Girişimcilik Nedir?

felsefe Nedir

Girişimcilik kavramı, gerek işletme gerekse ekonomi bilimde uzunca bir süredir kullanılmaktadır. Fransız iktisatçı Jean Baptist Say’dan itibaren, girişimcilik dördüncü üretim faktörü olarak genel kabul görmüştür.

Konu, Joseph Alois Schumpeter’in dinamik girişimcilik kavramıyla daha büyük bir önem kazanmıştır. Schumpeter girişimciyi; yeni tedarik kaynaklarını, ürünleri, süreçleri ve organizasyon şekillerini uygulayarak eskiyi yeni ile değiştiren, sürekli bir yenilik süreci içinde eskiyi terk edip daha etkin yeni yolları ve yöntemleri devreye sokarak yaşayan, ekonomik büyümenin en önemli aktörü olan kişiler tanımlamıştır.

İşletmelerin kurulması, çoğalması ve büyümesi girişimciler aracılığıyla olmaktadır. Yeni fikirlerin üretilerek iş hayatına ve ekonomiye kazandırılması girişimcilerin işletme kurmasıyla mümkündür. Bir ülke ekonomisinin gücü o ülkedeki girişimci ve işletme sayısına bağlıdır. Ekonomik sistem içerisinde girişimciliğin önem kazanması, serbest piyasa sisteminde rekabetin artmasıyla birlikte olmuş, girişimci olan her yaştan kişiler yeni bir buluş ya da düşünceyi iş fikrine dönüştürerek, bir iş kurmuşlardır.

Bir işin başarılı olarak gelişmesi ve büyümesi yani işletmenin büyümesi ekonominin gelişmesi anlamına da gelmektedir. Özellikle gelişmiş ülkelerde başta üniversite mezunu gençler olmak üzere her yaştan insanı girişimciliğe yönlendiren başarılı bir girişimcilik sisteminin olması bu ülkelerin ekonomik yönden güçlü olmalarının en önemli nedenidir. Bu nedenlerle girişimcilik kavramı ortaya çıkmış ve son yıllarda önemli bir kavram hâline gelmiştir. Bunun yanında yine son yıllarda dünya ekonomisinde görülen durgunluk da girişimciliğin daha fazla önem kazanmasına neden olmuştur. Günümüzde girişimcilik bir ülke ekonomisi için önemli olup girişimciler, iş hayatının lokomotifi olarak kabul edilmektedir.

Girişimciler buluş yapar, yeni işler kurar ve ekonomik büyümeye yardımcı olurlar. Girişimciler bir büfeci, gazete satıcısı, manav ya da tamirci olabileceği gibi perakendeci büyük market, fabrika, tesis ya da holding sahibi de olabilirler. Girişimciler bir ülkede büyüyen üretken bir ekonominin gereği olarak risk üstlenebilen, işletmeciliğin itici güçleri olarak kabul edilmektedir. Günümüzde her yıl birçok kişi yeni işler kurarak iktisadi gelişmenin ve kalkınmanın dinamiği olmaktadırlar.

Girişimciliğin birçok tanımı olmakla beraber, hemen tamamında ortak olan nokta girişimcinin daima “başkalarının baktığı ama göremediği fırsatları görüp bunları birer iş fikrine dönüştürülebilmesi” ve “risk almaya yatkınlığı”dır. Bu özellikler dünyanın her yerindeki girişimcilerin ortak özelliğidir. Bu açıklamalar ışığında girişimcilik; bir iş fikrine sahip olarak pazardaki fırsatları değerlendirerek mal ve hizmet üretmek amacıyla sermaye, doğal kaynak, emek gibi üretim faktörlerini bir araya getirilerek işletilmesiyle ilgili faaliyetler olarak tanımlanabilir.

Girişimciliğin ilk örneklerinden biri, Uzak Doğu’yla bir ticaret yolu kurmaya çalışan Marco Polo’dur. Marco Polo gelenek olarak o dönemin sermaye sahipleriyle, mallarının satışı konusunda sözleşme imzalıyordu. Sermaye sahipleri genelde, risk alma konusunda pasif davranıyor, maceracı tüccarlar bütün fiziksel ve psikolojik riskleri alarak ticarette aktif bir rol üstleniyorlardı. Buna karşın, başarıyla geçen her seyahatin ardından, sermaye sahipleri karın dörtte üçünü alırken maceracı tüccara karın dörtte birlik kısmı kalıyordu.

Orta Çağ’da girişimci kavramı, büyük üretim projelerinde yer alan kişileri tanımlamak için kullanılmıştır. Bu tür projeleri üstlenen kişiler risk almıyor, yalnızca kendilerine verilen kaynakları yönetiyordu. Orta Çağ’ın belirgin girişimci tipi; kaleler, katedraller ve diğer kamu binalarının yapımından sorumlu olan din adamlarıydı. 17. yüzyılda; girişimci kavramının, devletle bir hizmet ya da ürün sağlamak için anlaşan kişi kimliğine dönüşmesiyle birlikte, girişimci-risk ilişkisi gelişmeye başladı. Sözleşme bedeli sabit olduğundan, kör ve zarar oranları tamamen girişimcinin çabalarına bağlıydı. Bu dönemin girişimcilerinden biri, kendisinin bir Kraliyet Bankası kurmasına izin verilen İskoçyalı John Law’dır. Bu banka, daha sonra Amerika’da ticari faaliyet gösteren Mississippi Company’ye dönüşmüştür. Ancak daha sonra çeşitli nedenlerle iflas etmiştir. 1680-1734 yılları arasında yaşayan önemli bir yazar ve ekonomist olan Richard Cantillon, Law’ın yaptığı hataların farkına varmış, girişimcilikle ilgili ilk kuramlardan birini geliştirmiştir. Cantillon bazı bilim adamları tarafından girişimcilik kavramının yaratıcısı olarak görülmüştür. Cantillon’a göre girişimci; risk alan tüccar, çiftçi, esnaf gibi mal sahiplerini izleyen kişidir, bir malı kesin bir fiyattan satın alır ancak, girişimcilik uygulamaları risklere bağlı olduğu için kesin olmayan bir fiyattan satar.

18. yüzyılda, sermaye sahipleri ve sermayeye ihtiyaç duyanlar farklı kavramlarla açıklanmaya çalışılmıştır. Başka bir anlatımla, sermaye sahibi ve girişimci kavramları birbirinden ayrılmıştır. Bu farklılaşmanın nedenlerinden biri, o yüzyılda dünyayı saran Sanayi Devrimi’dir. Sanayi Devrimi’nde yapılan birçok icat, değişen dünyanın koşul ve taleplerine cevap vermekteydi. Bu dönemin büyük mucitlerinden Eli Whitney ve Thomas Alva Edison yeni teknolojiler üretebilecek bilgi ve beceriye sahiptiler. Ancak sermayeleri yoktu. Whitney, icadı olan pamuk çırçırını İngiliz Kraliyet mülkleriyle finanse etti. Edison ise elektrik ve kimya alanındaki çalışmalarını geliştirmek için, özel kaynaklardan sermaye topladı. Yani Whitney ve Edison, sermaye sahibi değil, sermayeyi kullanan girişimci kişilerdi.

Kaynak: Millî Eğitim Bakanlığı Açık Öğretim Okulları Mesleki Açık Öğretim Lisesi “Girişimcilik 1” Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*