Felsefe hakkında her şey…

Güzel sanatların sınıflandırılması

24.10.2022
986
Güzel sanatların sınıflandırılması

Sanat, insanda üç ayrı faaliyet türünden biriyle ilişkili olarak ortaya çıkar. İlk kez Aristoteles tarafından sınıf­landırılıp temellendirilen bu üç faaliyetten birincisi anlama, öğrenme veya bilme faaliyetidir (theoria). İkincisi eylemde bulunma (praxis), üçüncüsü de bir şeyler vücuda getirme veya üretim faaliyetidir (poiesis).

İnsandaki bu üretme faaliyeti, ya kullanım değeri taşıyan, faydalı şeyler ya da estetik değer taşıyan güzel şeyler meydana getirme faaliyeti olarak gerçekleşir. Bunlardan birincisine zanaat adı verilirken ikincisine sanat adı verilir. Sanat işte bu temel üzerinde, olabilecek en yalın bir biçimde “temel işlevi güzeli meydana getirmek, güzellik yaratmak olan öznel faaliyet” olarak tanımlanır. Bu sanat tanımı, esas itibarıyla sanatçının faaliyetine işaret eder. Buna mukabil ürün ya da esere işaret ettiğimizde ise sanatı bu kez “bilinçli bir varlık tarafından meydana getirilen her türlü güzel üretim” olarak tanımlayabiliriz.

Demek ki sanat denildiğinde anlatılmak istenen şey, esas itibarıyla güzel sanatlardır. Güzel sanatlar, İlk Çağ’dan bu yana oldukça farklı ilke ya da ölçütlere göre sınıf­lanmışlardır.

Birinci sınıf­lama tarzı, farklı sistem filozof­larında gördüğümüz bir sınıf­lama tarzı olarak hiyerarşik düzene göre sınıf­lamadır. Burada sınıf­lama, hiyerarşiyi kuran filozof­ların görüşlerine bağlı olduğu için, bütünüyle öznel bir nitelik taşır. Örneğin Platon, sanatı hakikate erişme açısından değerlendirdiği için, ona hiçbir zaman olumlu bir değer biçmemiştir. Hele ideal devletin yöneticilerini yetiştirme amacı gündeme geldiğinde, Platon sanatçıları dikkatleri gerçeklikten uzaklaştırdıkları gerekçesiyle devletinden atmıştır. Duyusal temsil ya da taklide dayalı sanatları değersizleştirirken bir tek gençleri yetiştirmek bakımından önem kazanan belli şiir türleriyle dans sanatlarına önem vermişti.

İdealist düşünür olarak Hegel sanata, zihnin duyumsal olana nüfuz etmesini ya da maddi olana yayılmasını sağlaması nedeniyle yüksek bir değer biçmiştir. Sanat, onun bakış açısından doğa tarafından meydana getirilen herhangi bir şeyden çok daha yüksek bir düzeyde bulunmak durumundadır. Bundan dolayı, o, klasik sanatları idealiteleri açısından mimariden şiire doğru yükselecek şekilde sınıf­lamıştır.

Bu açıdan bakıldığında, en maddi sanat olan mimari en aşağıda bulunur; ondan sonra heykel sanatı gelir. Resim sanatı, heykelin maddiliğinden bir adım daha uzaklaşmış bir sanattır; o, üç boyutlu mekânı ve nesneleri iki boyutlu bir yüzey üzerinde tasvir eder. Resim bundan dolayı, dikkati, cisimsel hareketin fiziki mekânından hayal gücünün ve tinin içsel mekânına yöneltir. Müzik, mekânı tamamen terk edip kendisini zamanla sınırlar. Zaman mekândan daha ideal olduğu gibi, müzik de dış dünyadaki olayları değil, tinin içsel hayatını, duygu hayatını anlatır. Hegel’in hiyerarşik sınıf­lamasına göre, şiirde duyusalın rolü daha da azaldığı ve onda önemli olan tek şey aktarılan anlam olduğu için, şiir en yüksek sanattır.

Hegel’in akılcılığına ve mantık egemen bakış açısına karşı çıkarken, gerçeğin rasyonel olmayıp belli bir doğrultusu olmayan kör bir iradeden ibaret olduğunu öne süren Schopenhauer, sanatların zirvesine, en yüksek sanat olduğunu söylediği müziği yerleştirmiştir. Zira sanatın işlevi, aklın diliyle konuşmaktan ziyade, varlığın derinliklerini harekete geçirmekten oluşur.

Filozof­lar tarafından birtakım öznel ölçütlere göre sınıf­lanan sanat, bazı nesnel ölçütlere göre de sınıf­lanır. Söz gelimi sanatları sınıf­lamanın en güvenli yolunun, onları kullandıkları araçlara veya ortamlarına göre sınıf­lamak olduğu kabul edilir. Bu sınıf­lamaya göre, işitsel sanatlar sesle ilgili olan sanatlardır; oysa görsel sanatlar fenomenal olarak görsel algılarla ilgili olmak durumundadır. Söz konusu görsel sanatlar kapsamına mimari, resim ve heykel girer. Ne görsel ne de işitsel bir sanat olan edebiyat, sembolik bir sanat olarak geçer. O, ayırt edici karakterini ortamından veya kullandığı araçtan alır; buna göre, edebiyatın bütün öğeleri sözcüklerdir ve sözcükler de anlamlı seslerdir. Karma sanatlar ise bu araçlardan birkaçını kullanan sanatlar olarak sınıf­lanır; buna göre, opera, müziği olduğu kadar sözcükleri de kullanır.

Araçlara ya da duyulara göre sınıf­lamayı tamamlayan sınıf­lama tarzı, zaman ve mekân ölçütüne göre sınıf­lamadır. Bu tür bir sınıf­lama, genel olarak mekâna ilişkin sanatlarla zamana ilişkin sanatları birbirinden ayırır. Üç plastik sanatın (mimari, heykeltıraşlık ve resmin) karşısına, üç ritim sanatı (dans, müzik ve şiir) konur. Hem mekânla hem de zamanla ilişkili olan sinema sanatı, bu bakış açısından, yedinci sanat olarak değerlendirilir. Klasik sınıf­lama, bununla birlikte romana ve tiyatroya yer vermediği için, eksik bir sınıf­lama olarak değerlendirilir.

Kaynak: FELSEFE, s. 170-173, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2487 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1458

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...