Felsefe.Gen.TR

Felsefe maceracı zihinler için neden ideal bir yol arkadaşıdır?

Felsefe maceracı zihinler için neden ideal bir yol arkadaşıdır?

Bu makale Sosyolog Ömer Yıldırım tarafından www.felsefe.gen.tr için, Doç. Dr. Emily Thomas’ın* “Why philosophy is an ideal travel companion for adventurous minds” isimli makalesinden Türkçeye çevrilip derlenerek hazırlanmıştır. Alıntılanması durumunda kaynak gösterilmesi, ahlaklıca olanıdır.

2019’da dünya çapında 1,4 milyar uluslararası turist seyahat etti. Gezegenimizin yalnızca 7,7 milyar insanı barındırdığını göz önüne aldığımızda, bu sayı tek başına birçoğumuzun seyahat ettiği anlamına geliyor.

Dünya Turizm Örgütü bunun iki ana motivasyon kaynağı bulunduğunu aktarıyor:

  1. Değişiklik için seyahat”: Yerel eğlenceleri tatmak, gerçekliğe kucak açmak ve dönüşüm yaşamak.
  2. Göstermek için seyahat”: Instagramlanabilir anlar yaşamak ve paylaşılabilir mekânlar bulmak arzusu.

Bence her iki eğilim de bilinmeyene ve aşina olunmayana duyulan meraktan kaynaklanıyor.

Tarih boyunca insanlar her zaman yeni deneyimler, yeni yaşama biçimleri ve başkalarına gösterebilecekleri yeni şeyler aradılar. Tatil dergilerinin “gözden kaçan” ve “bilinmeyen” yerleri ziyaret etmekle ilgili yazılarla dolu olması da bunun bir göstergesi. Ayrıca bu merakın çok uzun da bir geçmişi var.

Şöyle ki Apsley Cherry-Garrard, Antarktika keşiflerinin başından sonuna kadar “bilinmeyen” yerleri keşfetmek için yanıp tutuşuyordu. Yine Mary Kingsley; ay ışığı altında, “bilinmeyen” bir Batı Afrika nehrinde kanoyla aşağıya doğru inmenin “katıksız zevkini” ve haritalarda “görünmeyen” bölgeleri ziyaret etmenin tatlı hazzını anlatıyordu. Sonra Joseph Conrad’ın “Heart of Darkness”indeki bir karakter, “dünyadaki kimsesiz alanların” ne kadar da “davetkâr” göründüğünü aktarıp bize “en büyük ve en kimsesiz” olan yerlere dönük hissettiği özlemi tanıttı.

kano, nehir, kürek, manzara, dağ

Felsefe de seyahat etmek gibi, bilinmeyeni keşfetmekle ilgilenir.

İrlandalı filozof George Berkeley, idealizm üzerine çığır açan kitaplarından birinde, kendi araştırmalarını “felsefenin vahşi labirentleri” boyunca yapılan zorlu bir seyahat içeren “uzun bir yolculuk”a benzetir.

İskoç aydınlanmasının en büyük filozoflarından birisi olan David Hume da “A Treatise of Human Nature” isimli radikal septik çalışmasında benzer düşünceleri dile getirdi.

Kendini, sığ sularda karaya oturan bir geminin enkazından kıl payı kurtulan bir denizci olarak hayal eden Hume, buna rağmen, bilinmeyene doğru yolculuk edebilmek için aynı “fırtına yemiş gemi” ile tekrar denize açılmaya karar verdi.

DÜŞÜNCENİN VAHŞİ LABİRENTLERİ

Seyahat felsefesi” bir felsefi disiplin değildir. Bu, üniversitelerde okutulan bir ders veya bir konferans konusu da değildir. Ayrıca “büyük felsefi gezginler listesi” diye bir listeye de ulaşamayız. Ancak, benim yeni kitabım “The Meaning of Travel: Philosophers Abroad”da da dile getirdiğim gibi, seyahat ile felsefe yüzyıllardır sessiz bir biçimde yaşadıkları aşkın tadını çıkaran bir ikilidir.

uçak, kitap, yolculuk

Gezginler ve filozoflar, bilgilerinin sınırlarını zorlamayı ve dünyanın nasıl göründüğünü öğrenmeyi amaçlar.

Maceraperest gezginler, yeni yerler keşfetmeyi arzu ederler. Dünya’nın keşfedilmemiş okyanuslarını ve uzak yıldızların etrafındaki gezegenleri bile… Radikal filozoflar yeni sorular yaratırlar ve eski varsayımları yerinden oynatırlar: Zaman denilen şey nedir? Ya da madde?.. Veya iyilik?..

Burada felsefe ve seyahatin tek ortak noktasının bilinmeyeni bilmeyi istemek olduğunu düşünebilirsiniz. Zira seyahat; trenler, pasaportlar ve bagajlar anlamına gelir. Felsefe ise kitaplar, ahlak tartışmaları ve sakallı Yunanlılar demektir. Ancak bütün bu farklılıklarına rağmen, seyahat ve felsefe birbirine sıkıca dolanmış durumdadır. Seyahat felsefeyi, felsefe de seyahati etkilemektedir.

Seyahat etmek, filozofların yeni sorular yaratmasına yardımcı olabilir.

Örneğin, 17. yüzyılda Avrupalı gezginler yabancıların gelenek ve inançlarını toplu hâlde kendi memleketlerine taşımaya başladılar.

Liberalizmin babası” ve doymak bilmez bir gezi kitapları okuyucusu olan John Locke, Avrupalıların şok edici bulduğu uygulamaları ele aldı. Locke “Concerning Human Understanding” isimli çalışmasında Gürcistan, Karayipler ve Peru halkları arasındaki yamyamlığı ve ateizmin Çin’de ve Tayland’da yaygınlaşmasını anlattı.

Bu tespitlerin birçoğu hatalıydı: Çin ve Tayland’ın köklü dini gelenekleri varken yamyamlıkla ilgili kayıtlar da abartılıydı.

Ancak bu metinler, gezegenin dört bir yanındaki insanların ahlaki ve dini konularda ortak bir noktada bulunmadıklarını ortaya çıkıyordu. Ve Locke bu anlaşmazlıkları felsefi bir soru yaratmak için kullandı:

“İnsanların doğuştan gelen bilgileri ve fikirleri var mıdır?”

Locke için cevap “hayır”dı.

YENİ SORULAR

Seyahat bugün bizi hâlâ yeni sorular üretmemiz için telkin ediyor.

kamp, çadır, tatil

Örneğin, iklim değişikliğinden etkilenen yerlerde gerçekleştirilen “kıyamet turizmi”nin ahlaki yönü var mıdır, varsa nedir? İnsan olmayan canlıların zihinlerinin bu turizm faaliyetlerini nasıl algıladığını hayal edebilir miyiz? Uzay yolculuğu bizi nasıl etkileyebilir?

Seyahatin felsefeyi bu sorulara iterek ileriye taşıdığı gibi, felsefe de seyahat uygulamalarına yeni yönler çizer.

Yeni bir felsefi fikir, insanı bazen belirli yerlere, belirli şekillerde seyahat etmeye yönlendirir. Örneğin, Amerikalı edebiyat eleştirmeni Marjorie Hope Nicolson, “Mountain Gloom and Mountain Glory” adlı kitabında 17. yüzyılın sonlarından itibaren gelişen yeni bir uzay fikrinin, turistleri dağları ziyaret etmeye yönlendirdiğini savundu. Bu “mutlak” teoriye göre uzay, Tanrı’nın sınırsızlığı veya sonsuz varlığıydı.

Nicolson bunun, insanların dağlar gibi heybetli ve sonsuz manzaralar sunan yerleri ilahi olarak algılamasına yol açtığını savunuyor. Aynı Viktorya dönemi düşünürlerinden John Ruskin’in Alpler için yazdığı gibi:

“Dünyanın büyük katedralleri, kar sunakları…”

Ve dağlar birer katedrale dönüştüğünde, insanlar dağları ziyaret etmek istedi…

Benzer şekilde, Amerikalı filozof Henry Thoreau’nun “Walden” isimli kitabında ortaya koyduğu ıssız doğa felsefesi, insanlarda tek başlarına doğanın ıssız köşelerine seyahat etme eğilimini doğurdu ve cabin porn gibi sosyal akımlara öncülük etti.

SONUÇ

Neyin bilinmeyen olarak sayılacağı, başlangıç noktanıza bağlıdır.

İngiliz denizci James Cook için Alaska ve Avustralya “yeni” topraklardı; ama o bölgelerin yerlileri için oralar “bilindik” yerlerdi.

Roma Suriye’si, Çinli kaşif Gan Ying’e yabancıydı; ancak Suriyeliler için öyle değildi.

Bazı yolculuklar da hiçbir insanın bilmediği yerleri keşfetmeye yol açmıştı: Son Doong mağaralarının derinlikleri, Antarktika’nın kar altındaki dağları, Ay ve Mars gibi…

Filozoflar ayrıca kendileri için yeni olan, ancak başkaları için tanıdık bulunan düşünce alanlarına da girdiler. Orta Çağ Alman felsefesini ya da çağdaş Çin felsefesini araştırmaya başlasaydım, bu tecrübeye ben de sahip olabilirdim.

Ve filozoflar tamamen yeni düşünce alanlarına da girmeye çalışabilirler.

İnsanların bilmediklerinin sınırlarına baktıkları zaman, bence felsefe ve seyahatin en büyüleyici olduğu zamandır…

 


 

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer Yıldırım
Kaynak: Why philosophy is an ideal travel companion for adventurous minds 26 Temmuz 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi; Emily Thomas

* Emily Thomas, Durham Üniversitesi Felsefe Bölümünde doçenttir.

ETİKETLER: , , ,
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...