik yargıya kıyasla resmi bir prosedür olsa da tıp felsefecileri bu yapıların yapısı ve bunları oluşturma ve manipüle etme usulleri hakkında aktif olarak tartışmaktadır.

Tıp felsefesi, özel olarak tıp dünyasına ve genel olarak sağlık hizmetlerine ilişkin çok renkli bir araştırma alanıdır. Metafizik, epistemoloji ve etiğin oluşturduğu klasik sınırlar boyunca, bir dizi soru ve sorun tıp filozoflarının karşısına çıkmakta ve ilgi ve çözüme kavuşmak için can atmaktadır. Buna ek olarak, günümüzde birçok rakip güç tıbbın ruhunu ele geçirmek için yarışmaktadır. Tıp felsefesi, hastaların ve toplumun hem fiziksel hem de varoluşsal ihtiyaçlarını karşılayan bir tıp oluşturmak amacıyla bu güçler üzerine düşünmek için önemli bir kaynaktır.

Yazan: Sosyolog Ömer Yıldırım

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...