Felsefe Tarihi Bir Disiplin Olabilir mi?

felsefe Nedir

Felsefe tarihi aslında felsefenin trajik bir döneme girdiğinin itirafıdır. Felsefe tarihi belki de artık yaşamayan bunun için de tarihinin incelenmesi gereken bir konuya dönüşmüştür.

Bunun yanında felsefe tarihini tam da felsefenin başından beri yapılan eleştirel yöntemi olarak görmemiz de mümkün olabilir. Örnek vermek gerekirse, Aristoteles’in Metafizik adlı kitabı bir felsefe tarihi kitabı olarak görülebilir. Çünkü Aristoteles kendisinden önce gelen filozofların tümünü eleştiriye tabi tutmuş ama bunların aynı zamanda bir felsefi gelişim içinde önemli olduklarını doğrudan ifade etmese de yardımcı olduklarını ortaya koymuştur.

Bu yöntem, felsefi görüşün olması için eleştirelliğin olması gerektiğini göstermektedir. Bir diğer deyişle felsefi görüşlerin birbirlerini eleştirmesiyle felsefenin geliştiğini tecrübe ediyoruz. Bunun önemli bir nedeni, felsefecilerin hakikate ilişkin taleplerinin ortak olmasıdır. Hakikate ilişkin talebin olması anlaşılırdır ama bunun karşılanacağından emin olmamak gerekir.

Bunun için hakikatin antik anlayışta hikmet olarak anlaşılması bu talebin karşılanmasına yönelik getirilmiş bir özeleştiridir. Dikkat edilmesi gereken bir husus hakikatin olmadığı tarzda sofistik bir yaklaşımdan ziyade hakikatin olduğu ve hatta olması gerektiği ama bunun insan aklı tarafından kuşatılamayacak derecede engin olduğudur.

Modern Dönem’de Descartes bu hakikat talebini özne merkezli düşünmeye indirgemek istemiştir. Antik Dönem’de düşünme doğanın yani özne dışındaki alanın yasası iken ahlaki bir anlamda ele alınma imkânına da sahipti. Modern özne böyle bir ahlakilik kaygısından uzak bir biçimde düşünmesini kullanmıştır.

Aslında bu, yukarıda göstermeye çalıştığımız üzere modern bilimin talebiyle ilgilidir. Modern bilim, felsefenin kendisiyle arkadaş olarak devam etmesi için metafiziği ve teolojiyi çıkarma talebinde bulunmuştur. Bunun için Descartes’in ortaya koyduğu res extensa, teolojiden ve metafizikten arındırılmış bir dünya tasavvurunu karşımıza koyar. Bir diğer felsefe tarihçisi olan Kant da kendisinden önce gelen felsefi görüşlerin ve filozofların eleştirisini yapar.

David Hume, Descartes, Aristoteles, Eflatun bunlardan birkaçıdır. Kant bu filozofları eleştirirken bunların yaptıkları hatalardan sonra felsefenin nasıl olması gerektiğine dair nihai bir yargıda bulunduğunu görmekteyiz. Bunun için eserinin bütün filozofların akıl yürütmesinin eleştirisi olarak Saf Aklın Eleştirisi adını aldığını söyleyebiliriz.

Şu hâlde felsefe tarihi, başından beri filozofların yaptığı bir şey ve hatta kullandıkları genel bir yöntemdir. Yani özel olarak kullanılan bir yöntem olmaya gerek duyulmayacak kadar doğal olan bir yöntemdi. Hatta felsefenin biraz da bu bakış açısından çıktığını ve daha sonra da kimi filozofların bakış açılarının farklı olmaları neticesinde yöntemin oluştuğunu söyleyebiliriz. Bir başka ifadeyle felsefede birbiri ardına gelen düşünürlerin birbirlerini eleştirmeleri sonucu felsefe giderek olgun bir kimliğe kavuşmuştur.

Önemli olan bir diğer husus, felsefe tarihinin sorunların ve kavramların tarihi olarak görülmesidir. Bu, bir bakıma doğrudur. Felsefe, sorunların çözülme alanıdır. Bu sorunların kolayca çözülmeyeceğini çünkü en başından hakikat denilen bir cevabı beklediğini ifade etmiştik. Bugün felsefenin hakikate ilişkin talebinin aynı kuvvette olmadığını biliyoruz.

Bunun için felsefenin de etkisinin ya da öneminin insanların zihninde azaldığını söylememiz gereklidir. Felsefenin etkisini kaybetmesinde kısmen bugünün bilim anlayışının inanılmaz bir hızla gelişmesinin ve bilimin detaylara girmesinin de pay sahibi olduğunu söyleyebiliriz. Felsefe daha çok insan hayatında ilişkin olarak açıklamalara giren disiplinler neticesinde etkinliğini kaybetmiştir. Felsefenin yerini psikoloji ve sosyolojiye bırakması da bununla ilgilidir. İnsan hayatı bilimin talep ettiği gibi ele alınmak istenince sosyoloji ve psikoloji meydana gelmiştir. Elbette bugünün bilimlerinde gayeci bir yaklaşımdan ziyade olguları ve olayları tasvir etmeye yönelik bir yaklaşımın olmasının etkisi vardır.

Felsefenin kavramlarının ve sorunlarının tarihi olarak incelenmesi eğer bugünün kavramlarıyla bir mukayese yapmak amacıyla olursa bunun anlamlı olacağını söyleyebiliriz. Aksi takdirde felsefenin etkisi giderek azalacaktır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*