Felsefe hakkında her şey…

Francis Hutcheson

18.10.2022
158
Francis Hutcheson

Francis Hutcheson 8 Ağustos 1694 ila 8 Ağustos 1746 tarihleri arasında yaşamış olan ve İskoç Aydınlanması’nın en önemli isimlerinden sayılan İskoçyalı bilim insanı ve filozoftur. Francis Hutcheson, İskoç Aydınlanması’nın diğer önemli isimlerinden David Hume ve Adam Smith’i bilimsel ve felsefi yönden etkilemiştir.

Francis Hutcheson 1694 yılında İrlanda’nın kuzeyinde İskoç bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. O zamanlardaki düşünürlerin genelinde görüldüğü gibi o da presbiteryen bir papazın oğlu olarak Dublin’in en önemli dinî kurumlarında eğitim görmüştür. Dönemin en önemli eğitim kurumlarının kiliseler ve diğer dinî kurumlar olduğunu göz önünde bulundurunca Francis Hutcheson için iyi eğitim gördüğünü söylemek mümkün olacaktır.

Francis Hutcheson, zekâsı ve derin düşünceleriyle öğretmenlerinin ilgisini çekmiş ve Glasgow Ünivesitesine gönderilmiştir. Burada mantık, felsefe, klasik diller ve ilahiyat alanlarında eğitim görmüştür. Öğreniminin sonunda presbiteryen bir papaz olarak mezun olan Hutcheson, bir akademi kurmakla görevlendirilmiştir. Sonrasında mezun olduğu Glasgow Üniversitesine ahlak felsefesi profesörü olarak atanmış ve ölünceye dek burada sakin bir hayat sürmüştür.

FRANCIS HUTCHESON

Francis Hutcheson, Hobbes’un ve Mandeville’in insan doğasıyla ilgili genel görüşleri olan “insanın her zaman bencil ve kötü olduğunu” dile getiren pesimist ve kinik, görüşlere karşı çıkarak, günümüz için klişe olan insanda asli bir iyilik hasletinin bulunduğunu iddia etmiştir. Hemen aklımıza Voltaire ile Leibniz arasındaki Candide tartışması gelmekte. Dahası Hutcheson her zaman insanın egoist olmadığını, başta adı geçen filozofların eylem ve olgulara verdiğimiz tepkileri anlamadıklarının, ahlaki takdir ve yergilerimizin onların düşündüğünden çok daha derin olduğunu iddia etmiştir.

Hutcheson insanların doğal olarak iyi olan ile ahlaken iyi olan; ahlaken iyi ile ahlaken kötü olan; doğrudan ya da özsel olarak iyi olan ile araçsal olarak iyi olan gibi ayrımlar yaptığını öne sürer.

Jeremy Bentham’dan önce faydacılığı savunan, hem Bentham hem de diğer faydacılara yol gösteren Hutcheson “çok sayıda insan için en büyük mutluluk” ilkesini savunmuştur. Faydacı ahlak anlayışına sahip olan Hutcheson, bu ilkenin tüm insanlarda olduğunu söyler. Ona göre iyilik ve hayırseverlik erdemli eylemlerdir. Bu eylemler bizde hoşlanma duygusu yaratır. Bhoşlanma, kişiye sağladığı yarardan bağımsızdır. Ona göre ahlak duyusu doğal bir yetidir.

Locke’un güzellik ve erdem’in nesnel karşılıkları bulunmadığını söylemesine içerleyen Hutcheson, Locke’un haz ve acı yorumunun çok dar kapsamlı olduğunu, onun beş duyudan başka duyular olmadığı görüşüne de karşı çıkar. Locke’un güzellik ve ahlak duyularını görememesi çok büyük bir yanılgıdır ona göre. İnsan doğası Locke’un tahayyül ettiğinden çok daha fazla karmaşıktı.

Francis Hutcheson etik ve estetik yargıların duyguya bağlı olduğunu savunan ilk düşünürlerden biridir. Hutcheson’un güzellik görüşünün ana ilkesi onun “güzellik, bizde ortaya çıkan ideadır” ifadesinde yatar. Estetik haz ‘iç duyu’ aracılığıyla elde edilir. Bu duyu, beş duyu aracılığıyla elde ettiğimiz uyarıcılara dayansa da onlardan tamamen farklıdır. Çünkü, estetik duyunun nesnesi insanın yapısında var olan belli dış objelerden hoşlanmayla ortaya çıkan hazdır. Bu nedenle, güzellik nesnelerdeki bir nitelik değil, nesneleri algılayanın belli duyumlarla elde ettiği hazza karşılık gelir.

Bizde var olan ‘iç duyu’ yardımıyla güzellik hazzı bilginin, aklın ve deneyimin herhangi bir katkısı olmadan; kişisel ilgiden ve yarardan uzak; doğrudan ya da aracısız; zorunlu olarak elde edilir. Diğer canlılarda olmayan bu yüksek algılama gücünde haz,

“… herhangi bir ilkeler bilgisinden, karşılaştırmalı ilişkiden, nedenlerden veya nesnenin yararından değil; güzellik ideasıyla birlikte hemen zihnimizde ortaya çıkar. Hiçbir doğru bilgi de bu güzellik hazzını artırmaz. (…) Dahası, güzellik ve uyum ideaları, diğer duyum ideaları gibi, zorunlu ve aracısız olarak bize hoş gelirler” (Hutcheson, 1973:36).

Hutcheson’a göre böyle bir haz doğaldır çünkü herhangi bir gelenek, eğitim ve örnekten bağımsız olarak ortaya çıkar. Zorunludur çünkü iradi eylemlerden bağımsız olarak vardır. Gözümüz açık olduğu sürece estetik nesneye baktığımızda istesek de istemesek de bu haz kendiliğinden ortaya çıkar. Bu hazzın doğrudan veya dolayımsız olması uzun akıl yürütmeler sonucunda veya kişinin kendi ilgisinden kaynaklanan bir ilişkiden veya yarardan ortaya çıkmamasını ifade eder.

Hutcheson, güzellik hazzının kaynağının ne olduğu sorusunu araştırırken bu hazzın nesneden kaynaklanan özellikleri üzerinde de durur. Güzellik hazzı iç duyudan kaynaklanmakla birlikte nesnelerin nitelik ve özellikleriyle ilişkisiz değildir. Hutcheson, bu hazzın nesnelerin hangi niteliğinden kaynaklandığını incelerken Locke’ın birincil ve ikincil derece nitelikler ayrımından hareket eder. Ona göre, güzellik hazzı doğrudan nesnelerin birincil niteliklerinden değil, onların birlik veya uyumluluk niteliklerinin bir unsuru, ‘çeşitlilik içinde birlik’ niteliğinden kaynaklanır:

“Bizde güzellik idealarının coşkusunu yaratan figürler, içinde birlik içinde çeşitlilik olan şeylerdir. …Nesnelerde güzellik diye adlandırdığımız şeyler, matematiksel dilde konuşmak gerekirse, birlik ve çeşitliliğin birleşik oranı gibidir. Öyle ki, nesnelerin birliği aynı olduğunda güzellik çeşitliliktedir; çeşitlilik aynı olduğunda güzellik birliktedir. İlkin, birliği aynı olanlarda çeşitlilik güzelliği artırır. Eşkenar üçgenin güzelliği kareden; kareninki beşgenden; beşgeninki altıgenden daha azdır. …Aynı çeşitliliğe sahip olanlar arasında da daha fazla birlik güzelliği artırır: Bir eşkenar üçken, hatta ikizkenar, çeşitkenarın; bir kare ise eşkenar dörtken veya farklı açılı dörtgenin üstünde yer alır” (Hutcheson, 1973:40-41).

Hutcheson, matematik şekiller üzerinden açıklamaya çalıştığı ‘çeşitlilik içinde birlik’ ilkesinin tüm sanat eserleri için aynı şekilde geçerli olduğunu belirtir. Ona göre, sanat eserindeki güzelliğin temeli parçalar arasındaki birliğin ve her bir parçanın bütüne olan oranında yatar. Bu oran ve orantı ilişkisi Çin, İran, Yunan ve Roma sanatlarında farklılık gösterir. Bu farklılık bu medeniyetlerin sanat ve estetik anlayışlarını birbirinden ayıran bir özellik olarak ortaya çıkar.

Francis Hutcheson’a göre iç duyu, nesnelerin birlik ve çeşitlilik niteliklerine duyarlı olduğu için güzellik öznel bir duygu olmasına karşın estetik yargılar bireye göre değişen ve göreli yargılar değillerdir. Çünkü estetik yargılar tüm güzel nesnelerde var olan nesnel niteliklerle ilişkilidir. Aşağıda göreceğimiz gibi, bu sorun Hume’un ele aldığı konulardan biridir.

Kaynak: ESTETİK VE SANAT FELSEFESİ, s. 99-101, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2574, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1544

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...