İşletmelerin Hukuki Bakımdan Sınıflandırılması

felsefe Nedir

İşletmeler hukuki bakımdan özel işletmeler, kamu işletmeleri ve yabancı sermayeli işletmeler olarak sınıflandırılır.

Özel İşletmeler

Anayasa ve yürürlükteki kanunların hükümleriyle kurulup işleyen ve sermayesi özel şahıslar tarafından konulan tüm işletmelere özel işletmeler denir. Hukuk düzeni, özel işletmelerin kurulmasını ve işlemesini tam bir güvence altına almıştır. İşletmelere; kuruluş, işleyiş ve sona erme süreçlerinde çeşitli görevler yüklenmiştir. Bu nedenle, özel işletme kurup işleten tüm girişimciler, işletmelerini kendi çizdiği sınırlar içinde işletmeli, her yerde ve her zaman yasalara saygılı olmalıdır.

Özel sektör olarak bilinen özel işletmeler için başta gelen amaç kârdır. Bu işletmelerin kâr veya zarar etmesi işletme sahiplerini yakından ilgilendirir.

Tek Kişi İşletmeleri (Tacirler)

Tek kişi işletmelerinde sermaye sahibi ve yöneticisi aynı kişidir. İdarenin sorumluluğu kişiseldir. İşletmede meydana gelen bütün kâr ve zarardan girişimci sorumludur. Tek kişi işletmelerinin başlıca özellikleri şunlardır:

Girişimci çabuk karar verme özelliğine sahiptir.

  • Girişimin büyümesi ve gelişme kaydetmesi hâlinde çalışma kapasitesi belli bir seviyeden yukarıya çıkamaz.
  • Girişimin varlığı girişimcinin varlığına, kazanç kabiliyetine ve sağlığına bağlıdır.
  • Girişimcinin işletmeden çekebileceği parada sınır olmadığı için servet oluşturması kolay olur. Ayrıca girişimcinin kendi giderlerinde yaptığı kısıtlamalar krediye olan ihtiyacı da azaltabilir.

Şirketler (Ortaklıklar)

İki veya daha fazla kişinin ortak bir ekonomik amacı gerçekleştirmek amacıyla emek ve mallarını bir sözleşme ile birleştirmek suretiyle oluşturdukları kuruluşa şirket veya ortaklık denir. Bir işletmenin ortaklık olabilmesi için şu özellikleri taşıması gerekir:

  • Ortaklığı kuran kişilerin sayısı birden fazla olmalıdır.
  • Ulaşılmak istenen ortak bir amaç olmalıdır.
  • Amaca ulaşmak için ortaklar arasında bir anlaşma yapılmalıdır.
  • Belirlenen amaca ulaşmak için para, mal, emek ve sermaye harcanmalıdır.

Adi Şirketler

Adi şirketler iki veya daha çok kişinin para, mal veya emek olarak bir sermaye koymaları ile oluşur. Adi şirketin kuruluşu kanunca özel bir biçimde bağlanmıştır. İster gerçek kişi ister tüzel kişi olsun, ortakların şirket kurmak için sözlü olarak veya kendi aralarında anlaşmalarıyla adi şirket kurulmuş olur.

Adi şirkette, şirketin kararları tüm ortakların oy birliği ile alınır. Bununla beraber sözleşmeye, çoğunlukla karar verileceği de konulabilir. Şirket kârları bütün ortaklar arasında ve belirtilen oranlarda veya eşit olarak dağıtılır. Ortakların sorumlulukları sınırsız olup her ortak şirketin tüm borçlarından kişisel varlığıyla sorumludur. Her ortağın şirketin yönetiminde yetkisi vardır. Yönetim yetkisi ortaklardan birine, birkaçına veya dışarıdan birine bırakılabilir.

Ticaret Şirketleri

Ticaret şirketleri şahıs şirketleri ve sermaye şirketleri olmak üzere ikiye ayrılır. Şahıs şirketleri genellikle birbirlerini iyi tanıyan ve birbirlerine güvenen kişiler tarafından kurulur. Bu nedenle ortakların sayısı azdır ve ortaklığın devri güçtür. Bu şirketlere örnek olarak kolektif şirketleri gösterebiliriz. Ticaret şirketleri sermayeye olan ihtiyacın fazlalığından doğmuştur. Büyük işlerde çok kazanma imkânı ve zarar etme riski yüksek olduğundan şirketin geniş bir bilgiye ve teşkilatlanmaya ihtiyacı vardır. Ticaret şirketlerinin başlıca özellikleri şunlardır:

  • Kredi temini için esas olan şirketin sermayesi ve girişimcilerin kişisel servetleridir.
  • Şirketin aktif değerleri kredi verenlere karşı garanti olarak gösterilebilir.
  • Ortakların kişisel harcamalarının toplamı kazançlarının toplamından fazla olmamalıdır.

Şahıs Şirketleri

Kolektif Şirket

Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun 211. maddesinde kolektif şirket şöyle tanımlanmaktadır: Ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla gerçek kişiler arasında kurulan ve ortaklarından her birisinin sorumluluğu şirket alacaklılarına karşı sınırlandırılmamış şirketlerdir. Bu tanıma göre ticarethane, fabrika vb. kurumları işletmek amacıyla kurulan kolektif şirketlerin başlıca özellikleri şunlardır:

  • Şirket gerçek kişiler arasında yapılan bir sözleşmeye dayanmalıdır.
  • Ortakların sorumlulukları sınırsızdır ve şirket borçlarından dolayı zincirleme sorumludur.
  • Kazançlar şirket sözleşmesinde belirtilen biçimde dağıtılır.
  • Ortaklardan her birinin ayrı ayrı şirket yönetme hak ve görevi vardır. Ancak şirket sözleşmesiyle, şirketin yönetimi tek bir ortağa veya birden çok ortağa bırakılabilir.
  • Şirketin sermaye gücü ortakların varlığına bağlıdır.
  • Ortaklar arasındaki ilişkiler karşılıklı güvene dayandığından ve ortaklar tüm varlıklarıyla sorumlu bulunduklarından ortaklar arasında değişiklik yapılması zorlaştırılmıştır.

Komandit Şirket

Ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla kurulan ve şirket alacaklarına karşı ortaklardan bir kısmının sorumluluğu sınırlanmamış ve diğer bir kısım ortaklarının sorumluluğu belirli bir miktar ile sınırlanmış olan şirket türüdür. Komandit şirketlerin en önemli özelliği, ortakların bir kısmının sorumluluğunun sınırlı, bir kısmının sorumluluğunun da sınırsız olmasıdır. Komandit şirket biri komandite diğeri komanditer olmak üzere en az iki ortak tarafından kurulur.

  1. Komandite ortak: Sorumluluğu sınırsız ve zincirleme olan ortaktır. Şirketin yönetimine seçilebilir ve gerçek kişilerden oluşurlar.
  2. Komanditer ortak: Sorumluluğu şirketteki sermaye ile sınırlı olan ortaklardır. Şirketin yönetimine seçilemezler. Komanditer ortaklar gerçek ve tüzel kişiler olabilir.

Sermaye Şirketleri

Anonim Şirketler

Anonim şirket; kurulması izne ve bir takım biçimlere bağlı olan en tipik sermaye şirketidir. Anonim şirket Türk Ticaret Kanunu’nun 329. maddesinde şöyle tanımlanmaktadır: Bir unvana sahip, ana sermayesi belli ve paylar bölünmüş olan ve borçlarından dolayı yalnız varlıkları ile sorumlu bulunan şirkettir. Yeni TTK’ye göre bir anonim şirketin kurulması için en az bir kurucunun bulunması ve ana sermayesinin de 100.000 Türk lirasından aşağı olmaması gerekir. Anonim şirketlerde ortaklar şirketin yönetimiyle ilgilenmezler. Çoğu kez şirketin yönetimi profesyonel yöneticilere bırakılır. Şirketin yönetimini yönetim kurulu denetleyebilir. Yöneticiler yönetim kuruluna karşı sorumludurlar. Yönetim kurulunu, ortaklardan oluşan şirket genel kurulu seçer. Hisse veya pay senetlerinin satışıyla ortaklık kolaylıkla devredilebilir. Ortakların ölümü veya ortaklıktan çekilmeleri şirketi etkilemez. Anonim şirketler büyük sermaye toplama yeteneğine sahip olduklarından büyük işletmeler daha çok anonim şirket biçiminde kurulur. Şirketler büyük ve ortak sayısı fazla olduğundan anonim şirketlerin yönetimi zordur. Her türlü yeniliğe ve genişlemeye uygun olan anonim şirketlerin ülke ekonomisindeki etkinlikleri fazladır.

Limitet Şirketler

Yeni Türk Ticaret Kanunu’na göre limitet şirket, bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulup ortakların sorumluluğu, koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlı ve ana sermayesi belirli olan şirket olarak tanımlanır. Limitet şirket ortakları gerçek kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilir. Limitet şirketlerde ortakların sorumlulukları taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlıdır. Bu açıdan, limitet şirket ortak sayısı pek fazla olmayan bir anonim şirkete benzer.

Sermayesi Paylara Bölünmüş Komandit Şirketler

Sermayesi paylara bölünen ve ortaklarından bir veya birkaçının şirket alacaklılarına karşı kolektif şirket, ötekilerinin de anonim şirket ortağı gibi sorumlu oldukları şirkettir. Kolektif şirket ortağı gibi sorumlu olanlara “komandite ortak”, anonim şirket ortağı gibi sorumlu olanlara da “komanditer ortak” denir. Ortaklardan en az birinin komandite ortak olma zorunluluğu vardır. Ticari hayatta pek fazla görülmeyen bu şirket türüne, anonim şirketlere ilişkin yasal hükümler uygulanır.

Kooperatifler

Kooperatifler, karşılaştıkları güçlükleri kolayca aşabilmek ve ortak ihtiyaçlarını giderebilmek için gerçek ve tüzel kişilerin güçlerini bir araya getirerek kurdukları örgütlerdir. Kooperatifler, 24.04.1969 yılında kabul edilen 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’ndan önce şirketler arasında sayılmıştır. Ancak bu Kanun’la kooperatiflerin şirketlerden ayrı bir yapıda olduğu belirtilmiştir. Kooperatifler Kanunu’nun 1. maddesi kooperatifleri şöyle tanımlamıştır: Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını iş gücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklara kooperatif denir. Görüldüğü üzere, bu yasayla kooperatifler, “şirket olarak” değil, karşılıklı yardım, dayanışma ve belirli ekonomik çıkarları sağlamayı amaçlayan, “tüzel kişiliği olan bir örgüt” olarak tanımlanmaktadır. Yine yasada belirtildiği şekilde gerçek kişiler dışında tüzel kişiler de kooperatif kurabilir. Bir kooperatif en az yedi ortak tarafından kurulur. Kooperatifler, ortaklarının belirli ekonomik, özellikle meslek ve geçimlerine ilişkin ihtiyaçlarını sağlamak amacıyla kurulur. Kooperatiflerde ortaklar, şirketlerde olduğu gibi gelir elde edip paylaşmak için değil, ekonomik ihtiyaçlarını sağlamak, mesleki çıkarlarını korumak ve güven altına almak amacıyla bir araya gelirler.

Kooperatifler amaçlarına ulaşmak için şirketlerden farklı araçlar kullanılır. Kooperatifte amacı doğrudan etkileyen araç sermaye değildir. Bu araçlar dayanışma, karşılıklı yardım, karşılıklı yararlandırma, kefalet gibi araçlardır. Diğer yandan kooperatifler gerçek ve tüzel kişilerin, derneklerin ortak sıfatını alabildikleri, ortak sayısının sabit olmadığı sermayesinin değişir nitelik taşıdığı, tüzel kişiliği olan kuruluşlardır. Özel bir işletme türü olan kooperatifler, değişik hukuki statülerine karşın bir ortaklık türüdür. Örgüt yapıları, yönetimi, izlemek zorunda oldukları ana ilkeleri; kooperatifleri, diğer ortaklıklardan ayırır. Ticari şirketlerden farklı bir yapıya sahip olan kooperatifler, zaman içinde gelişmeler göstermiştir. Ülkemizde tarım, satış, kredi, toplu konut, üretim vb. alanlarda binlerce kooperatif bulunmaktadır.

Dernek ve Vakıfların İktisadi İşletmeleri

Kural olarak dernekler, işletme kurup işletemezler. Ama Türk Medeni Kanunu, derneklerin (cemiyetlerin) asıl amaçları ekonomik olmayan (ikinci derecedeki amaçları ekonomik olabilen) işletmeler kurabilmelerine olanak sağlamıştır. Ayrıca Türk Medeni Kanunu’nda belirli bir malın tesis (vakıf) kurmak amacıyla ayrılabileceği belirtilmiştir. “Vakıflar Kanunu”nda da Türk Medeni Kanunu’na göre kurulan vakıflara ait malların işletilmesinin ayrıntılı esasları düzenlenmiştir. Türkiye Kızılay Derneğine ait maden suyu işletmesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü Ayvalık Zeytinlikleri İşletme Müdürlüğüne ait zeytin işleme imalathanesi bunun tipik örnekleridir. Bu tür işletmelerin kurulmasındaki amaç, “felaketzedelere yardım”, “eski eserlerin bakım, onarım ve korunması” gibi asıl amaçlarını daha iyi şekilde gerçekleştirebilmek için finansal katkı sağlamaktır.

Kamu İşletmeleri

Sermayelerinin tamamı veya büyük bir kısmı kamu tüzel kişilerine ait olan işletmelere kamu işletmeleri denir. Kamu işletmeleri genel olarak, malî, sosyal, ekonomik ve politik nedenlerle kurulmaktadır. Malî nedenlerle kurulan kamu işletmelerinin temel amacı, kamu kurumlarına gelir sağlamaktır. Sosyal nedenlerle kurulan kamu işletmelerinin amacı, sosyal bakımdan gelişmemiş yörelerin, sosyal ve kültürel yönden ilerlemesini sağlamaktır. Gerçekten, Türkiye’de sosyal bakımdan gelişmemiş yerlere kurulan işletmeler o bölgenin kültürel yönden gelişmesine ve sağlık kurumlarının kurulmasına yardımcı olmaktadır. Ekonomik nedenlerle kurulan kamu işletmelerinin amacı her şeyden önce, ekonomik açıdan geri kalmış ülkenin kalkınmasını hızlandırmak, kamu tasarrufu yaratarak sermaye birikimine önderlik etmek, çağdaş işletmeler kurarak uzman, teknisyen ve ustabaşıların yetişmesini sağlamaktır. Bunun yanında kamu işletmeleri özel girişimin ekonomik faaliyetleri üzerinde düzenleyici ve yol gösterici bir amaçla da kurulabilir. Politik nedenlerle kurulan kamu işletmelerinin amacı ise, devleti yöneten politik kurumların izlediği ekonomi politikasını gerçekleştirmek, politik bazı çıkarlar sağlamak ve politik baskı gruplarını tatmin etmektir.

1970’li yıllardan sonra serbest piyasa ekonomisi ve dışa açık büyüme politikaları doğrultusunda ekonomik yapıda farklı uygulamalar hız kazanmıştır. Bunlardan en önemlisi, serbest piyasa koşulları içerisinde devletin ekonomik hayata müdahalesini en aza indirgemeyi hedefleyen kamu iktisadî teşebbüslerini özelleştirme uygulamasıdır. Özelleştirme, serbest piyasa ekonomisine işlerlik kazandırmak amacıyla kamu ekonomik işletme ya da teşebbüsleri mülkiyetinin kısmen veya tamamen özel teşebbüse devredilerek bunların özel işletme ya da teşebbüs biçimine dönüştürülmesi eylemidir. Özelleştirmenin belli başlı amaçları şu şekilde sıralanabilir:

  • Serbest piyasa ekonomisine işlerlik kazandırmak: Kamu iktisadî teşebbüslerinin büyük ölçüde devlet desteği alması ve önemli bir kısmının da tekel statüsü veya durumunda olması ülkede tam (serbest) rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisinin oluşumunu engellemektedir. Özelleştirme ile serbest rekabet piyasası koşulları oluşturularak kaynak kullanımı ve dağılımında etkinlik sağlanacak ve sonuçta ekonomide verimlilik olacaktır.
  • Servetin geniş kitlelere yayılması: Özelleştirme yolu ile KİT hisse senetlerinin çalışanlara, küçük tasarruf sahiplerine ve yöneticilere satılmasıyla, diğer bir deyişle, kamu iktisadî teşebbüslerinin mülkiyetlerinin daha geniş kesimlere yayılması ile servet dağılımındaki dengesizlik bir ölçüde giderilebilir.
  • Sermaye piyasasını geliştirmek: Özelleştirme ile kamu iktisadî teşebbüslerinin hisse senetlerinin satışı sermaye piyasasının gelişmesini sağlayarak tasarrufların yatırımlara dönüştürülmesini teşvik edebilecektir.
  • Kamu iktisadî teşebbüslerinin devlet üzerindeki yükünü hafifletmek: Kamu iktisadî teşebbüslerinin dış finansman gereksinimlerinin bir kısmının emisyon ile sağlanması, para arzını artırmakta ve dolayısıyla enflasyonu daha da hızlandırmaktadır. Özelleştirme ile ülke, dolayısıyla devlet bu yükten kurtulabilecek ve ülkede var olan yüksek enflasyon üzerindeki baskılar bir ölçüde azaltılabilecektir.
  • İstihdam sorununun çözümüne katkıda bulunmak: Özelleştirme ile kısa vadede insanların işsiz kalabileceği düşünülürse de, özelleştirmeden sağlanan gelirlerin yeni yatırımlara dönüşerek yeni istihdam alanlarının açılması ile işsizlik sorunu en azından uzun vadede azaltılabilecektir.

Yabancı Sermayeli İşletmeler

İşletmelerin kendi ülkelerindeki pazarların doyması sonucunda, daha yüksek kârların söz konusu olduğu başka ülkelere de kayması, yabancı sermayeli işletmelerin oluşmasına yol açar. Bu işletmeler çokuluslu şirketlerin yavru işletmeleri biçiminde olabileceği gibi başka oluşumlarla da gerçekleşir. Yabancı sermayeli işletmelerin kuruldukları ülkelerde iş birliği yapacakları yerli ortaklar olabileceği gibi, tüm sermaye yabancı sermayenin tamamı yabancı işletmeciye de ait olabilir. Türkiye’de yabancı sermayeli işletmelerin yeri hızla artmaktadır. Bu işletmelerin Türkiye’de kuruluşu ile ilgili yasal düzenlemelerin birbirinden çok farklı olması, farklı yapıdaki yabancı sermayeli işletmelerin oluşmasına yol açmıştır.

Ülkemiz dâhil tüm ülkelerde faaliyet gösteren çok uluslu işletmeler, dünya ekonomisinde giderek artan bir ağırlık ve önem kazanmaya başlamıştır. Çok uluslu şirketler bugün dünya üretiminde, uluslararası ticaretin belirlenmesinde, sermaye ve teknoloji akışlarında büyük bir güce sahip bulunmaktadır.

Kaynak: Millî Eğitim Bakanlığı Açık Öğretim Okulları Mesleki Açık Öğretim Lisesi “Girişimcilik 1” Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*