John Stuart Mill’in Liberalizm Anlayışı ve Liberalizm Nedir Konusu

felsefe Nedir

Savundukları hakların küçük bir azınlık tarafından kullanılıyor olmasından pek rahatsız olmayan 19. yüzyıl liberalleri, yoksul kitlelerin yoğun eleştirileri karşısında akıllarını başlarına toplamış ve “Laissez faire” politikalarına katı bağlılıktan vazgeçmişlerdir.

Sonuç ise, 20. yüzyılın demokratik, sosyal refah liberalizmine yakın bir “çağdaş liberal” ideolojinin şekillenmesi olmuştur. Nitekim 1870 ile 1930’lar arasında, modern toplumların değişen koşullarıyla baş edebilmek için başlıca iki liberal strateji -sosyal liberalizm ile neo-klasik liberalizm- ortaya çıkmıştır. Bu anlamda, 19. yüzyıl klasik liberalizmi ile 20. yüzyıl sosyal refah liberalizmi arasında köprü kuran düşünürün, liberalizmi geniş ufuklu bir biçimde tanımlayan John Stuart Mill olduğu söylenebilir (Örs, 2009: 74-78). Keza Mill gibi liberaller, bireyler arasında sosyo-ekonomik eşitsizliklerin etkisini azaltabilmek, bireyin kendi potansiyelini gerçekleştirebilmesini mümkün kılabilecek bir düzeye erişebilmesini sağlayabilmek için, sosyal adalet ve refah devleti kavramlarını mümkün kılabilecek bir yorumun kapılarını açmışlardır (Yılmaz, 2005: 576).15

Bu meyanda Mill’in Hürriyet Üstüne (On Liberty) (2009) adlı yapıtı bireysel özgürlük savunusunun klasik metni olarak kabul edilmektedir. Örneğin Skousen (2003: 134), Mill’in bu eseriyle ilgili olarak şu değerlendirmede bulunmaktadır:

“Mill’in Özgürlük Üzerine adlı küçük kitapçığı “insan bireyselliğinin en akıcı, en önemli ve en etkili ifadesi” olan bir felsefe klasiği olarak kabul edilir. Eser, devlete karşı olmaktan çok, ahlaki dayatmacılığa karşı bir protesto ve Victoria çağından kalan geleneklerin reddidir. Öte yandan Mill, toleransı, şüpheciliği ve özgür düşünceyi savunmuş; kadınların oy kullanabilme, kamu görevlerine gelebilme ve tüm mesleklere girebilme hakkı lehine tavır koymuştur.”

Hürriyet Üstüne’de (Essay on Liberty) Mill (1972; 2009), düşünce ve ifade özgürlüğünün, muhalif düşüncelere hoşgörünün rasyonel, ahlakî ve uygar yurttaşın temel özellikleri olduğunu savunur ve ne devletin ne de halkın çoğunluğunun, başka birisine zarar vermeyen bir bireyin özgürlüğüne müdahale hakkının olmadığını vurgular. Ona göre, bir görüşü susturduğumuz zaman, hem bugünkü hem de gelecekteki kuşaklara zarar vermiş oluruz. Mill, “adına layık biricik özgürlüğün, başkalarının özgürlüğünü kısıtlamaya kalkışmamak ya da onların özgürlüğe kavuşma çabalarını engellememek kaydıyla, kendi iyimizi kendi bildiğimiz biçimde gerçekleştirmek” olduğunu savunur. Üstelik Mill’in çağdaşlarından çok önemli bir farkı daha vardır. Bu da, kadınlara oy hakkını savunmasıdır. Mill, başkasını köleleştirenlerin kendilerinin de hiçbir zaman kölelikten kurtulmayacaklarını söylerken, insanlık tarihinin her şeye rağmen gelişmekte olan özgürlükçü geleneğini temsil etmektedir (Örs, 2009: 79).

Mill’in liberalizmi, liberalizmin baş savunucularından Locke’un görüşlerinden birçok önemli noktada ayrılmaktadır. Mill’in erekbilimsel liberalizmi, daha başta “yetenekli bir faydacılık”tır. Mill’in liberalizmi laiktir, dinî bir tabanı yoktur. Mill, insanların nasıl bir hayat yaşamaları gerektiğini göstermeyi amaçlamıştır ve bu yaşam biçimine en uygun toplum tipini araştırmıştır. Bu açıdan, başlangıç noktaları doğa ve insanın kaderi üzerine düşünceler olan ve sosyal ve politik fikirlerinin rehber ilkelerini bunlardan sağlayan Yunan ve Hıristiyan filozoflarını takip etmiştir. Dolayısıyla liberalizmin Mill’in ellerinde minimalist olarak kalmasını ve içeriksel bir iyi yaşam görüşünü savunmaya başlaması şaşırtıcı değildir (Parekh, 2002: 52).

Mill’e göre insan, dünyadaki en yüce varlıktır ve bu konumuna uygun bir hayat sürmelidir. “Kaderi” ve “bir insan olarak göreceli değeri”, kendisini mükemmelleştirmeyi, elinden gelen en “yüce” veya “iyi şey” olmayı kapsamaktadır (Mill, 1964: 116 vd.). Böylesi tamamen insanca bir yaşam bireyselliği, özgür iradeyi ya da bağımsızlığı da kapsar. Mill, bu terimleri ya birbirleri yerine ya da ortak bir idealin farklı yönlerini belirtmek için kullandığı görülür. Amaç, kişinin yaşamını, ideal olarak, hayatında kendisinin yaratmadığı veya düşünüp onaylamadığı -kaçınılmaz olan şeyler dışında- çok az şey bırakacak biçimde kendisinin belirlemesidir. Mill’in liberalizmi: Kişinin kendi seçimlerini yapmasını ve kararlarını almasını; kendi isteklerini, inançlarını, fikirlerini ve değerlerini belirleyerek bunların gerektiği gibi “kendisine ait olduğundan” emin olmasını; atalarından kalan inançların gerekçelerini eleştirel biçimde incelemesini; gerektiğinde bunları yenilemesini kapsar. Zira “İstekleri ve dürtüleri kendisine ait olmayan kişinin karakteri de ancak bir buharlı lokomotifinki kadardır.” (Mill, 1964: 118)

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı; EUL Journal of Social Sciences (VI-I) LAÜ Sosyal Bilimler Dergisi June 2015 Haziran

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*